sıkıntı ile cümle
sıkıntı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
En önemli sıkıntılardan biri de eğitimdir.Однією з найважливіших галузей є вища освіта.
Hükümdarlığı biraz sıkıntılıydı.Їх влада була дуже обмеженою.
Sıkıntısını nişanlısı ile paylaşır.Цим він ділиться зі своєю нареченою.
Yaşamı geçim sıkıntıları içinde geçti.Закінчив Тадей своє життя у муках.
Sıkıntılıyken bisiklet sürmeye gider.Закінчивши біг, він сідав на велосипед.
Sonuçta Kızıl Ordu sevk ve idare konusunda ciddi bir sıkıntı içine düştü.У результаті військових дій Дошно зазнало значних руйнуваль та розорень.
Sefer, henüz başlangıçta yaşanan sorunlar yüzünden sıkıntılı başladı.Але й тут неприємності починають переслідувати їх з самого першого дня.
Vezirliğinin ilk seneleri epeyce mali sıkıntı içinde geçmişti.Однак перші роки існування компанії були тяжкими у фінансовому плані.
Sadece sıkıntı ve öfke hissediyorum.Все це породило незадоволення і гнів.
İyi bir 2000-2001 sezonundan sonra, ertesi sezon kulüp bazı sıkıntılar yaşadı.Після невдалого сезону 2000—2001 стратегія розвитку клубу змінилася.
Kütüphane, bu dönemde büyük bir yer sıkıntısı yaşıyordu.На той час бібліотека була дуже бідна.
Temel kazma işine başladıktan sonra buradan çok miktarda su çıkması inşaatı sıkıntıya soktu.Після завершення будівництва греблі, незабаром після цього розпочалось заповнення водосховища.
Zulüm-Büyük Sıkıntı: Büyük Babil'in başına gelecek sıkıntıdır.Труднощі завдань, що стоять перед бібл.
Operatörlerin şebeke sıkıntısı bulunmamaktadır.Участь операторів не потрібно.
Bu sektörde de sıkıntılar mevcuttur.На жаль, й у цьому випадку існують певні проблеми.
Bu durum da Yugoslavya ve Arnavutluk arasında birçok sıkıntıyı doğurmuştu.Таке рішення призвело до нових непорозумінь між Югославією і сусідніми державами.
Bu sıralarda kulüp maddi sıkıntılar içerisindeydi.В цей час клуб неодноразово переживав трудності з фінансованням.
Özelikle 1960'lı yıllardan sonra adada su sıkıntısı oluşmaya başlamıştır.Тільки з 1960-х років на острів стали ходити перші теплоходи з туристами.
Kızının ölümü onu günden güne sıkıntılı bir hale sokar.Близькість смерті спричинила повсякденне до неї ставлення.
Peru'da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek.У Пермському краї щорічно добувається близько 10 млн тонн нафти.
Finansal sıkıntılar bazı takımları Formula 1’i bırakmaya zorladı.По завершенні проекту міст став частиною траси Формули 1.
1870 yılında babasını kaybetti ve ailesi maddi sıkıntıya düştü.У 1895 році батько помер, і сім'я опинилася в скрутному матеріальному становищі.
Bu bizim için sıkıntı değil.Для нас це не проблема.
Filmin maddi sıkıntıya girmesi üzerine Çetin İnanç, Kunt Tulgar'a danışır.Шетін Інанч радиться з Кунтом Тулгаром щодо фінансових труднощів фільму.
18 yaşında, mâli sıkıntılarla karşılaştı ve müzik, kirasını ödemek için bir yol oldu.Když jí bylo 18, setkala se s finančními problémy a hudba se stala způsobem, jak zaplatit nájem.
Diplomatik ilişkiler sıkıntılıydı.Diplomatická jednání byla velmi složitá.
Bazı teknik sıkıntılar var.Měli jsme několik selhání techniky.
"Sıkıntı yok!".Žádný problém,“.
1965 yılında kurulan kulüp, finansal sıkıntılar nedeniyle 2010 yılının Ağustos ayında feshedildi.Klub byl založen v roce 1969, zanikl v roce 2012 kvůli finančním problémům.
Ekonomik sıkıntı çekti.Nastaly hospodářské problémy.
Köyün tek sıkıntısı su kıtlığıydı.Vesnice se potýkala s nedostatkem vody.
Edirne şubesi, mali sıkıntılar nedeniyle kısa süre sonra kapanmıştır.Slovenský helsinský výbor později zanikl, a to z finančních důvodů.
