sıkıntı ile cümle
sıkıntı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Para sıkıntısından İngiltere'ye dönmek zorunda kaldı.Er ging zur Genesung zurück nach England.
Vahiy 7:15 Bana dedi ki, "Bunlar o büyük sıkıntıdan geçip gelenlerdir.23:50 Uhr: Zahlreiche Bürger begeben sich auf die Straßen.
Bu da araçları mühimmat sıkıntısına sokuyordu.Dies führte zu Problemen mit der Munitionsversorgung.
Sıkıntıya gelmez ve eğer sıkılırsa eşyalara zarar verir.Wenn ihr langweilig ist, zerstört sie wahllos irgendwelche Gegenstände.
25 Haziran - İstanbul'da elektrik sıkıntısı iki saat daha uzatıldı.25. Mai: In Bolivien scheitert der zweite Putschversuch innerhalb von zwei Wochen.
Köy, ekonomik sıkıntı içindedir.Die Farm befindet sich in wirtschaftlichen Schwierigkeiten.
İnsanları kendi aralarında iyi ve kötü olarak ayırmak saçma. İnsanlar neşeli ya da sıkıntılı olabilir.Il est absurde de diviser les gens entre bons et méchants. Les gens sont soit charmants, soit ennuyeux.
Sürekli para sıkıntısı var.Il est constamment à court d'argent.
Bu bölgede su sıkıntısı çekiliyor.Cette zone souffre de manque d'eau.
Parasal sıkıntılarım mı var?Ai-je des problèmes financiers ?
İçinde bulunduğunuz sıkıntıları, mutlaka duymak isteyenler dışında kimseye açmayın.Ne vous penchez pas tout à fait vers l'une d'elles, au point de laisser l'autre comme en suspens.
Peru'da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek.Au Pérou, ils sont plus de 10 millions de personnes.
Pratikte, Genç Avrupa, maddî sıkıntılar yaşadı ve kısa süreli varlığı süresince geniş çaplı destek görmedi.En pratique, Jeune Europe ne disposait pas de l'argent et du soutien populaire pour exister sur le long terme.
Yaşamı geçim sıkıntıları içinde geçti.Il y finit sa vie dans des conditions difficiles.
Bununla birlikte, daha fazla sağlık sıkıntısı, 1961 ve 1962 başlarında revizyonları yavaşlattı.Toutefois, d'autres problèmes de santé vinrent perturber les dernières retouches en 1961 et début 1962.
Sıkıntılarla dolu bir yaşam sürmüştür.Il eut une vie difficile, pleine de désillusions.
Para sıkıntısından İngiltere'ye dönmek zorunda kaldı.Il retourna en Angleterre en disgrâce.
İçme suyu sıkıntısı yoktur.Elles ne possèdent pas d'eau potable.
Vahiy 7:15 Bana dedi ki, "Bunlar o büyük sıkıntıdan geçip gelenlerdir.Marc 15:40 : « Il y avait aussi des femmes qui regardaient de loin.
Açıkçası biraz da yaşımdan dolayı sıkıntım vardı.Mon principal problème était bien entendu mon âge.
Bazı teknik sıkıntılar var.La méthode présente de nombreuses difficultés techniques.
(Yunus Emre) “Can, sahrasına vararak tenden ve dünya sıkıntısından kurtuldu.Et Nous perpétuâmes son renom dans la postérité : « Paix sur Élie et ses adeptes ».
Fakat ciddi bir içme suyu sıkıntısı vardır.Elle commence cependant à avoir un sérieux problème de dépendance à l'alcool.
(Hikaye çok güzel ancak tarih sıkıntılı görünüyor.L’écriture est belle et l’histoire est prenante.
Bu durum Türkiye'de de en fazla büyük kentlerdeki FM radyo yayıncılarını sıkıntıya sokmaktadır.La radio dispose d'une couverture FM dans les plus grandes villes sénégalaises.
Büyük Sıkıntı'nın zirvesi ise Armageddon savaşıdır.Mais le principal sujet de préoccupation va être la guerre d’Algérie.
Mahallenin ekonomisi ameleliğe dayalıdır ve iş sıkıntısı çekilmektedir.Le Royaume-Uni a du mal à assurer le commerce avec ses colonies, et l'activité économique ralentit.
Pablo Honey, Radiohead'in 1993 yılında maddi sıkıntılarla çıkardığı ilk albümüdür.Pablo Honey Albums de Radiohead Pablo Honey est le premier album du groupe Radiohead, sorti en 1993.
Sezar o yılda sıkıntıda olduğu içinbu ihmali gerçekleştirdi.César écrivit probablement ses mémoires cette année-là.
