sıkıntı ile cümle
sıkıntı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Bunlar onu bir süre oyalasa da sonunda ruhundaki sıkıntı baskın gelir.Chociaż może już żal zaczyna budzić się w jego sercu.
1870 yılında babasını kaybetti ve ailesi maddi sıkıntıya düştü.Ojciec zmarł w 1922 roku i rodzina borykała się z trudnościami finansowymi.
Bu sıkıntılı dönemi dayanışma ile aşabilir, ülkeyi düze çıkarabilir, barış ve huzuru sağlayabiliriz.Jeśli gdziekolwiek widziała przemoc, rozpościerała tam swoją moc tak aby pokój i zdrowie mogły dalej trwać.
Sert bir darbe alması durumunda sıkıntı yaşayabilecekti.Miałoby to fatalne skutki w przypadku uderzenia.
İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten sonra geçim sıkıntısı nedeniyle okulu bıraktı.Przerwała jednak studia po drugim roku, ponieważ zaszła w ciążę.
Beyin, en çok oksijen sıkıntısı durumunda tehlikeye girdiyi için sürekli denetim ihtiyacı var.Jego jedynym obowiązkiem jest dzwonienie po Atomówki w razie niebezpieczeństwa.
Finansal sıkıntılar bazı takımları Formula 1’i bırakmaya zorladı.Była to próba ograniczenia kosztów poprzez umożliwienie zespołom zakupu silników Formuły 1.
Mahallede su sıkıntısı yoktur.W mieście wody nie brakuje.
Bu göçlerin ana nedeni işsizlik ve geçim sıkıntısıdır.Głównymi problemami tej społeczności były brak pracy i mieszkań.
1965 yılında kurulan kulüp, finansal sıkıntılar nedeniyle 2010 yılının Ağustos ayında feshedildi.W 1965 roku wskutek problemów finansowych klub rozwiązano.
Her yeri titrer ve bu sıralarda Özdemir Birsel maddi sıkıntıya düşer.Wszystko układa się idealnie, aż do momentu, kiedy w ich życie wchodzi mafia.
En önemli sıkıntılardan biri de eğitimdir.Drugą istotną płaszczyzną działań jest edukacja.
Dizinin başlarında, tıbbı bilgi, tecrübe, ilaç ve malzeme eksikliği yüzünden biraz sıkıntı çekmiştir.Praca w tym okresie była bardzo trudna brakowało sprzętu medycznego, leków i żywności.
Kulübün maddi sıkıntılarını gidererek amatör kulüpler liginde 3. lige çıkmak için yarışmasına olanak sağladı.Ze względów finansowo-organizacyjnych klub zrezygnował z występów w III lidze .
İçine düştüğü ekonomik sıkıntılar onu öz vatanına, İstanbul'a dönmesini zorunlu kılmıştır.Kłopoty finansowe zmusiły go do powrotu do pirackiego życia.
Marshall ise işte sıkıntılıdır.Marszałek niepokoi się.
Dedektif Diyaz öfke kontrolü konusunda sıkıntılar çekmektedir.Park ma problemy z kontrolą swojej złości.
Bir süre geçim sıkıntısı çekti.Najprawdopodobniej przeżywał wówczas chwile depresji.
1979 yılı da sıkıntılarla başladı.Zaczęło się w 1979 roku od nieszczęśliwego przypadku.
Bu yapılırken ortaya bu dinlerin takipçileri açısından büyük bir sıkıntı çıkacaktır.W tym wypadku, moim zdaniem, jest to wyrządzanie krzywdy słuchaczom.
Kulüp ayrıca ekonomik sıkıntılar yaşıyordu.Potem klub przeżywał problemy finansowe.
Bunu bilinçle mi, içgüdüsüyle mi, can sıkıntısıyla mı yapardı?Co pociąga cię twórczo, na duchu albo emocjonalnie?
Yenidoğan sarılığı, hayata yeni başlamış bebeklerde en sık görülen sıkıntılardan birisidir.Zaskakujące jest iż dziecko wygląda na starsze niż w pierwszych dniach po urodzeniu.
Bu durum oldukça sıkıntılıdır ve müdahale edilmezse ölümle sonuçlanabilir.Jeżeli już się odbędą, walka jest bardzo zażarta i może skończyć się śmiercią.
Operatörlerin şebeke sıkıntısı bulunmamaktadır.Nie brakuje też miejsc dla klientów biznesowych.
Yıllar yılları kovaladı hiç kaybetmedikleri umutlarına çok çalışmayı, sıkıntılar çekip pes etmemeyi eklediler.Przez wiele lat zarzucano mu zaspanie na swoje zawody, czego się wypierał.
