sıkıntı ile cümle

sıkıntı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Hazinenin sıkıntısını gidermek için İmdadiye adıyla bir vergi konulduysa da bundan umulan gelir sağlanamadı.С ней он мог найти сокровища без чьей либо помощи.
Bu sıkıntıları sadece Almanlar değil, diğer Avrupalı devletler de yaşamıştır.Такая участь постигла не только немцев, но и финнов.
Çünkü onlar yalnız kaldıklarında dayanılmaz bir can sıkıntısına kapılırlar.Когда все сделаются бездеятельными, то (на земле) будет полное спокойствие.»
Sefer, henüz başlangıçta yaşanan sorunlar yüzünden sıkıntılı başladı.Но и здесь неприятности начинают преследовать их с самого первого дня.
Cephane ve yiyecek sıkıntısı had safhadadır.Было тяжело с продовольствием и боеприпасами.
Bu süre içinde en çok kalifiye eleman bulma sıkıntısı yaşanmaktaydı.Приехать в Калифорнию в те времена было очень трудно.
Sıkıntılı dönemi Eyüp ile birlikte sağ olarak atlatmıştır.Предел они сразу же установили правильный с жеребьёвкой.
Bazı dinozorlar ot, bazıları da et yediklerinden yiyecek sıkıntısı çekmediler.Динозавры не вымерли и очень хотят кушать.
Ancak kısa bir süre sonra II. Dünya Savaşı'nın getirdiği sıkıntılar inşaatı engelledi.Но нехватка ресурсов во время Второй мировой войны привела к остановке строительства.
Seçim kampanyası oldukça sıkıntılı geçti.Предвыборная кампания проходила напряжённо.
Denizdeki rüzgâr türbinleri karadakilerden daha az sıkıntılıdır.Рыбные ловли на берегу Чёрного моря были менее важны, чем дунайские.
Şehrin halkının gıda sıkıntısı çektiği belirtilmektedir. ^По-видимому, обитатели города совершали человеческие жертвоприношения.
İki tarafta da cephane ve mühimmat sıkıntısı başlamıştı.С обеих сторон в боях были задействованы бронетехника и артиллерия.
18 yaşında, mâli sıkıntılarla karşılaştı ve müzik, kirasını ödemek için bir yol oldu.وعندما كان عمره 18 عاماً، واجهت هالزي متاعب مالية وأصبحت الموسيقى هي الوسيلة لدفع ايجار منزلها.
Bu sıkıntılar üzerine hastalığı yeniden ortaya çıkar ve 24 Mart 1901 tarihinde Sivas'ta vefat eder.وقد أسهمت هذه الأزمات في أن يهاجمه المرض من جديد، مما أدى إلى وفاته في سيواس في 24 مارس 1901.
İçinde bulunduğunuz sıkıntıları, mutlaka duymak isteyenler dışında kimseye açmayın.ولا تغرس لكم الآمال إلاّ ما تجتنيه الآجال، وأقلّوا الرغبة في ما يورث العطب، فكل ما تزرعه العاجلة تقلعه الآجلة.
Himalaya Dağları'ndaki buzulların erimesi, yüz milyonlarca insan için su sıkıntılarına yol verebilir.كما أن ذوبان الأنهار الجليدية في جبال الهيمالايا قد يؤدي أيضاً إلى نقص المياه عن مئات الملايين من الناس.
İdadi’nin dokuzuncu sınıfında okurken, ailesinin maddi sıkıntıya düşmesi sebebiyle öğrenimine ara verdi.وعندما كان يدرس في الصف التاسع الإعدادي قد استراح من التعليم بسبب سقوط عائلته في ازمه ماديه.
Kaslar iyice gevşer, hasta çok halsiz ve sıkıntı içindedir.وتعطى للمرضى الذين يعانون من آلام شديدة أو ألم شديد في الساق.
"Sıkıntı yok!".حسنًا لا عليك».
Şehirde büyük bir su kıtlığı ve büyük bir su sıkıntısı başladı.واتخذوا داخل الحصن مَأْجَلاً عظيماً، وهو حوض واسع يُجمع فيه الماء.
Fakat ciddi bir içme suyu sıkıntısı vardır.وكان هناك نقص حاد في مياه الشرب النقية.
Eşi ve metresi arasında kalmanın sıkıntısını yaşadı.وعاش في محنه بسبب بقاءه بين عشيقته وزوجته.
Seçim kampanyası oldukça sıkıntılı geçti.و لوحظ أن حملته الانتخابية كانت مكلفة.
Çocukluğu çok sıkıntı içinde geçti.واصفا طفولته بالمضطربة.
Bu durum büyük bir sıkıntı yaratmaktadır.وهذا يخلق وضعا خطيرا للغاية.
Üzüntü ve sıkıntı dikenine takılan eteğimdir.)كما في (اُلملم، ويلملم).
100. günde yiyecek sıkıntısı başlar.و استمر إضرابه عن الطعام 130 يومًا.
En önemli sıkıntılardan biri de eğitimdir.إن أحد أهم الاستعدادات الفطرية هو الاستعداد الدراسي.
Abdülaziz döneminde mali sıkıntılara rağmen modernleşme çalışmaları hız kazandı.وفى عهد عبد العزيز بالرغم من الأزمة الإقتصادية إلا أن عمليات التجديدات زادت من سرعتها .