Ancak sıkıntılar hala devam ediyordu.Les difficultés perdurèrent néanmoins.
Bu kurum kurulduktan sonra da Osmanlı İmparatorluğu mali sıkıntılar nedeniyle dış borç almak zorunda kaldı.N’en disposant pas, les Ottomans furent contraints de trouver un prêt.
Sıklıkla konudan bahsederken sıkıntılı oldukları göze çarpar.On lui reproche souvent d'être ennuyeux.
Ülkede bağımsızlığın kazanılmasından sonra belirli alanda sıkıntılar baş göstermeye başlamıştı.Par exemple, le soutien à l'indépendance commença à se répandre dans certains milieux.
"Sıkıntı yok!".Aucun problème ».
Ancak bu sıkıntı zaman içinde giderildi.Cette question systématique de l'époque le faisait souffrir.
1870 yılında babasını kaybetti ve ailesi maddi sıkıntıya düştü.En 1830, son père est mort en laisse sa famille en difficulté financière.
Kızının ölümü onu günden güne sıkıntılı bir hale sokar.Leur différence d'âge est pour lui un challenge de tous les jours.
Sadece sıkıntı ve öfke hissediyorum.Fou de rage et de chagrin.
Sıkıntılı günler geçiren Galatasaray daha ligin başında yarıştan kopmuştu.Vichot préfère les courses disputées par beau temps.
Hayatının sonlarına doğru geçim sıkıntısı çekmeye başladı.Il commence à perdre la vue à la fin de sa vie.
İçme suyu sıkıntısı yaşanmaktadır.Le succès inquiète Bouteille.
Önümüzdeki 30 yılın içinde su sıkıntısı olan ülkelerin sayısı 6 kat artacaktır.Le nombre de lits d’hôpital triple en dix ans.
Bu nedenle geçim sıkıntısı çeken aileler bulunmaktadır.Que les relations familiales en souffrent parait inévitable.
Kulüp ayrıca ekonomik sıkıntılar yaşıyordu.Le club connait encore des difficultés financières ...
İç savaş sırasında Kırım'a gidecek ve ortalıkta hüküm süren kargaşalık içinde türlü sıkıntılar çekecektir.Muté en Tunisie, il sera confronté aux troubles qui s’y déroulent.
Bütçe sıkıntıları nedeniyle Kanal 2, programın prodüksiyonuna dahil olmayacağını bildirdi.À la suite des mauvaises audiences, l'émission ne revient pas dans les programmes de France 2.
Canlıların büyük sayıda ölümüyle yıllarca süren bir besin sıkıntısı baş gösterir.La fossilisation des êtres vivants morts demande plusieurs millions d'années.
Ekonomideki sıkıntıların kısa vadede giderilmesi beklenmemektedir.Cependant, les retombées économiques ne se concrétisent qu'à court terme.
1985-1986 sezonu sonunda ise maddi sıkıntılardan dolayı ligden çekildi.À partir de la saison 1985-86, les difficultés financières se font ressentir.
Seçim kampanyası oldukça sıkıntılı geçti.La campaña electoral fue bastante airada.
2006 - Porto Riko Hükümeti maddi sıkıntı nedeniyle, tüm Hükümet kuruluşlarını ve okulları kapattı.2006: el gobierno puertorriqueño entra en quiebra, forzando la clausura de escuelas y otras agencias.
Diplomatik ilişkiler sıkıntılıydı.Las relaciones diplomáticas fueron intensas.
Köylüler bu yüzden sıkıntı çekerler.Además, los campesinos tienen problemas.
İçine düştüğü ekonomik sıkıntılar onu öz vatanına, İstanbul'a dönmesini zorunlu kılmıştır.La grave conmoción que su patria sufría lo obligó a regresar a ella.
Göçün ana nedenleri arasında geçim sıkıntısı vardır.Entre causas indirectas hacia la causa interna.
Abdurrahman'ın ordusu erzak sıkıntısı çekmeye başladı.Así, el ejército de Rommel comenzó a sufrir enormes problemas de abastecimiento.
Kulüp ayrıca ekonomik sıkıntılar yaşıyordu.Además, vivían con dificultades económicas.
Erzurum Bingöl karayolun hemen üstünde kurulmuş bir mahalledir. bu sayede ulaşım sıkıntısı çekilmemektedir.Estaría situada en medio de una carretera de manera que no obstruya al tráfico.
Fakat ciddi bir içme suyu sıkıntısı vardır.¿Experimentaste una fuerte ansia de beber?
Marshall ise işte sıkıntılıdır.Al igual que Marshall, es algo torpe.