Ana içeriğe geç
Sözlük

rahatsız ile cümle

rahatsız kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Bu, Rosa Luxemburg'un da dahil olduğu devrimci görüş çizgisindekileri rahatsız etmekteydi.Dette synspunktet ble blant annet kritisert av Rosa Luxemburg.
Bu kehanet Macbeth'i çok rahatsız etmektedir.Dette oppholdet verdsatte Jacobsen høyt.
Tıbbi bir rahatsızlıktır ve acilen doktor kontrolüne girilmesi gereklidir.Dette er en svært alvorlig tilstand og veterinær må kontaktes øyeblikkelig.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.Protestantene var opprørte over niddåden.
Bu hastalar uzun süreli istirahattan ve yolculuktan çok rahatsızlık duyarlar.Hesten må få mye ro og hvile i sykdomsperioden.
29 Eylül 2007. ^ "Genç Siviller Rahatsız".29. september 2007. ^ «Innrømmet feilslått politikk».
Annesi Zehva Ebulsuut 1933'te, Arafat dört yaşındayken böbrek rahatsızlığından öldü.Hans mor, Zahwa Abul Saoud, døde av en nyresykdom i 1933, da Arafat var fire år gammel.
Ali Teoman, geçirdiği bir rahatsızlık sonucu 23 Mart 2011 sabahı hayata veda etmiştir.Aasland fikk avskjed i nåde 23. mars 2012.
1318 senesinde Osman Bey'in ihtiyarlığına rahatsızlığı da eklenmiş, ordu kumandasına Orhan Bey geçmiştir.I 1317 overdro Osman overkommandoen for styrkene til sin sønn Orhan.
Vuruş yaparken arkasında ya da onu rahatsız edecek kadar yakın durmayınız.Halen bæres ringlet, men ikke for hardt rullet over eller nær inntil ryggen.
Fakat bundan rahatsız olur ve oradan derhal ayrılır.Han tar den og skynder seg derifra.
De ki: “O bir ezadır (rahatsızlıktır).Katakanlah: "Haidh itu adalah suatu kotoran".
Rahatsız oluyorlar.Mereka diganggu.
Claudius'un kendisi rahatsızlığını hayatını kurtarmak için abarttığını iddia etmiştir.Claudius sendiri juga mengakui, bahwa ia sering melebih-lebihkan penyakitnya untuk menyelamatkan nyawanya.
Başından itibaren, BfV işlerinin bir dizisinden rahatsız oldu.Sejak awal, BfV terganggu oleh sejumlah permasalahan.
Yuuta onun hayallerini rahatsız edici ve utandırıcı görse de, Rikkayı kabul eder.Meskipun Yūta menganggap delusinya mengganggu dan memalukan, ia tetap menerima Rikka.
Yara izleri de vücudun görünüşünden rahatsızlık duymaya yol açabilir.Bekas luka juga bisa mengakibatkan gangguan citra tubuh.
Bu onu rahatsız etti ve annesi gibi, Illus'a suikast girişiminde bulundu.Ini membuatnya kesal; dan dia, seperti ibundanya, berusaha membunuh Illus.
Bu yasaların çoğu rahatsız edici bilim tanımına düşmüşlerdir.Banyak dari hukum itu jatuh dalam bidang sains yang tak enak.
Annesi Zehva Ebulsuut 1933'te, Arafat dört yaşındayken böbrek rahatsızlığından öldü.Ia wafat karena menderita penyakit ginjal pada tahun 1933, saat Arafat masih berusia empat tahun.
Utangaç kuşlardır, rahatsız edildiklerinde kaçarlar.Para burung pun kaget dan melarikan diri.
Son zamanlarda ise rahatsızlandı.Kebetulan ia sendiri sedang sakit.
Rahatsız mı oldun amca?Adik mendapat kesulitan dan?
Bildirimler için "Rahatsız etmeyin" Eklemesi."Kami bilang jangan diganggu.
Rahatsız edilmekten hoşlanmaz.Lebih baik mereka tidak diganggu.
Bu görevde iken rahatsızlandı.Ia mengalami cedera dalam tugasnya itu.
Fakat bölümün sonunda yolsuzluklardan rahatsız olur ve işten ayrılır.Akhir Jalut dapat diporak porandakannya dan belari bercerai berai.
Ayrıca kulaklarından da sıkça rahatsızlanır.Selain itu telinga juga akan terasa nyeri.
Yanıklar aynı zamanda duygusal ve psikolojik rahatsızlığa da neden olabilmektedir.Luka bakar juga bisa menyebabkan gangguan emosional dan psikologis.
86 günlük kısa yönetimi çok rahatsız ediciydi.Perkembangan Kota Administratif Kupang sangat pesat selama 18 tahun.
Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu.Mendorong orang lain untuk melecehkan korban.
2001 yılında Chronic myelogenous leukemia rahatsızlığı yaşadı.Pada tahun 1991, darah tali pusat ditransplantasikan pada penderita Chronic Myelogenous Leukemia.