Çünkü onlar yalnız kaldıklarında dayanılmaz bir can sıkıntısına kapılırlar.ويقال: أَصابتهم جَلِيفةٌ عظيمةٌ إذا اجْتَلَفَتْ أَموالَهم، وهم مُجْتَلَفُون.
Bu sıkıntıları sadece Almanlar değil, diğer Avrupalı devletler de yaşamıştır.وليست هذه المشكلة عند العرب فحسب، بل هي موجودة أيضا عند الأوروبيين والأمريكيين وغيرهم.
Diplomatik ilişkiler sıkıntılıydı.العلاقات الدبلوماسية كانت ضيقة تقليديا.
Yiyecek sıkıntısı baş gösterdi ve karaborsacılık yaygınlaştı.وكانت البطالة منتشرة وتصاعدت تكلفه الغذاء.
Devlet büyük bir mâli sıkıntı içinde bulunmaktaydı.كانت الجمهورية في حالة فوضى عارمة.
Diplomatik ilişkiler sıkıntılıydı.As relações diplomáticas foram intensas.
18 yaşında, mâli sıkıntılarla karşılaştı ve müzik, kirasını ödemek için bir yol oldu.Aos 18 anos, encontrou-se em problemas financeiros e a música tornou-se uma forma de pagar suas contas.
Mezun olduktan sonra Einstein iki yılını sıkıntılı bir şekilde bir öğretmen işi bulmak için harcadı.Depois de formado, Einstein passou quase dois anos frustrantes procurando um cargo de professor.
Bu tarihlerde bir sıkıntı vardır, halife Memun 833 yılında ölmüştür.Há uma discrepância neste registro, uma vez que o califa faleceu em 833.
Uzun süredir hasta olan köle bir kız, gizli bir iblis tarafından sıkıntıya uğruyordu.Uma escrava havia muito estava doente, perturbada por um demônio escondido.
Bu hareket ciddi mali sıkıntılar yaşayan şirkete 51 milyon £ kazandırdı.Esta ação arrecadou £51 milhões para a empresa, que estava a enfrentar dificuldades financeiras.
Bununla birlikte, daha fazla sağlık sıkıntısı, 1961 ve 1962 başlarında revizyonları yavaşlattı.Porém, outros problemas de saúde acabaram por atrasar a revisão final em 1961 e no começo de 1962.
Monroe'nun sıkıntılı özel hayatı çok dikkat çekti.A conturbada vida particular de Marilyn Monroe sempre despertou muito interesse.
En büyük sıkıntı su sıkıntısıdır.Sua principal fraqueza é água.
Fakat, savaş uzadıkça Almanya için sıkıntılar had safhaya çıkmaya başlıyordu.Nesse ponto, a guerra parecia estar ficando pior para a Alemanha.
Seçim kampanyası oldukça sıkıntılı geçti.O processo eleitoral foi muito conturbado.
O tarihlerde Basileios sıkıntı yaşarken, 12 Ağustos 886'da av sırasında ciddi bir şekilde yaralandı.Por esse tempo, Basílio estava doente, e em 18 de de agosto de 886, foi gravemente ferido durante uma caçada.
Pratikte, Genç Avrupa, maddî sıkıntılar yaşadı ve kısa süreli varlığı süresince geniş çaplı destek görmedi.Na prática, à Jovem Europa faltava-lhe o dinheiro e o apoio popular para uma existência de curta duração.
Köyün en büyük sıkıntısı cep telefonlarının iyi çekmemesidir.Uma das queixas mais comuns foi a falta de cortinas nas janelas.
Maddi sıkıntıları, amcasının ölümüyle hafifler ve tekrar Paris'e gitmek için oradan ayrılır.Suas dificuldades financeiras acabam com a morte do tio, cuja herança permite o seu retorno a Paris.
1870 yılında babasını kaybetti ve ailesi maddi sıkıntıya düştü.O seu pai morreu em 1870, deixando a família em precária situação financeira.
Gençliği sıkıntılı bir döneme denk gelmişti.Sua juventude transcorreu em uma época muito turbulenta.
Sıkıntı içinde çırpınıp duruyormuş.Vive se metendo em confusão.
Bipolar bozuklukları vardı ve 17 yaşındayken yetişme sıkıntılarından dolayı intihara kalkıştı.Sheldon sofreu de transtorno bipolar, chegando a tentar o suicídio aos 17 anos.
Bu da araçları mühimmat sıkıntısına sokuyordu.Haviam problemas também com o desenvolvimento da munição.
Ancak bu açıklamadaki sıkıntı kütle-enerji korunumunun ilk ve son zaman çizgisi için ihlal edilmesidir.O problema desta explicação é que viola o princípio da conservação de massa e energia.
Vezirliğinin ilk seneleri epeyce mali sıkıntı içinde geçmişti.Os primeiros anos dele na capital foram marcados por certas dificuldades financeiras.
Chris O'Dowd rolü Franklin Portman, Jake'in Abraham ile sıkıntılı ilişkisi olan İrlanda'lı babası.Chris O'Dowd como Franklin Portman, marido de Maryann, pai distante de Jake e filho de Abe.
Ekonomi ve anarşi toplumun en büyük sıkıntılarıydı.A pobreza e o sofrimento eram o destino para a grande maioria das pessoas.
Ayrıca yılın hiçbir zamanında su sıkıntısı yaşanmamaktadır.Além disso, não conseguirá desenvolver muito o bólido ao longo do ano.

İlgili Sayfalar