Hayatının sonlarında sürekli alkol kullanımı yüzünden şiddetlenmiş nöroloji temelli sıkıntılar gelişti.Ke konci života holdoval hojně alkoholu.
En büyük sıkıntı su sıkıntısıdır.Velkým problémem je nedostatek vody.
Uzun süredir hasta olan köle bir kız, gizli bir iblis tarafından sıkıntıya uğruyordu.Měl totiž nemocnou dceru, posedlou zlým duchem.
1970'lerde havalimanı Boeing 747 gibi büyük uçaklardan dolayı alan sıkıntı yaşıyordu.V roce 1970 byl rozšířen s možností přijímat velká letadla, jako např. Boeing 767.
Ekonomideki sıkıntıların kısa vadede giderilmesi beklenmemektedir.Krátkodobá deflace nemusí v ekonomice působit nepříznivě.
Dilber sıkıntılı yıllar geçirir.Další kniha Nepokojná léta.
Geçim sıkıntısı çekmektedir.Objevují se dechové obtíže.
Dizinin başlarında, tıbbı bilgi, tecrübe, ilaç ve malzeme eksikliği yüzünden biraz sıkıntı çekmiştir.Na začátku seriálu je ohromena nedostatkem zdravotnických znalostí, zkušeností, léků a zásob na palubě lodi.
Bu icadın patenti onu ömür boyu para sıkıntısından korudu.Jeho reformní myšlenky jej ovlivnily natolik, že z nich čerpal po celý svůj život.
Sözcük; sıkıntı vermek anlamlarını içerir.Náznak: naznačíte, že chcete také něco říci.
2010-11 sezonu Fenerbahçe için sıkıntılı başlayan, ancak mutlu biten bir sezon oldu.Sezona 2010/11 však začala pro Slavii velmi špatně.
1979 yılı da sıkıntılarla başladı.Rok 1979 je rovněž rokem rozchodů.
Hükümdarlığı biraz sıkıntılıydı.Králova povaha byla složitá.
Seçim kampanyası oldukça sıkıntılı geçti.Závěr předvolební kampaně byl velmi horký.
Vahiy 7:15 Bana dedi ki, "Bunlar o büyük sıkıntıdan geçip gelenlerdir.Jeden z pasažérů v 10:00:25 zakřičel: "Do kokpitu.
Geçim sıkıntısı yüzünden okulu bırakıp çalışmaya başladı.Přes počáteční pochyby se škola do díla pustila.
Bütün Balkanlar gibi, Prizren muhiti de Balkan Savaşları döneminde büyük sıkıntılar yaşamıştır.Do nedávné doby bylo pohoří Baba turisty zcela zapomenuté v důsledku války na Balkánu.
1924 - Nakit sıkıntısına giren şirket, mal varlıklarının bir kısmını satışa çıkardı.Roku 2000 umazal část svých dluhů prodejem některých pozemků.
1980'li yılların sonunda, Carlos Menem yönetimindeki ülke çok ciddi ekonomik sıkıntılarla karşılaştı.Koncem dvacátých let 15. století Süan-teho vláda čelila vážným finančním problémům.
Lokomotiflerde yedek parça sıkıntısı baş gösterdi.U některých lokomotiv byla použita valivá ložiska.
Betis ise son yıllarda maddi sıkıntılar yaşamaktadır.Gaga čelila v posledních letech závažným zdravotním problémům.
Fakat ciddi bir içme suyu sıkıntısı vardır.I ona ovšem měla nedostatek pitné vody.
Artan işsizlik ve geçim sıkıntısı, halkı göçe zorlamıstır.Boji a bitvami míříme stále výš, Lid je pánem svého osudu.
Her nasılsa, Kuzeyli Barbarların neden oldukları sıkıntı henüz sona ermemişti.Hrozba vpádů severních barbarů však nebyla dosud zcela zažehnána.
Osmanlı ordusu ise yorgun ve su sıkıntısı çekmekteydi.Japonští vojáci však již byli vyčerpaní, unavení a potřebovali doplnit stavy.
Fakat burada da maddi sıkıntılar sebebiyle ayrılmak zorunda kalmıştır.Poté stejně kvůli mechanickým potížím odstoupil.
Gayet parlak bir öğrenciydi, ancak yaramazlıkları sebebiyle okul hayatında sıkıntı yaşadı.On byl chytrý a ve škole mu to šlo dobře.
En önemli sıkıntılardan biri de eğitimdir.Mezi jeho největší práce patří Výzva ke vzdělání.