Ömrünün sonlarında kalp rahatsızlığından dolayı defalarca hastaneye yatırıldı.Dia dirawat lagi setelah beberapa hari keluar rumah sakit karena kesulitan bernapas.
Devlet içinde ailesinin giderek güçlenmesi rahatsızlıklara sebep oldu.Konflik dalam rumah membuatnya semakin terbebani.
Bir daha asla bu kadar rahat olmak istemiyorum, rahatsız olmayı tercih ederim.Tidak akan pernah mau berhenti pada suatu titik keadaan, tidak pernah merasa puas, dan selalu merasa kurang.
Amaç rahatsızlık vererek komşuyu taşınmaya zorlamaktır.Untuk menghindari ejekan tetangga, ia pindah.
1890 yılının Şubat ve Nisan ayları arasında rahatsızlığı tekrar nüksetti.Dari Februari hingga April 1890, gangguan kejiwaan Van Gogh kembali kambuh.
Bu da Kargo üyelerini rahatsız ediyordu.Ia melucuti kepentingan pelayaran tersebut.
Hayalet, Dawn'ı rahatsız etmeye devam eder.Pertunjukan Indra selalu diganggu Sugandi.
Bunları konuşmayı reddediyorum, çünkü beni rahatsız ediyor, anlıyor musun oğlum?Sebab siapa yang menghormati Aku, akan Kuhormati, tetapi siapa yang menghina Aku, akan dipandang rendah.
O giderek artarak rahatsız eden istekleri reddettikçe, Malkin taktiklerini değiştirir.Karena gagal merebut Merambung, Belanda mengubah taktik.
Bir gün toplantıdayken annesinin rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldığını öğrenir.Belum sempat menjawab, Safina mendapat kabar kalau ibunya masuk rumah sakit.
Psikolojik bir rahatsızlık olarak tanımlanır.Ini adalah ketidakcocokan psikologis.
Bu hassasiyet saf formun rahatsız edilmesi rüyasıdır.Kelurahan ini merupakan hasil pemekaran dari Kelurahan Ciganjur.
İkisi de "çok rahatsız edici şekilde bulanıklaşmaya başladı" ve kitap fikrini oluşturdu.Hai hình ảnh này "bắt đầu pha trộn một cách rất khó chịu" và ý tưởng cho quyển sách được hình thành.
Çocuklarından Arthur Jr'ın otistik bir rahatsızlığı bulunuyordu ve çok az konuşabiliyordu.Arthur Jr. bị mắc chứng tự kỷ, với khả năng nói rất ít.
Rahatsız mı oldun amca?Buồn không em?
Claudius'un rahatsızlıkları ortaya çıkmaya başlayınca ailesiyle olan ilişkisi bozulmaya başladı.Khi mà khuyết tật của Claudius trở nên rõ ràng, mối quan hệ với gia đình của ông trở nên chua chát.
Hannover’in nüfusu 10,000 civarındaydı ve bu yerin taşra kısmı eninde sonunda Leibniz’i rahatsız edecekti.Dân số của Hannover chỉ vào khoảng 10.000, đã tầm vóc nhỏ bé của nó cuối cùng đã làm Leibniz không hài lòng.
Rahatsız oluyorlar.Quấy nhiễu.
Annesi Zehva Ebulsuut 1933'te, Arafat dört yaşındayken böbrek rahatsızlığından öldü.Bà mất vì bệnh thận năm 1933, khi Arafat lên bốn.
Parkinson hastalığı ve diğer birçok rahatsızlığın tedavisinde de kullanılır.MAOIs cũng được sử dụng điều trị bệnh Parkinson và một số rối loạn khác.
1900 yılında, Hesse gözlerindeki rahatsızlık yüzünden askerlik görevinden muaf tutulmuştur.Năm 1900 Hesse được miễn phục vụ quân sự vì thị lực yếu.
Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu.Mục đích của tôi không phải là khiến người khác bực dọc.
Bu görüşleri nedeniyle Panslavistleri uzun süre rahatsız etmiştir.Sao làm phiền đại quân đóng giữ lâu ở đây!
Kaşıntı, ağrı yapabilirler veya hiç rahatsızlık vermeyebilirler.Các tổn thương có thể đau hoặc không đau và có thể trở nên biến động.
Her ikisi de durumdan memnundur, fakat beklenmedik bir şekilde rahatsızlanacaktır.Cả hai đều được sủng ái, nhưng người em không may qua đời sớm về bệnh tật.
Bir daha asla bu kadar rahat olmak istemiyorum, rahatsız olmayı tercih ederim.Anh luôn an tĩnh và không thích bị làm phiền.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.Hành động này của các ngư dân khiến mọi người phẫn nộ.
Bu durum hükümeti rahatsız ediyordu.Điều này đã làm Vua khó chịu .
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod