Gut sıklıkla diğer tıbbi sorunlarla birlikte ortaya çıkar.Jicht komt vaak voor in combinatie met andere medische problemen.
Albüm yapımcıları tarafından sıklıkla kullanılmaktadır.Dit wordt vaak gedaan door BIOS-fabrikanten.
Büyük Balık filminin müzikleri Burton'ın sıklıkla birlikte çalıştığı Danny Elfman tarafından bestelendi.De muziek voor de film werd gecomponeerd door Danny Elfman, die al vaker met Tim Burton samenwerkte.
Almeida, üzerine resim çalışmaları eklediği panjur gibi materyalleri sıklıkla eserlerinde kullandı.Heda gebruikte vaak dezelfde voorwerpen in zijn schilderijen.
Sıklık bozağını çıktıktan sonra sağ tarafa ayrılan yoldan gidilir.De rechtse (snelste) rotor beweegt telkens wanneer een toets ingedrukt wordt.
Sıklıkla yaşadığı akciğer kanamaları sebebiyle çalışamaz ve evden dışarı çıkamaz duruma geliyordu.Hij had regelmatig longbloedingen en was vaak niet in staat om te werken of zijn huis te verlaten.
Bunlar sıklıkla çiğ olarak da tüketilmektedir.Het gaat vaak gepaard met grondstoffen delven.
Sıklıkla günde 18 saat çalıştığı söylenir.Hij werkte vaak 17 uur per dag.
Tibetçe'deki karşılığı dorje`dir ki bu Tibet ve Butan'da sıklıkla kullanılan bir erkek ismidir.In het Tibetaans luidt het gelijknamig woord dorje dat ook veel als mannennaam voor komt in Tibet en Bhutan.
Kendisinden sıklıkla "alternatif tarihin ustası" olarak bahsedilir.Hij noemt zich 'historicus van Vergeten Zaken'.
Yahudiler sıklıkla birçok Avrupa ülkesinde katledilmiş ve buralardan sürülmüştür.Joden werden vaak vervolgd of werden verbannen uit diverse Europese landen.
Tüm dünyada sıklıkla görülen bir hastalıktır.Het is een zeldzame aandoening wereldwijd.
Bu sebepten ötürü sıklıkla Bizans'ın Marcus Aurelius'u olarak adlandırıldı.Om deze reden is hij weleens de Byzantijnse Marcus Aurelius genoemd.
Bunun için kervanlar sıklıkla ticaret yapmaktadırlar.Er wordt dan vaak handel in gedreven.
Sıklıkla geçici bilinç kaybına neden olur.Hierdoor treedt er vaak bewustzijnsverlies op.
Bu durumda da muharebe sırasında sıklıkla tutukluk yapıyorlardı.Ook ontsnappen ze hem vaak bij een arrestatiepoging.
Bu veri, haritaları, ayrıca zaman serisi veya sıklık dağılımlarını da içerir.Die gegevens kunnen bestaan uit kaarten, maar ook uit tijdreeksen of frequentieverdelingen.
Sıklıkla eşyaları çalar ya da diğer küçük şeyler için yaramazlık yapar.Hij probeert altijd iets te stelen of anderen in gevaar te brengen.
Romantizm sıklıkla kullanılır.Het zijn vaak romantici.
Sıklıkla uygulanan tedavi yöntemleri; cerrahi, kemoterapi ve radyoterapidir.Gebruikelijke behandelingen zijn onder meer chirurgie, chemotherapie en radiotherapie.
Fotomaskeler fotolitografide sıklıkla kullanılırlar.Valse kleuren worden vaak gebruikt in satellietfoto's.
Novo, nükteleriyle sıklıkla dikkat çekerdi.Sijnde genaempt griffeendt ofte cermes gaensen.
Özellikle Kuzey Amerika'da yetişkinler ve çocuklar tarafından sıklıkla tüketilmektedir.Hij wordt met name in de Maghreb-landen door mannen en vrouwen gedragen.
Ranger'ler western film ve çizgiromanlarında sıklıkla konu edilir.De postkoets figureert daardoor vaak in westernfilms en -boeken.
Bu ritmi, diğer marşlarında da sıklıkla kullandı.Dat deed hij bijna altijd, ook in veel kortere races.
Geçişlerdeki enerji düzeyleri çok büyük mesafeli sıklıklarda emisyona neden olur.De doorgelaten energie neemt per frequentie exponentieel af met de afstand.
Maskotlar sıklıkla spor kulüplerinin lakaplarıyla karıştırılır.Funsport wordt vaak verward met extreme sporten.
Bok böceği türlerinin sıklıkla oldukça özgün ekolojik gereksinimleri vardır.Nauw verwante soorten hebben vaak verschillende ecologische niche.
Güç ve enerji, sıklıkla karıştırılır.De begrippen spanning en stroom worden vaak met elkaar verward.
Grup teorisi, kriptografide sıklıkla kullanılır.Deze techniek wordt veelvuldig toegepast binnen de cryptografie.
Jeff Hardy bu hareketi sıklıkla uygulamaktadır.De beroemde Harry Houdini deed dit veelvuldig.
