sıkıntı ile cümle
sıkıntı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Ekonomi kötüye doğru gitmekte, yiyecek sıkıntısı yaşanmakta, işçi ücretleri çok alt düzeylerde seyretmekteydi.A pesar de la mala situación de la empresa y de que el sueldo fuera más bajo aceptó el puesto.
Finansal sıkıntılar bazı takımları Formula 1’i bırakmaya zorladı.El equipo fue forzado a retirarse de la Fórmula 1.
Aynı yılın sonunda, mali sıkıntılar ortaya çıkınca, iflasa başvurdular.Al final del año, incluso circunstancias ambientales parecían conspirar contra él.
Ancak son yıllarda ekili ve dikili arazilerin azalması sonucunda bu sıkıntılar yaşanmamaktadır.No quiero ocultar que en las últimas semanas he vivido esta disyuntiva.
Ancak sıkıntılar hala devam ediyordu.Pero las desgracias continuaron.
Sıklıkla konudan bahsederken sıkıntılı oldukları göze çarpar.Repeat. A menudo se discute si Mate.
Sadece sıkıntı ve öfke hissediyorum.Sentí la ira y la tristeza.
Kapoor ömrünün son yıllarında astımdan çok sıkıntı çekti.Bennett padeció asma cardíaca los últimos años de su vida.
Ancak bu küçük, sıkıntılı dünyada hiçbir şey göründüğü gibi değildir...En este mundo sucio no hago yo nada.
Ancak kulüp maddi sıkıntılar nedeniyle bir üst lige çıkamamıştır.Lamentablemente el equipo no pudo ascender a la Serie A debido a los problemas financieros del club.
"Sıkıntı yok!".No hay problema".
Gayet parlak bir öğrenciydi, ancak yaramazlıkları sebebiyle okul hayatında sıkıntı yaşadı.Ella es una chica muy versátil excepto por su bajo rendimiento en la escuela.
Bütün bu sıkıntısı sırasında, köpeğine iliştirilmiş ve kan ile yazılmış bir mektup bulur.Cuando muere, deja un símbolo escrito con su sangre.
Bazı teknik sıkıntılar var.Existen algunos pasos técnicos de atención.
İçinde bulunduğunuz sıkıntıları, mutlaka duymak isteyenler dışında kimseye açmayın.¡No matéis a cualquier rebaño del enemigo, a excepción de los que os sirvan de alimento.
Bu sıkıntının temel sebebi internet sitesi çalışanlarıdır.Esto es así porque están más integrados con el servidor web.
Ulaşım sıkıntısı yoktur.El circuito no tiene dificultad.
Yapmadığı takdirde kişide bir iç sıkıntısı belirir.Sin ella alguien va a salir lastimado.
Hayatını İstanbul'da sürdüren ve ekonomik sıkıntı çekti.Plantea de nuevo un dilema moral y vital, situado en Estocolmo.
Bu düşüşün en büyük sebebi işsizliğin yol açtığı geçim sıkıntısıdır.Debido a la crisis económica su principal aspiración será acabar con el paro.
Teçhizat olarak güçlenen ordu, kamuoyundaki olumlu etkiyle de yeni asker bulmakta sıkıntı çekmez.El personal de recursos humanos contratados no tiene otro interés que su salida rápida del edificio.
Bu sıkıntıdan bir an önce kurtulmak için teklifi kabul ettiler.Entonces se arrepiente de haber aceptado tan rápidamente.
Hayatının önemli bölümünde, ekonomik sıkıntılar yaşadı.Durante su vida trabajó con problemas económicos graves.
Ailesi iç savaş nedeniyle parasal sıkıntıya düştüğü için zor koşullarda büyüdü.Su familia atravesó por una difícil situación económica a causa de la guerra civil.
Açıkçası biraz da yaşımdan dolayı sıkıntım vardı.Me sentía mal, dada mi corta edad.
Köy yaşamının sıkıntıları konu alır.Allí se enfrentan al gran reto de sus vidas.
Sasaniler de kaynak sıkıntısına düştü.Además, los pumas se salvan del descenso.
Kütüphane, bu dönemde büyük bir yer sıkıntısı yaşıyordu.Antes de esa fecha, la Biblioteca funcionó en circunstancias bastante precarias.
Altın Beş ise cephane sıkıntısı çekmeye başladı.Afortunadamente, Pete había quitado la munición.
O tarihlerde Basileios sıkıntı yaşarken, 12 Ağustos 886'da av sırasında ciddi bir şekilde yaralandı.Resultó gravemente herido durante el ataque a Wight en 686.
En büyük sıkıntı su sıkıntısıdır.Su principal debilidad es el agua.
