sıkıntı ile cümle

sıkıntı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Bu "Büyük Sıkıntı" adı verilen bir dönemin başlangıcı olacaktır.Isso seria algo que se poderia denominar "catástrofe de primeiro grau".
"Sıkıntı yok!".«Não Faz Mal».
Kitâb-ı Mukaddes'te son zamanlar: "Fakat şunu anla ki 'son günler'de sıkıntılı zamanlar gelecek.Porém eles muito insistiram, rogando-lhe: “Fica conosco, pois é tarde, e o dia já está chegando ao fim!”
Kulübün maddi sıkıntıları ve borçlarından dolayı ayrılmak zorunda kaldı.O movimento declinou por motivos de doença de seu líder e problemas financeiros.
Böylece ikisi arasında sıkıntılı ve zor bir dostluk süreci başlamıştır.A partir de então, começa uma intensa e complicada relação entre os três.
Sıkıntılı bir şekilde sokağa çıkar ve kaldıkları yerden kasaba merkezine kadar yürür.É possível ir a pé até lá, a partir do centro da cidade.
Bu sıkıntılı dönemi dayanışma ile aşabilir, ülkeyi düze çıkarabilir, barış ve huzuru sağlayabiliriz.Podem tirar a minha vida pelo que vale, mas garantam amor, paz e felicidade.
Hükümdarlığı biraz sıkıntılıydı.Meu reinado seria uma confusão.
Kuşlar da sıkıntı yaratabilir.Os anzóis podem também danificar as aves.
Ancak sıkıntılar hala devam ediyordu.No entanto, os infortúnios continuaram.
4. Panzer Ordusu, ciddi bir sıkıntı içindeydi.A 8.ª Divisão Panzer de Manstein foi particularmente atingida.
Şehirde gıda ve yakacak sıkıntısı vardır.Falta alimento e combustível no Mali.
Antoine, pahalı yapımlar nedeniyle mali sıkıntılar yaşadı.Tommy trabalha pesado, mediante dificuldades financeiras.
İçme suyu sıkıntısı yaşanmaktadır.Pode comprometer o abastecimento de água potável.
Enerji sıkıntısı had safhadaydı.Nossa energia juntos era forte.
En önemli sıkıntılardan biri de eğitimdir.Uma das principais características disso era a educação.
Sıkıntı, korku, zihin bulanıklığı, ajitasyona sebep olur.Ou seja a paixão, o medo e a fúria nos fazem perder o discernimento.
Finansal sıkıntılar bazı takımları Formula 1’i bırakmaya zorladı.Durante vários anos, a empresa patrocinou equipes de Fórmula 1.
Sıkıntılıyken bisiklet sürmeye gider.Depois, ao sair de bicicleta, atropela o reitor.
Sadece sıkıntı ve öfke hissediyorum.Separação: Angústia e raiva.
Sony Ericsson'un ekonomik sıkıntılarından ötürü 2 kez isim değiştirmiştir.Para se recuperar, a Sony Ericsson será obrigada a cortar pelo menos 2,000 empregos.
Arkadaşının sıkıntı içinde olduğu görünüyor.Parece que seu amigo está em apuros.
İçine düştüğü ekonomik sıkıntılar onu öz vatanına, İstanbul'a dönmesini zorunlu kılmıştır.Gebrek aan geld dwong hem echter om weer naar zijn geboortestad Straatsburg terug te keren.
Şehirde gıda ve yakacak sıkıntısı vardır.In de steden was er een tekort aan voedsel en brandstof.
Daha sonra çekeceği iki filmi için finansman bulma sıkıntısı da yaşayacaktı.Naar haar werk zou hij later nog twee documentaires verwezenlijken.
Kaslar iyice gevşer, hasta çok halsiz ve sıkıntı içindedir.De bek is snavelachtig en heeft een duidelijke inkeping in het midden.
Köy, ekonomik sıkıntı içindedir.Het dorp is zich in economische termen aan het ontwikkelen.
Para sıkıntısından İngiltere'ye dönmek zorunda kaldı.Hij is stante pede terug naar Engeland gevlogen.
21 Ağustos 1974. s. 3. ^ "Başol: Sıkıntısı çekilen mallar ithal edilecek".III 3 (7) "Hetgeen zwak is zal door hetgeen sterk is gered worden."
Kulüp ayrıca ekonomik sıkıntılar yaşıyordu.De club kreeg ook met financiële problemen te kampen.
Ülke çok sıkıntılı günler yaşıyordu.Het land beleefde ondertussen zware tijden.
