sürme ile cümle
sürme kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Ancak bu sıralarda adanın büyük bir kısmında halen Fransız hakimiyeti sürmekteydi.Il semble dominer une grande partie de l'île après cela.
Ayrıca bir evlilik yapmış, bu evliliği uzun sürmemiştir.Elle se marie mais ce mariage ne dure pas longtemps.
Aynı zamanda büyük çapta arıcılık faaliyetleri sürmektedir.De plus elles subissent aussi beaucoup de harcèlement au travail.
Sürmenespor mücadelesine 4. Kademe Grubu'nda başlamıştır.Le départ du troupeau 4.
Hunlar ev yapamaz çünkü göçebe bir uygarlık olduğu için yerleşik bir hayat sürmemişlerdir.Ils n'ont par exemple pas le droit de vote s'ils ne disposent pas d'une résidence permanente en Hongrie.
1784 Yılında yapımına başlanmış ve 1805'te halen inşası sürmekte iken kullanıma açılmıştır.Sa construction débuta en 1784 et il fut inauguré en 1805.
15 Aralık'tan itibaren kış hüküm sürmeye başlar.15 décembre La vague de froid débute.
Altı aylıkken normal diş sürmesi, diş çıkarma olarak da bilinir ve acılı olabilir.Normalement après 6 mois, une cicatrice doit être souple et indolore.
Ancak bu zaferler savaşın gidişinin Osmanlı İmpartorluğu aleyhine sürmesini engelleyemedi.Cependant, il était clair qu'elle ne pourrait pas vaincre l'Empire ottoman seule.
Fakat kendisini fark ettirmesi çok da uzun sürmedi.Il ne lui fallut pas longtemps pour comprendre de quoi il s’agissait.
Ancak bu uzun sürmedi, birkaç gün sonra onu serbest bıraktı.Sans prendre plusieurs années mais bien quelques jours, il les a résolus.
Limbik sistem teriminin kullanımı hakkında halen tartışmalar sürmektedir.Des questions surgissent face à l'utilisation du système de classification.
Eğer yağmur yağmazsa bisiklet sürmeye gidebilirsin.Si no llueve, puedes montar en bicicleta.
On beş yaşındayken araba sürmeyi öğrendim.Aprendí a conducir cuando tenía quince años.
O, araba sürmeyi öğrenecek.Ella va a aprender a conducir.
Tom Mary'nin arabasını sürmemeliydi.Tom no debería haber conducido el coche de Marie.
Ben hâlâ bir araba sürmeyi öğrenmedim.Todavía no he aprendido a conducir un coche.
Tom bana yarın yağmur yağmasa Mary ile birlikte bisiklet sürmeye gideceğini söyledi.Tom me ha dicho que si mañana no llueve, se irá a montar en bicicleta con Mary.
Jack hızlı sürmez.Jack no conduce rápido.
Tom'un sarhoşken araba sürmekten tutuklanması beni hiç şaşırtmadı.No me sorprendió para nada que Tom fuera arrestado por conducir ebrio.
Bütün gece araba sürmeyi ciddi olarak düşünüyor musun?¿Estás pensando seriamente en conducir la noche entera?
Ne zaman araba sürmeyi öğrendin?¿Cuándo aprendiste a manejar?
Araba sürmeyi bilmiyorum.No sé conducir un coche.
Ona çok hızlı sürmemesini rica ettim.Le pedí que no condujera muy rápido.
O, araba sürmeyi bilmez.No sabe conducir un coche.
Ona araba sürmeyi öğretmeye çalıştım.Intenté enseñarle a conducir un coche.
Arabayı sürmeyi bir süre devralabilir misin?¿Puedes manejar por un rato?
Bütün gece araba sürmeyi gerçekten istiyor musun?¿De verdad quieres pasarte toda la noche conduciendo?
Araba sürmek beni rahatlatıyor.Conducir me relaja.
