sıkıntı ile cümle

sıkıntı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Sıkıntılarına rağmen, Bayan Bates'in her zaman neşeli bir mizacı vardır.Despite her woes, Miss Bates has a perennially cheerful disposition.
Bir pul sıkıntısının ardından Şubat 1976'dan Aralık 1996'ya kadar Fransa pulları kullanıldı.After a shortage of stamps, stamps of France were used from February 1976 to December 1996.
Solakların müzik dünyasında da yaşadığı sıkıntılar vardır.Left-handed adaptations have even bridged the world of music.
Tütün bırakmanın klinik olarak önemli sıkıntılara neden olduğu gösterilmiştir.[3]Tobacco withdrawal has been shown to cause clinically significant distress.[143]
Leucothea, sıkıntıdaki denizcilere yardım eden bir deniz tanrıçası.Leucothea, a sea goddess who aided sailors in distress.
Palaemon, sıkıntıdaki denizcilere yardım eden genç bir deniz tanrısı.Palaemon, a young sea god who aided sailors in distress.
Candlebox, plak şirketiyle yaşanan sıkıntıların ardından 2000 yılında dağıldı.After troubles with its record company, Candlebox broke up in 2000.
Önceki iki yıllık emeğinden hiçbir geliri olmayan Le Roux mali sıkıntılar yaşıyordu.With no income from his previous two years of labour, Le Roux was struggling financially.
Ayrıca mali konularda sıkıntı yaşadı.He also had trouble with finances.
Mali sıkıntılar ve isim değişikliğiFinancial struggles and rebranding
Artık ona hiçbir acı dokunmayacak ve hayatın birçok sıkıntısını bir zaferle bitirdi.No pain will ever touch her now, and she has ended life's many troubles with glory.
Başarısızlığı ve erzak sıkıntısı nedeniyle cesareti kırılan Nureddin, gün batımında geri çekildi.Nur ad-Din, discouraged by his lack of success and short on supplies, withdrew at sunset.
Duygularımızı paylaşmaktan aciz, her birimiz kendimizi kendi korkumuz ve sıkıntımızla kuşatırız.Incapable of sharing our emotions, we each enclose ourselves in our own fear and distress.
Askerler, erzak sıkıntısı nedeniyle yakındaki bir tarlaya patates dikmek zorunda kaldı.Soldiers were forced to plant potatoes in a nearby field due to ration shortages.
Mali sıkıntılar 2000 yılında kulübün dağılmasına yol açtı.Financial troubles led to the dissolution of the club in 2000.
Ve böylece, Kreon'un iktidarı Thebai'nin kaderine uygun bir şekilde sıkıntılar ile başladı.And so the rule of Creon, in accordance with the Theban curriculum, began with tribulation.
Şiddetli yakıt sıkıntısı başka operasyonları engelledi.Severe fuel shortages prevented any further operations.
Lakin şehirdeki yemek sıkıntısı artıkça Kral çaresiz kaldı ve saldırıya mecbur bırakıldı.As the supply situation continued to worsen, the impetuous King grew desperate.
Osman, iç sıkıntılara rağmen Ömer'in başlattığı fetih savaşlarına devam etti.Despite internal troubles, Uthman continued the wars of conquest started by Umar.
Ama yasağın nedenini mahkemeye sormalısınız, koltuk sıkıntısı olmuş olabilir."But you should ask the reason for the ban from the court, there may have been a shortage of seats."
Bu, birçok Müslüman kadın için önemli bir endişe ve psikolojik sıkıntıya neden oluyor. [8]This causes considerable concern and psychological distress for many Muslim women.[71]
Anne gitti, sıkıntı yok.Mama ist weg, also keinen Stress.
HC Midtjylland maddi sıkıntı çektiği için, Şubat 2018'de Skjern Håndbold'a taşındı.Da HC Midtjylland unter finanziellen Schwierigkeiten litt, wechselte er im Februar 2018 zu Skjern Håndbold.
Kulüp ekonomik açıdan büyük sıkıntılar yaşamış ve 2011'de ekonomik sebeplerle kapanmıştır.In Summe geriet die Firma in wirtschaftliche Schieflage und musste 2011 schließen.
O’nunla uyarman ve insanlara nâsihat etmen hususunda sakın ola ki yüreğinde bir sıkıntı olmasın!Behüte deine Zunge vor Bösem und deine Lippen, daß sie nicht betrügen“.
Bu sebeple Cronenberg film için ödenek sıkıntısı çekti.Die Arbeit an einem neuen Filmprojekt gestaltete sich deshalb für Cronenberg schwierig.
Lokomotiflerde yedek parça sıkıntısı baş gösterdi.Dennoch herrscht auf der Straße ein akuter Mangel an Ersatzteilen für die Lokomotive.
Yapımından sonra ise sıkıntı yaşanmıştır.Aber auch anschließend gab es Schwierigkeiten bei der Fertigung.
Son yıllarda ise maddi sıkıntılar yüzünden şampiyonalara katılamamıştır.In den folgenden Jahren konnte sie aufgrund von Verletzungen nicht an den Weltmeisterschaften teilnehmen.
