sıkıntı ile cümle
sıkıntı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Bazı teknik sıkıntılar var.Състезанието е белязано с множество технически проблеми.
Finansal sıkıntılara rağmen liseyi okudu.Въпреки тежкото положение той успява да посещава гимназия.
En büyük sıkıntı su sıkıntısıdır.Най-лошо било водоснабдяването.
Özellikle ekonomideki sıkıntı Yılmaz ve Pakdemirli'yi endişelendiriyordu.Това до голяма степен скова работата ми и ме притесни извънредно.
Kitâb-ı Mukaddes'te son zamanlar: "Fakat şunu anla ki 'son günler'de sıkıntılı zamanlar gelecek.Uđite u njega, u miru, ovo je Dan vječni!"
Bu namazı kılanlar mahşer sıkıntısı çekmezler.Isključeni su jedino oni, koji se ne odazovu pozivu.
1980'li yılların sonunda, Carlos Menem yönetimindeki ülke çok ciddi ekonomik sıkıntılarla karşılaştı.Do kraja 1980-ih, za vrijeme mandata predsjednika Carlosa Menema, Argentina je prolazila kroz ekonomsku krizu.
Sürekli bir iç sıkıntısı duyan Mürşit ise bir türlü hayalini kurduğu uzaklara gidememiştir.Mjesečar se u budnom stanju obično ne sjeća onog što je činio tijekom sna.
Kısa sürede bunun kolay bir iş olmadığını anladılar ve geçim sıkıntısına düştüler.Brzo je postalo jasno da to neće ići glatko i bez problema.
Bu cephane sıkıntısı öğleden sonraki saatlerde giderildi.Topnički napadi nastavili su se i poslijepodne.
Bu yüzden piyasada büyük sıkıntılar meydana geldi.To je prouzrokovalo velike gužve u prometu.
Bu sıralarda kilo verme sıkıntısı oluştu.U to je vrijeme proigrao rukomet.
Hükümdarlığı biraz sıkıntılıydı.Njezina je vladavina bila puna nevolja.
Chris O'Dowd rolü Franklin Portman, Jake'in Abraham ile sıkıntılı ilişkisi olan İrlanda'lı babası.Chris O'Dowd kao Franklin Portman, Jakeov otac.
Gayet parlak bir öğrenciydi, ancak yaramazlıkları sebebiyle okul hayatında sıkıntı yaşadı.Iako je bio izvrsnim učenikom, osuđen na gubitak prava školovanja u cijeloj BiH.
Sıkıntı içinde çırpınıp duruyormuş.Održava se u Požegi.
Köy sakinlerinin çoğu ekonomik sıkıntılar nedeniyle göç etmişlerdir.Stanovništvo se iseljava najviše zbog ekonomskih razloga.
Sıklıkla konudan bahsederken sıkıntılı oldukları göze çarpar.Ona se primjenjuje često u vezi punjenja protivnika.
Yaşamı geçim sıkıntıları içinde geçti.Život je završio u potpunoj bijedi.
Dilber sıkıntılı yıllar geçirir.Ivicu očekuju teški dani.
Dizinin başlarında, tıbbı bilgi, tecrübe, ilaç ve malzeme eksikliği yüzünden biraz sıkıntı çekmiştir.Na začiatku seriálu je ohromená tým že na palube lodi je nedostatok znalostí, skúseností, liekov a zásob.
Her sıkıntının sonunda mutlaka gülünecek bir şey bulunur.Vždy sa smeje na konci akejkoľvek vety, ktorú povie.
Diplomatik ilişkiler sıkıntılıydı.Diplomatické rokovania boli veľmi zložité.
Mezun olduktan sonra Einstein iki yılını sıkıntılı bir şekilde bir öğretmen işi bulmak için harcadı.Po absolvovaní štúdia mal Einstein problémy s nájdením učiteľského miesta.
Bu sıkıntılı günlerde de uzun yürüyüşlere çıkar.S radosťou sa zúčastňuje na dlhých prechádzkach.
Ekonomi ve anarşi toplumun en büyük sıkıntılarıydı.Rozpad poriadku, chaos a anómia predstavujú pre sociológiu najväčšiu katastrofu.
Şehirde gıda ve yakacak sıkıntısı vardır.V meste je nedostatok vody a potravín.
3 Şubat 1998'de ülkede artan ekonomik sıkıntılar ve muhalif baskılar nedeniyle istifa etmek zorunda kaldı.31. decembra 1999 po výraznom poklese politických preferencií a zdravotných problémoch rezignoval.
Operatörlerin şebeke sıkıntısı bulunmamaktadır.Akcionári za záväzky spoločnosti neručia.
Kulüp ayrıca ekonomik sıkıntılar yaşıyordu.Tvrdilo sa, že klub čelí finančným ťažkostiam.
Sadece sıkıntı ve öfke hissediyorum.Ľútosť, hnev a smútok.
