sıkıntı ile cümle
sıkıntı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
"Sıkıntı yok!".Tak masalah.”
Yaşamı geçim sıkıntıları içinde geçti.Kehidupannya penuh kesulitan.
Vahiy 7:15 Bana dedi ki, "Bunlar o büyük sıkıntıdan geçip gelenlerdir.Kejadian 7:20: "Sampai 15 hasta di atasnya bertambah-tambah air itu..."
Bu namazı kılanlar mahşer sıkıntısı çekmezler.Dan hadits yang menjelaskan salat tasbih tidak kuat".
Maria Christina ise ekonomi sıkıntıları atlatmak için liberal muhalefetten destek aramaya karar verdi.Maria Christina lalu tergerak untuk meredam rasa keberatannya.
1985-1986 sezonu sonunda ise maddi sıkıntılardan dolayı ligden çekildi.Dari 1985 hingga 1990, ia berkecimpung dalam bidang bisnis.
Ekonomik sıkıntı çekti.Kesulitan ekonomi.
1913'te sıkıntılardan dolayı ikinci lige düşen Arsenal, Highbury semtinde yapılan Arsenal Stadyumu'na taşındı.Pada tahun 1913, hal itu bergerak ke utara melintasi kota Stadion Arsenal di Highbury.
Ba, Ocak 2011'de takımda yaşadığı bazı sıkıntılardan dolayı Hoffenheim'dan ayrıldı.Ba meninggalkan Hoffenheim dengan alasan sengketa dengan pihak klub pada bulan Januari 2011.
Doğumu sıkıntılı geçen kraliçe oğlunun vaftiz törenine katılamamıştır.Konon seorang anak miskin tidak mampu memberi hadiah Natal bagi Kristus.
Marshall ise işte sıkıntılıdır.Ferrari sepertinya memang dalam masalah.
İçine düştüğü ekonomik sıkıntılar onu öz vatanına, İstanbul'a dönmesini zorunlu kılmıştır.Keadaan itu memaksa dia harus kembali ke Belanda.
Bu durumda kıyı alanındaki değişimlerin nedenlerine saptamada sıkıntı yaratmıştır.Akibatnya, garis pantai mengalami perubahan.
Dört İmparator Yılındaki iç savaş tarihçiler tarafından sıkıntılı bir dönem olarak tanımlanır.Cuộc nội chiến thời kỳ bốn hoàng đế được miêu tả bởi các nhà sử học cổ như một thời kỳ đại họa.
Bu düşüşün en büyük sebebi işsizliğin yol açtığı geçim sıkıntısıdır.Hậu quả tồi tệ nhất của sự suy giảm này là tình trạng thất nghiệp gia tăng.
Kulüp ayrıca ekonomik sıkıntılar yaşıyordu.Nhóm cũng gặp khó khăn về tài chính.
Şehrin halkının gıda sıkıntısı çektiği belirtilmektedir. ^Jim cho rằng có lẽ thành phố đang dần cạn kiệt thức ăn cho chúng.
Fakat su sıkıntısı devam etmektedir."Nước vẫn tiếp tục dâng.
(Hikaye çok güzel ancak tarih sıkıntılı görünüyor.Thị giác không tốt, nhưng khứ giác rất tốt.
Peru'da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek.Tại Thái Lan, hơn một triệu gia đình bị thiếu nước trầm trọng.
"Sıkıntı yok!".Không có gì cả".
Cephane ve yiyecek sıkıntısı had safhadadır.Đạn dược và lương thực cạn kiệt.