Hangisini daha çok seversin, bisiklet sürmeyi mi yoksa koşmayı mı?¿Qué te gusta más, montar el bicicleta o correr?
Uzun sürmez.No lleva mucho tiempo.
Taksi şoförüne daha hızlı sürmesini söyle.Dile al taxista que conduzca más rápido.
O uzun sürmedi.No llevó mucho tiempo.
Sürmeye devam et.Sigue conduciendo.
Tom araba sürmek istedi fakat o sarhoş olduğu için, Mary ona izin vermedi.Tom quería conducir el coche, pero como estaba borracho Mary no se lo permitió.
Araba sürmedim.Yo no he conducido.
Tom araba sürmeye başladı.Tom empezó a conducir.
Sürmek ister misin?¿Quieres conducir?
Otuz yaşına kadar hiç araba sürmedim.No conduje un coche hasta los treinta.
Tom oğluna bisiklet sürmeyi öğretti.Tom enseñó a su hijo a montar en bicicleta.
Arkadaşlar arkadaşlara sarhoş araba sürmelerine izin vermez.Los amigos no permiten que sus amigos conduzcan borrachos.
Kız kardeşim bisiklet sürmeyi benden daha önce öğrendi.Mi hermana aprendió a montar en bicicleta antes que yo.
Yanni araba sürmeyi bilmiyor.Yanni no sabe conducir.
Ben sadece bisiklet sürmek istiyordum" dedi.Ahora sólo quiero vivir para montar en bicicleta".
Tiflis’in “Altın Çağı” bir yüz yıl bile sürmedi.La edad de oro de Tiflis no duró más de un siglo.
Büyüklük olarak Sürmeli kervan çulluğu gibi olsa da tüyleri açısından Bayağı kervan çulluğuna benzerdir.Es como si se tratase de un color maldito, como si acarrease una cierta carga de impureza.
Selahattin Mayıs 1176'da kaleyi kuşattı fakat kuşatma uzun sürmedi ve ateşkes ile sonlandı.Fue sitiada por Saladino en mayo de 1176, pero el asedio no duró mucho y concluyó con una tregua.
Onun Batmobile'i sürmesini üçüncü filmde kullandıklarını fark ettim" dedi.Conduce el Batimóvil, que me doy cuenta utilizan en la tercera película!".
Bu geçiş ile geriye dönüş uzun sürmekte idi ve gayet zor olmakta idi.Y volví y ellos (la banda) lo hicieron increíble.
Bir versiyonda, elçiye “elinden ne beklemeleri gerektiğini öğrenmelerinin çok uzun sürmeyeceğini” söyler.Tal como él dice: "es algo que no descubres hasta más tarde".
Phaeton bir günlüğüne babasının Güneş Arabası'nı sürmek istediğini söyler.Faetón quiso conducir su carruaje (el sol) un día.
Bir sezon 16 hafta sürmektedir.Cada temporada transcurre durante 16 semanas.
Barış uzun sürmedi.La paz no duró mucho.
Anatomik olarak modern insanlarda ise sürme sırası M1 I1 I2 C P3 P4 M2 M3 şeklindedir.En cambio, en los humanos anatómicamente modernos se produce esta otra: M1 I1 I2 C P3 P4 M2 M3.
Proguanil gibi ilaçların retinoid homeostazı bozduğunu öne sürmektedir.Se propone que los medicamentos tales como el proguanil actúan alterarando la homeostasis de retinoides.
Olaylar halen sürmektedir.Los acontecimientos están sucediendo ya.
Uçuşlar yıl boyunca sürmektedir.Los adultos vuelan durante todo el año.
Atanamayan öğretmenlerin protestoları yıllardır zaman zaman sürmektedir.Los ensayos no destructivos se han practicado por muchas décadas.
O sırada Nikaragua’da sürmekte olan bir iç savaş vardı.He recibido una pregunta de Nicaragua.
Celal, karısı ve çocuğuyla mutsuz hayat sürmektedir.Por su parte César, vive infeliz con su esposa e hija.