Sert bir darbe alması durumunda sıkıntı yaşayabilecekti.Sťažne sa v prípade núdze mohli sklopiť.
Bu sıkıntılı dönemi dayanışma ile aşarak ülkeyi düze çıkarmayı başarmalıyız." dedi.Tvrdou rukou musíte odpovedať týmto ľuďom!“.
Koneig bütçe sıkıntıları yüzünden yapımcılar tarafından çağrılmamıştı.Keňa sa nezúčastnila kvôli finančným problémom.
Üstelik Alman-İtalyan araçları açısından akaryakıt sıkıntısı da baş göstermiştir.Účelom bolo prilákať zákazníkov z nemecky orientovaného automobilového trhu.
Vergi gelirinin düşmesi, Osmanlı Devleti'nin maaş ödeme sıkıntısına düşmesine neden olmuş.Znižovaním odvodov totiž dostal ríšske peniaze do neporiadku.
Kaçırmanın amacı ağır bir fidye alarak örgütün maddi sıkıntısını çözmekti.Stresová odpoveď má slúžiť k riešeniu situácie mobilizovaním všetkých síl organizmu.
Bütün Balkanlar gibi, Prizren muhiti de Balkan Savaşları döneminde büyük sıkıntılar yaşamıştır.Do nedávnej doby bolo pohorie Baba turistami úplne zabudnuté v dôsledku vojny na Balkáne.
Fakat su sıkıntısı devam etmektedir.Začne však mať dýchacie problémy.
Sefer, henüz başlangıçta yaşanan sorunlar yüzünden sıkıntılı başladı.Expedícia sa brodila s problémami od samotného začiatku.
Bu sıkıntıdan kastı, kendisinin yöneteceği sıkı bir askeri eğitimdi.Od svojich vojakov vyžadoval prísnu disciplínu, ktorú si bol schopný vynútiť.
Sezon sırasında en dikkat çeken konu ise yaşanan maddi sıkıntılardı.Najčastejšie riešenou problematikou tej doby bola otázka bývania sociálne najslabších vrstiev.
Bazı dinozorlar ot, bazıları da et yediklerinden yiyecek sıkıntısı çekmediler.Niektorí boli bohatí, iní nemali ani na obed.
1990'larda mali sıkıntılar yaşayan şirket 1997 yılında yeniden kuruldu.Zrútenie trhov s nehnuteľnosťami prišlo náhle v roku 1990.
İçine düştüğü ekonomik sıkıntılar onu öz vatanına, İstanbul'a dönmesini zorunlu kılmıştır.Pomanjkanje denarja ga je prisililo da se je vrnil v domovino.
1905 yılında ailesinden kalan ekonomik sıkıntılardan dolayı doğduğu köyüne geri döndü.Leta 1905 se je zaradi finančnih težav, v katerih se je znašla njegova družina, vrnil v svojo rodno vas.
Finansal sıkıntılar bazı takımları Formula 1’i bırakmaya zorladı.Namreč zaradi finančnih težav jih je več zapustilo Formulo 1.
Ancak mali sıkıntılar ve güvenlik sorunları sebebiyle 1990'larda projeye ara verildi.Projekt so zaradi cene in drugih težav v 1990ih preklicali.
Bu durumda ailesinin maddi sıkıntıları da önemli bir rol oynuyordu.Pri tem je pomembno vlogo igrala vojaška preteklost njegove družine.
Kütüphane ve şapel binaları, kolejin süregelen maddi sıkıntılarına rağmen 17. yüzyıl ortasında tamamlanmıştır.Freske in frizi v notranjosti so se večinoma ohranili v svojem zgodovinskem stanju iz 17. stoletja.
En büyük sıkıntı su sıkıntısıdır.Slabost pa je velika cena težke vode.
Bunaltan, sıkıntı veren demektir.Zehanje – izraža dolgčas.
Dilber sıkıntılı yıllar geçirir.Kalek, se začne težavno leto.
Kaynaklar yetersiz olduğunda bazen kış bitiminde ilkbaharda gıda sıkıntısı yaşanırdı.Ko je nastopila zima, jim je že skorajda zmanjkalo hrane.
Bu yüzden piyasada büyük sıkıntılar meydana geldi.Prav zaradi tega je na tržišču poplava različic.
1985-1986 sezonu sonunda ise maddi sıkıntılardan dolayı ligden çekildi.Zgodovina se je ponovila 1985-1986, ko je podjetje bankrotiralo zaradi še ene naftne krize.
Bir süre geçim sıkıntısı çekti.Preživljal je nemirno obdobje.
Ancak kulüp maddi sıkıntılar nedeniyle bir üst lige çıkamamıştır.Študija ni dokončala zaradi težkih materialnih razmer.
Bu "Büyük Sıkıntı" adı verilen bir dönemin başlangıcı olacaktır.To je obdobje tako imenovanega imperializma.
Çünkü maddi olarak sıkıntı içerisindeydi.Največ zaradi mehanskih težav.