Bu sıkıntılarını bir belgeselde şöyle dile getirdi: On altı yaşında yasadışı afiş basmaktan hapse atıldı.Un acontecimiento trágico marcó su vida: fue violada a los diez años.
Bunlara ek olarak, besin yetersizliği ve hastalıklar da ciddi sıkıntılar yaratıyordu.La pestilencia y las enfermedades pronto se hicieron sentir.
Hükümdarlık dönemi zorluk, sıkıntı ve sorunlarla dolu olarak geçti.Los días entre estas dos reuniones estuvieron repletos de trabajo, dificultades y esperanza.
18 yaşında, mâli sıkıntılarla karşılaştı ve müzik, kirasını ödemek için bir yol oldu.Después de 18 años alejada de la música, retorna con este material.
Bu sıralarda kulüp maddi sıkıntılar içerisindeydi.El club pronto se encontró con problemas financieros.
1932 yılında boşandı, alkolik oldu maddi sıkıntılar çekti ve 1935'te bir kliniğe yatırıldı.A partir de 1922 dejó de trabajar, tenía problemas de salud y tuvo un aborto en condiciones difíciles.
Yaşamı geçim sıkıntıları içinde geçti.Comenzó su paso por la vida con grandes dificultades.
Orada çok sıkıntılı ve rahatsız olduklarını söylemişler.No es extraño que fueran pesadas e incómodas.
Bu şehir, yağmur yağmazsa yakında şiddetli bir su sıkıntısı yaşayacaktır.Se non pioverà presto, questa città andrà incontro a una grave siccità.
Bu tarihlerde bir sıkıntı vardır, halife Memun 833 yılında ölmüştür.C'è una discrepanza in questo racconto, tuttavia, visto che il califfo morì nell'833.
Bazı teknik sıkıntılar var.Esiste un insieme di difficoltà tecniche generali.
En büyük sıkıntı su sıkıntısıdır.Il suo punto debole è l'acqua.
Kurum ilk yıllarından itibaren mali ve siyasi sıkıntılarla boğuşmuştur.La torre è stata afflitta da problemi strutturali e di sicurezza sin dall'inizio.
Ancak sıkıntılar hala devam ediyordu.Le disgrazie però continuarono.
Belki de en sıkıntılı yıllarını bu dönemde geçirdi.Lì iniziò forse il più infelice periodo della sua vita.
Böylece ikisi arasında sıkıntılı ve zor bir dostluk süreci başlamıştır.Tra i due comincia nel frattempo una complicata e conflittuale relazione sentimentale.
Maddi sıkıntıları, amcasının ölümüyle hafifler ve tekrar Paris'e gitmek için oradan ayrılır.Espatria e, grazie alla presenza dello zio, si reca a Parigi.
Diplomatik ilişkiler sıkıntılıydı.I rapporti diplomatici erano ormai rotti.
Mayıs Sıkıntısı, Nuri Bilge Ceylan'ın 1999 yapımı filmi.Nuvole di maggio (Mayis sikintisi) è un film del 1999 diretto da Nuri Bilge Ceylan.
Ama Chievo takımı, 1936 yılında ekonomik sıkıntılardan dolayı dağıtıldı.L'attività dell'O.N.D. Chievo termina nel 1936, in seguito a problemi finanziari.
Fakat, savaş uzadıkça Almanya için sıkıntılar had safhaya çıkmaya başlıyordu.I due sono consapevoli che la guerra sta volgendo al peggio per la Germania.
Ekonomideki sıkıntıların kısa vadede giderilmesi beklenmemektedir.Non è ancora chiaro se sul lungo termine comporti una riduzione della povertà.
Devlet büyük bir mâli sıkıntı içinde bulunmaktaydı.Il nuovo governo doveva affrontare una situazione molto difficile.
Bu sıkıntılarını bir belgeselde şöyle dile getirdi: On altı yaşında yasadışı afiş basmaktan hapse atıldı.La sua fedina penale si sporcò molto presto: A sedici anni fu incluso in un elenco di ricercati per furto.
Kısa sürede bunun kolay bir iş olmadığını anladılar ve geçim sıkıntısına düştüler.Presto scopriranno che non è stata una buona idea...
İçme suyu sıkıntısı yoktur.L'acqua non è potabile.
Peru'da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek.Sembra che in Asia circa dieci milioni di persone siano colpite dalla fasciolopsiasi.
Sıkıntısını nişanlısı ile paylaşır.Rompe bruscamente il fidanzamento.
Ne var ki, pazarlama konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır.Fortemente presente è il mercato del contrabbando.