Buna karşılık baş gösteren ciddi konut sıkıntısı tam anlamıyla giderilemedi.Życie na ziemi pełne niepokoju wydaje się dla niej nie mieć żadnego sensu.
Yiyecek sıkıntısı baş gösterdi ve karaborsacılık yaygınlaştı.Ceny futer rosły, a populacja była intensywnie przetrzebniana.
Maddi sıkıntı yüzünden benzincide çalışıp, araba camı sildiğini söylemiştir.Nagle czuje swąd przypalonego tosta i słyszy samochód.
Kulüp ayrıca ekonomik sıkıntılar yaşıyordu.Då hade klubben även ekonomiska problem.
Ama bunlar olurken sıkıntılı zamanlardan geçilecek.Men innan dess skall svåra tider komma.
Kuşlar da sıkıntı yaratabilir.Striderna kan orsaka skador hos fåglarna.
Seçim kampanyası oldukça sıkıntılı geçti.Valrörelsen pågår för fullt.
Ancak ekonomik sıkıntılar ve deprem felaketi nedenleriyle 6 şube kapanmak zorunda kaldı.Han fick dock mekaniska problem och tvingades bryta efter bara sex varv.
Bu hareket ciddi mali sıkıntılar yaşayan şirkete 51 milyon £ kazandırdı.På så sätt kunde företaget, som då hade svåra ekonomiska problem, inbringa 51 miljoner pund.
Ülke çok sıkıntılı günler yaşıyordu.Men det var svåra tider i landet.
Fakat su sıkıntısı devam etmektedir.Reabsorptionen av vatten fortsätter.
Bu durum ülkede çeşitli sıkıntılara neden olmaya başladı.Som följd av detta utbröt svåra oroligheter på flera håll i landet.
Sıkıntılıyken bisiklet sürmeye gider.Det är farligt att cykla.
Şefik Can, çağının sosyal sıkıntısı ve insanların ihtiyaçları üzerine Mevlânâ ve eserlerine yönelmiştir.I dagens samhälle ställs det många krav och förväntningar på människan.
Ekonomi kötüye doğru gitmekte, yiyecek sıkıntısı yaşanmakta, işçi ücretleri çok alt düzeylerde seyretmekteydi.Folk blev friskare och levde längre, och överskottet av arbetskraft ledde till sänkta löner.
Pek çok zaman ittifak içinde bazı sıkıntılar da olmuştur.Historiskt sett har det skett många misstag i säkerheten.
18. yüzyılda ise yarımada sıkıntılı zamanlar yaşadı.Även 1500-talet var en orolig tid.
Eğitimi sırasında babası ekonomik sıkıntıya girdi ve Marbacka çiftliği satıldı.Under Lagerlöfs utbildningsperiod kom familjen på obestånd och Mårbacka fick säljas.
Marshall ise işte sıkıntılıdır.På verkstaden är Marshall nedstämd.
Bazı teknik sıkıntılar var.Förebygga kända tekniska problem.
Dört İmparator Yılındaki iç savaş tarihçiler tarafından sıkıntılı bir dönem olarak tanımlanır.Inbördeskriget under revolutionskejsarnas år beskrevs av de antika historikerna som en bekymmersam period.
Kitap Sovyet döneminin sıkıntı, ümit, ve beklentilerini yansıtır.Det är en bok om hopp, livskraft och om storslagen uppenbarelse.
"Sıkıntı yok!".Det var inte dåligt!"
Yaşamı geçim sıkıntıları içinde geçti.Hon levde sedan under svåra ekonomiska omständigheter.
İstanbul'da benzin ve su sıkıntısı sürüyor.Det pumpas fortfarande upp en del olja och gas i Pennsylvania.
Operatörlerin şebeke sıkıntısı bulunmamaktadır.Aktieägarna svarar inte personligen för bolagets förpliktelser.
1841'de geçici bir felce uğramış, daha sonradan da birçok benzer sıkıntılar yaşamıştır.Han pensionerades 1841 och levde därefter i Middelfart.
Hayatının sonlarına doğru geçim sıkıntısı çekmeye başladı.Det verkade som om han hamnade i små omständigher mot slutet av sitt liv.
Hayatının önemli bölümünde, ekonomik sıkıntılar yaşadı.Under hela sitt liv hade han ekonomiska problem.
Kuşlar da sıkıntı yaratabilir.Лисиці також можуть бути проблемою.
Ekonomik sıkıntı çekti.Економічно ситуація замучила.
1990'lar Atasoy için sıkıntılı başladı.1990-і стали складним часом для «Аеліти».
Bölgede yiyecek sıkıntısı başladı.У країні почалася продовольча криза.
Sıkıntı içinde çırpınıp duruyormuş.Тримають та розводять у неволі.