Bu namazı kılanlar mahşer sıkıntısı çekmezler.また礼拝が世俗の豪華さに妨げられないようになっている。
Ancak direniş beraberinde bir miktar zammı getirse de sıkıntı gene de sürmektedir.ある程度力が付くと(呪によって束縛を解除することで)下人から魔人へなれるようだ。
Sadece sıkıntı ve öfke hissediyorum.私は嫌悪と怒りを感じます。
Daha sonra da sürülenlerin yoksulluk sıkıntısından söz etti.また貧民には貧しいことを恥じるべきであるとした。
Kişinin kendisinde ve/veya çevresinde sıkıntı/tehlike oluşturur.本人や周囲の悩みの種でもある。
Kuşlar da sıkıntı yaratabilir.鳥もダメである。
Kulüp ayrıca ekonomik sıkıntılar yaşıyordu.どちらのクラブも財政的な問題を抱えていたための解決策だった。
Vahiy 7:15 Bana dedi ki, "Bunlar o büyük sıkıntıdan geçip gelenlerdir.19時50分に「先ほどお見苦しい所がありましたことをおわびいたします」のテロップを表示した。
Koneig bütçe sıkıntıları yüzünden yapımcılar tarafından çağrılmamıştı.藩庁は財政難から、それを許可しなかった。
Moskova'da daha sonra yer sıkıntılarından dolayı 9 ile 12 katlı binaların inşa edilmesine karar verilmiştir.モスクワでは、利用可能な土地に限りがあったため、9階建てまたは12階建ての建物に切り替える必要があった。
Ulaşım konusunda sıkıntısı yoktur.運航への支障は無し。
Bu yüzden piyasada büyük sıkıntılar meydana geldi.それゆえに市場では不振であった。
Bu “durumun” tüm sıkıntısını sessizce sineye çekti.「AIM」は、彼らをそういうすべての出鱈目から解放するために出来た。
Sıkıntılı bir şekilde sokağa çıkar ve kaldıkları yerden kasaba merkezine kadar yürür.後半はハイウェイになり、町を高所から見下ろしながら走行する。
Bir süre geçim sıkıntısı çekti.しばらくして騒ぎになった。
2011-2012 Suriye çatışmaları sırasında halk gıda, yakıt, işsizlik ve barınak sıkıntısı yaşamıştır.16世紀にも住民は戦争、飢饉、火災、ペスト禍に苦しめられた。
Diplomatik ilişkiler sıkıntılıydı.一方、外交情勢も複雑だった。
1990 ların Güneydoğusunda okuma sıkıntısının getirdiği bir eğitim düşüklüğü mevcut.)歯音前進は1990-4年にロンドン南東部で行われた調査により明らかとなった。
Sıkıntısını nişanlısı ile paylaşır.婚約者との関係を破棄する。
Bunun içinde cidi sıkıntılar yaşanmaktadır.その中で人は苦悩し続ける。
Bazı teknik sıkıntılar var.「技術的な問題が発生しています。
Dedektif Diyaz öfke kontrolü konusunda sıkıntılar çekmektedir.知的障害者は、怒りの制御に苦労する場合がある。
Bunu takip eden savaşlarda mühimmat, özellikle benzin sıkıntısı çekmesine rağmen büyük başarılar elde etti.本作戦中、砲兵、特に毒ガス弾は大きな効果を挙げた。
Bu durum gece yatmadan önce alındığında iyi olabilse de gündüz sıkıntı yaratabilir.朝食前に服用するのが困難な場合は、就寝前に服用しても良い。
Bu durum da Yugoslavya ve Arnavutluk arasında birçok sıkıntıyı doğurmuştu.このことは、クロアチアや旧ユーゴスラビア諸国の間では大きな衝撃となった。
Karşılaşma öncesi Galatasaray ve Olympiakos takımları stada gelene kadar büyük sıkıntılar yaşamışlardır.フラッシュのチームが到着する直前までワンダーウーマンとアクアマンの軍団が戦いを繰り広げていた。
Genellike kuraktır ve her zaman su sıkıntısı vardır.頭部にはくぼみがあり、そこに常に水を溜めている。
Roma Katolik Kilisesi neden ve hangi sıkıntılara uğrayacaktır?(為什麼正教會的基督徒和羅馬天主教徒"劃"得不一樣?
Köylüler bu yüzden sıkıntı çekerler.難道鄉民不怕麻煩?
Monroe'nun sıkıntılı özel hayatı çok dikkat çekti.梦露混乱的私生活受到了广泛关注。
Bu namazı kılanlar mahşer sıkıntısı çekmezler.藉人求皆捨人不依人而往也。
Ancak sıkıntılar hala devam ediyordu.然而麻煩依然不斷。
Hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntı çekti..她出獄的時候,消瘦了許多。
Yine de, Roma ordusunun en belirgin yoksunluğu olan süvari, özellikle ağır süvari, sıkıntısı aynen kaldı.但是罗马军队最明显的缺点是他的骑兵,尤其是他的重装骑兵。
Geçim sıkıntısı yüzünden okulu bırakıp çalışmaya başladı.由于他转了专业,所以失掉了那份奖学金。
Bazı teknik sıkıntılar var.這項技術一直存在不少問題。
1870 yılında babasını kaybetti ve ailesi maddi sıkıntıya düştü.1876年,其父病逝,家道中衰。
Kaslar iyice gevşer, hasta çok halsiz ve sıkıntı içindedir.將入諫,榮先入,士奇繼之,閽者不納。