Okuldaki son yılı sıkıntılı geçti.De tijd op school was moeilijk.
Ancak saat 11:00 itibarıyla cephane sıkıntısı yaşanmaktaydı.Tegen 11.00u had Sheridan een tekort aan munitie.
"Sıkıntı yok!".Ik heb daar geen problemen mee.”
Tüm aile mal varlıklarını kaybettiği için geçim sıkıntısı çekerek büyüdü.De familie is door allerlei ellende aan lager wal geraakt.
Ekonomideki sıkıntıların kısa vadede giderilmesi beklenmemektedir.Het ligt niet in de lijn der verwachtingen dat het op korte termijn zal uitsterven.
Seçim kampanyası oldukça sıkıntılı geçti.De verkiezingscampagne was bijzonder fel.
1924 - Nakit sıkıntısına giren şirket, mal varlıklarının bir kısmını satışa çıkardı.De beurskrach van 1929 bracht het gezin in moeilijkheden en men moest grote delen van het landgoed verkopen.
Bu düşüşün ardından kulüpte birçok sıkıntı yaşanmaya başladı.Vanaf dit moment ging er iets mis bij de club.
Karakterlerin yaşadığı sıkıntıları izlemek halen büyüleyici.De vrienden zijn erg verdrietig als ze de beelden zien.
Bu transferle bu sıkıntımızı çözdük.Met de fusie is dit probleem opgelost.
Av sayısının azalmasıyla avcılar besin sıkıntısı yaşar ve avcı sayısı azalır.De andere ezelinnen zijn erg treurig en de jager krijgt medelijden.
Ülkede bağımsızlığın kazanılmasından sonra belirli alanda sıkıntılar baş göstermeye başlamıştı.Vrijwel direct nadat het land de onafhankelijkheid had verworven braken er onlusten uit.
Köyün şebeke suyu mevcuttur fakat su sıkıntısı çekilmektedir.Dan arriveert de rest van het gezin, verontrust door het wassende water.
Bu durum oldukça sıkıntılıdır ve müdahale edilmezse ölümle sonuçlanabilir.Als dit gebeurt, raakt het slachtoffer bewusteloos en kan hij zelfs overlijden als niet snel ingegrepen wordt.
Backstreet Boys, ilk başlarda çok sıkıntı çekti.Retro Studios had het in het begin moeilijk.
(Hikaye çok güzel ancak tarih sıkıntılı görünüyor.Het gedicht is niet van grote kwaliteit, maar het is historisch interessant.
Kuşlar da sıkıntı yaratabilir.Grotere vogels kunnen ook een aanloop nemen.
Sıkıntı içinde çırpınıp duruyormuş.Van ontzetting valt hij in zwijm.
Sıkıntısını nişanlısı ile paylaşır.Dat is tegen de zin van zijn verloofde.
Mahallenin ekonomisi ameleliğe dayalıdır ve iş sıkıntısı çekilmektedir.De centrale draait met verlies en de provincie is bang voor een enorme kostenpost.
Fakat burada da maddi sıkıntılar sebebiyle ayrılmak zorunda kalmıştır.Daar vertrok hij vanwege betalingsproblemen.
Maddi sıkıntılardan dolayı Oscar Wilde Bookshop'un 19 Ocak 2003 tarihinde kapanılması bekleniyordu.Oscar Wilde Bookshop ze względu na finansowe trudności miała zostać zamknięta w styczniu 2003 roku.
Bu vergiler kolonilerde büyük bir sıkıntı yarattı.Ustawa wywołała ogromny sprzeciw w koloniach.
Bu namazı kılanlar mahşer sıkıntısı çekmezler.Nie przywiązywali oni wagi do modlitwy lub postu.
Bu sıkıntılı günlerde de uzun yürüyüşlere çıkar.Zwykł chodzić na długie spacery.
Vatandaşların üçte ikisi geçim sıkıntısı nedeni ile yurt dışı ya da il dışında çalışmaktadırlar.Około dwie trzecie z nich umiera bezpośrednio lub pośrednio w wyniku starzenia się.
Sonuçta Kızıl Ordu sevk ve idare konusunda ciddi bir sıkıntı içine düştü.Armia Czerwona zajęła Sulęcin i Rzepin.
Köy yaşamının sıkıntıları konu alır.Mieszkańcy wioski boją się o swoje życie.
Sadece sıkıntı ve öfke hissediyorum.Niepokój i gniew.

İlgili Sayfalar