Kitâb-ı Mukaddes'te son zamanlar: "Fakat şunu anla ki 'son günler'de sıkıntılı zamanlar gelecek.Bis Manitu ein Zeichen geben wird!“ Er reicht Surehand die Hand: „Es ist heute ein Tag wie wenig Tage sind!
Bu transferle bu sıkıntımızı çözdük.Diese Trennung wurde durch den Umzug aufgehoben.
Bu durum büyük bir sıkıntı yaratmaktadır.Das führt zu erheblichen Problemen...
Takibe katılan gemilerin büyük bir kısmında yakıt sıkıntısı baş göstermeye başlamıştı.Selbst mit viel Benzin an Bord habe ich mich gut geschlagen.
Kuşlar da sıkıntı yaratabilir.Können Vögel auch sprechen?
Bunun içinde cidi sıkıntılar yaşanmaktadır.In ihm laufen Prozesse der Vergleyung ab.
Bu durumda ailesinin maddi sıkıntıları da önemli bir rol oynuyordu.Auch für seine Familie sei die emotionale Belastung gewaltig gewesen.
"Sıkıntı yok!".Kein Problem."
En önemli sıkıntılardan biri de eğitimdir.Eines der wesentlichsten Probleme stellt die Überalterung dar.
Ama Chievo takımı, 1936 yılında ekonomik sıkıntılardan dolayı dağıtıldı.Der neugotische Turmaufsatz wurde wegen Baufälligkeit 1961 abgetragen.
Sıkıntılarla dolu bir yaşam sürmüştür.Ein Leben voller Enttäuschungen.
İçme suyu sıkıntısı yoktur.Das Wasser ist kein Trinkwasser.
Bu sıkıntılı dönemi dayanışma ile aşarak ülkeyi düze çıkarmayı başarmalıyız." dedi.Indem wir unsere Vergangenheit ehren, bauen wir die Zukunft auf«.
Yaz aylarında su sıkıntısı olmaktadır.In den übrigen Monaten herrscht Trockenzeit.
Ekonomik sıkıntı çekti.Hille war in wirtschaftliche Schwierigkeiten geraten.
Ama dil konusunun büyük bir sıkıntı olduğu ortaya çıktı.Deutliches Anzeichen dafür sei der Verlust der Sprache.
1991'den sonra program Sovyetler Birliği'nin bütçe sıkıntısı sebebi ile durdurulmuştur.1991 wurde das Programm wegen des schrumpfenden Militäretats der Sowjetunion gestoppt.
Bölgede yiyecek sıkıntısı başladı.Die Ernährungswende beginnt in der Stadt.
Ülke çok sıkıntılı günler yaşıyordu.Es folgten unruhige Jahre.
Bütün Balkanlar gibi, Prizren muhiti de Balkan Savaşları döneminde büyük sıkıntılar yaşamıştır.Die Bevölkerung hatte jedoch, wie im ganzen Land, mit dem weiteren Verlauf des Krieges unter Hunger zu leiden.
İçine düştüğü ekonomik sıkıntılar onu öz vatanına, İstanbul'a dönmesini zorunlu kılmıştır.Finanzielle Nöte zwingen ihn zur Rückkehr nach Wien.
Ancak ekonomik sıkıntılar nedeniyle araçtan yalnızca 55 adet üretilebilmiştir.Kriegsbedingt wurden jedoch nur 55 Lokomotiven ausgeliefert.
Hamile kaldıktan sonra da ebeveynleri tarafından sıkıntılı gençlerin gönderildiği bir yere gönderilmiştir.Ein sehr junger Mann wird nach einem Skandal von seinen Eltern nach Amerika geschickt.
Jarmusch, film yayınlanmadan önce birçok kez filmi finanse etme konusunda sıkıntılar yaşadığını belirtti.Eggers sagte, es habe lange gedauert, den Film zu finanzieren.
Bu sıkıntıdan bir an önce kurtulmak için teklifi kabul ettiler.Sie machten sich für eine umgehende Aufhebung dieses Ausschlusses stark.
Devlet büyük bir mâli sıkıntı içinde bulunmaktaydı.Der Gouverneur hatte in seinem Staat einen schweren Stand.
Mali açıdan sıkıntıya düşünce yeniden gazeteciliğe döndü.Infolge von Geldschwierigkeiten wandte er sich dem Journalismus zu.
Bipolar bozuklukları vardı ve 17 yaşındayken yetişme sıkıntılarından dolayı intihara kalkıştı.Depressionen und ein Suizidversuch folgten mit 17 Jahren.
Bazı teknik sıkıntılar var.Dabei traten allerdings einige technische Schwierigkeiten auf.
Sıkıntısını nişanlısı ile paylaşır.Probleme bereitet nur seine Verlobte.
Hükümdarlık dönemi zorluk, sıkıntı ve sorunlarla dolu olarak geçti.Die Tage zwischen diesen beiden Treffen waren voll von Arbeit, Schwierigkeiten und Hoffnung.

İlgili Sayfalar