Açıkça ifade ettiği eşcinsel eğilimleriyle tanınırdı ve sıklıkla uyuşturucularla ilgili deneyimlerini yazardı.Hij is vooral bekend door zijn tangofilms, die dikwijls seksueel getint waren.
Genelde iki yavru doğar, daha az sıklıkla da bir veya üç yavru.Meestal worden er twee jongen grootgebracht, soms één of soms drie.
Fakat bu işaretler, teşhis konulmuş yetişkinlerin hayat hikâyelerinde sıklıkla bulunmaktadır.De verhalen gaan vaak over het leven van de opvoerende mensen.
Amor fati, Friedrich Nietzsche'nin eserlerinde sıklıkla kullandığı bir terimdir.Haar denkbeeldige reizen hebben vaak hun oorsprong in de brieven van Friedrich Nietzsche.
Uzun süreli sürekli atışlarda namlu sıklıkla değiştirilerek soğuması sağlanmalıdır.Bij het schieten wordt de loop erg heet en moet daarom regelmatig gewisseld worden.
Sıklıkla, hatalı bir şekilde, harfin işaret ettiği ses ka denilerek isimlendirilir.Het nummer wordt ten onrechte vaak Haat genoemd.
Bu durum sıklıkla öngörülemeyen ve kontrol edilemeyen bir şekilde gerçekleşmektedir.In zijn verhalen beschrijft hij vaak een onvoorspelbare en oncontroleerbare werkelijkheid.
Sıklıkla, yaşayan fosil olarak anılırlar.Deze soort wordt hierom soms wel als levend fossiel gezien.
Sıklıkla heykeli kaideden indirme yeniliği ile anılır.Vaak wordt dit verward met het begrip noodlanding.
Çocukken zayıftı ve sıklıkla hasta oluyordu ama buna rağmen derslerinde üstün başarı gösteriyordu.Gamal was als kind zwak en ziekelijk, en bijgevolg las hij veel met zijn vader.
Işığın ayarı geçişin “kırmızı” (yani daha düşük sıklıkta) sına dönüşür.De rivier is daar van het een op het andere moment rood geworden ('van bloed').
Yanı sıra, bilgisayar grafik uygulamalarında lineer interpolasyon sıklıkla kullanılır.Dat is de reden dat percentielen vaak via lineaire interpolatie worden berekend.
Albümün teklileri "There There", "Go to Sleep" ve "2+2=5" radyolarda sıklıkla çalındı.Van het album werden drie singles getrokken, There There, Go to Sleep en 2+2=5.
Fakat duygular sıklıkla korundu.Sommige nummers werden vaak gecoverd.
Sıklıkla kilim ile karıştırılır.Het wordt vaak verward met stibniet.
Yerel dolandırıcılıklar sıklıkla çevrimiçi çöpçatanlık servislerinde birisiyle tanışmayı içerir.Vaak treden de stadsbeiaardiers bij elkaar op in een soort uitwissellingsronde.
Passé composé Fransızca'da geçmiş zamanı ifade ederken sıklıkla kullanılan bir zaman biçimidir.De passé composé is een werkwoordsvorm in de Franse taal.
Fakat genelde çok düz olan bu adalar sıklıkla sular altında kalır.Nadeel was wel dat deze weilanden vaak onder water stonden.
Sıklıkla çiğ balık yeriz.Wij eten dikwijls rauwe vis.
Tom ne kadar sıklıkta Fransızca dersleri alır?Hoe vaak heeft Tom Franse lessen genomen?
Çocuklar sıklıkla ıspanaktan nefret ederler.Kinderen hebben vaak een hekel aan spinazie.
Helis, 2003'ten bu yana internette sıklıkla "Tanrı'nın gözü" olarak anılır.Od 2003 w internecie czasem nazywano tę mgławicę „Okiem Bożym”.
Gerçek dünyada kanıtlar sıklıkla karmaşık ve çok yönlüdür.W rzeczywistym świecie dowody są często skomplikowane i wieloaspektowe.
Bugün en büyük sıklıkta kullanılan yarda, uzunluk değeri 0,9144 m'ye eşit olan "uluslararası yarda"dır.Najpowszechniej używanym jardem jest jard międzynarodowy, mierzący dokładnie 0,9144 metra.
Hayatının geri kalanında Phil Donahue talk showunda sıklıkla görünmeye başladı.Przez resztę życia Ryan często pojawiał się w programie Phila Donahue.
İdrar yolu enfeksiyonları yaşlılarda sıklıkla belirti vermez.Objawy zakażenia dróg moczowych często nie występują u osób starszych.
Bu fobi sıklıkla genç yaşta ortaya çıkmasına rağmen, daha sonradan da gelişebilir.Chociaż ta fobia jest często doświadczana w młodym wieku, może rozwinąć się w późniejszym życiu.
Sıklık bozağını çıktıktan sonra sağ tarafa ayrılan yoldan gidilir.Jej korpus jest zwrócony lekko w lewo, podczas gdy głowa jest obrócona w prawo.
Sıklıkla türbin ve kompresör tek bir şaft vasıtasıyla mekanik olarak bağlanır.Często turbina i sprężarka są mechanicznie sprzężone ze sobą pojedynczym wałem.