Brian, şirketin bu yeni fikirlerinden rahatsızdır ve bunun üzerine sigarayı bırakır.Nicks laihdutti kiertuetta varten ja lopetti tupakoinnin.
Umarım sizi rahatsız etmiyorumdur.Toivottavasti en häiritse.
Mike rahatsız edilmemesini rica etti.Mike pyysi saada olla rauhassa.
Sizi rahatsız ettiğim için çok üzgünüm.Pyydän anteeksi, että olen aiheuttanut teille vaivaa.
86 günlük kısa yönetimi çok rahatsız ediciydi.Η σύντομη διακυβέρνησή του (86 ημέρες) ήταν ταραχώδης.
Rahatsız mı oldun amca?Πονάει; Μάχος: Όχι.
Sinirlendiğinde veya gergin olduğunda rahatsızlığının emareleri kötüleşiyordu.Αντίθετα, όταν ήταν νευριασμένος ή αγχωμένος τα συμπτώματα αδυναμίας του πολλαπλασιάζονταν.
İkisi de "çok rahatsız edici şekilde bulanıklaşmaya başladı" ve kitap fikrini oluşturdu.Οι δύο εικόνες «ξεκίνησαν να αναμειγνύονται με έναν ιδιαίτερο τρόπο» και η ιδέα για το βιβλίο σχηματίστηκε.
Gerard ‘t Hooft bu paradoktan rahatsız olmuş ve Hawking radyasyonu yayılımını daha detaylı incelemiştir.Θορυβημένος από αυτό το παράδοξο, ο Γκέραρντ 'τ Χοφτ ανέλυσε λεπτομερέστερα την εκπομπή ακτινοβολίας Χώκινγκ.
Tarihçi Suetonius, Claudius'un rahatsızlığının fiziksel tezahürlerini oldukça detaylı bir şekilde tasvir eder.Ο ιστορικός Σουητώνιος περιγράφει με αρκετή λεπτομέρεια τις σωματικές και ψυχικές αδυναμίες του Κλαύδιου.
Yara izleri de vücudun görünüşünden rahatsızlık duymaya yol açabilir.Οι ουλές μπορούν επίσης να οδηγήσουν σε διαταραχή της εικόνας του σώματος.
Yanıklar aynı zamanda duygusal ve psikolojik rahatsızlığa da neden olabilmektedir.Επίσης τα εγκαύματα μπορεί να προκαλέσουν συναισθηματική και ψυχολογική φθορά. .
Onun bu mental rahatsızlığı ile olan mücadelesi ölümüne dek sürdü.Τα προβλήματά του με ψυχικές ασθένειες συνεχίστηκαν μέχρι το θάνατό του.
Alkarısı sadece yeni doğum yapmış kadınları rahatsız eder.Οι Μπεκτασήδες περιορίζονταν μόνο στις φρουρές των γενιτσάρων.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.Τα σκίτσα ήταν εύπληπτα από όλους.
Mecnun başta bu durumdan rahatsızlık duysa da Leyla'yı görür görmez aşık olur.Παρότι στην αρχή αντιδρούσε, ο Μετζνούν ερωτεύεται τη Λεϊλά με τη πρώτη ματιά.
Çevresindekiler de, bu durumdan rahatsız olur.Οι γύρω κάτοικοι εκφράζουν τη δυσαρέσκειά τους για την κατάσταση.
Psikiyatrik rahatsızlıklar.Ψυχοσωματικές διαταραχές.
Son zamanlarda sırtından çok ciddi bir şekilde rahatsızlanmıştı.Έκτοτε έχει υποστεί μεγάλης έκτασης αναστηλώσεις.
2 Şubat 1958 tarihinde kalp rahatsızlığı ve bacaklarda dolaşım sorunları nedeniyle serbest bırakıldı.Απελευθερώθηκε λόγω καρδιακής πάθησης και προβλημάτων κυκλοφορίας στα πόδια του στις 2 Φεβρουαρίου 1958.
Tanık olarak konuşan bir doktor Emily'nin epilepsi ve psikoz rahatsızlığının olduğunu söyler.Ένας ψυχιατρικός νοσηλευτής ρωτά την Έμιλυ πως αισθάνεται.
Öksürük, ağırıyı artırdığı için son derece rahatsız edicidir.Η πιο σημαντική παρενέργεια είναι η αύξηση βάρους.
Bunda muhtemelen onun yaşadığı zihinsel rahatsızlıkların da etkisi bulunmaktadır.Κατά πάσα πιθανότητα το γεγονός αυτό επηρέασε τη ψυχική υγεία του.
Rahatsız oluyorlar.Διαζεύχθηκαν.
Kategori adında da belirtildiği gibi sarmal galaksiler rahatsız edici görünümdedirler.Όπως φαίνεται από το όνομα της κατηγορίας, οι σπειροειδείς γαλαξίες μοιάζουν παραμορφωμένοι.
Bu seni neden rahatsız ediyor?Γιατί σ' ενοχλεί αυτό;
Rahatsız oluyorlar.Die Stör.
Son zamanlarda ise rahatsızlandı.Dertil havde hun nylig været syg.
Rahatsız mı oldun amca?Er det kedsomhed?
Bu da onu çok rahatsız ediyordu.Det påvirkede hende meget.
Ayrıca kulaklarından da sıkça rahatsızlanır.Den har desuden altid stående ører.
Parktaki hayvanlara ve bitkilere zarar vermek veya rahatsız etmek yasaktır.Ligeledes er det forbudt at forstyrre dyr og planter og at tage noget som helst med sig ud af parken.
Ek olarak Hitler, Röhm'ün gelir dağılımıyla ilgili olan "ikinci devrim"e verdiği açıkça destekten rahatsızdı.Desuden var Hitler utryg ved Röhms udtalte støtte til en "anden revolution", der skulle omfordele velstanden.
Koku çürüme kokusu olarak tanımlanamasa da rahatsız edici bir kokudur.Behagelig lugt kaldes duft, mens ubehagelig lugt kaldes stank.
Lise dönemlerinde, kendisini hayatı boyunca rahatsız edecek sedef hastalığı ortaya çıktı.I Italien pådrog han sig en kønssygdom, som han led under resten af livet.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.De fik alle råt for usødet.
Sana Bir Sır Vereceğim dizisinden rahatsızlığı sebebiyle ayrılmak zorunda kaldı.Han måtte dog stoppe fordi at han havde en fejl på nethinden.
Kolaylıkla rahatsız olurum.Undskyld, jeg blander mig.
Sonunda onu rahatsız etmemeye karar verip, konsere dört kişi gittiler.Fire minutter inde i anden halvdel blev det besluttet, at han ikke kunne fortsætte koncerten.
Nolan, İki-Yüz'ün yüzünün rahatsız edici olmasını istedi.Episoden satte perspektiv om Norges udsatte stilling som neutral.
12 yaşındayken ilk sinirsel rahatsızlığını geçirmiştir.Som 21-årig fik han nervesammenbrud.
Hele gözlerinden çok rahatsızdı.Hun er i hans øjne besudlet.
Ama ortalığı kerih bir koku sardı ve Müslümanlar rahatsız oldular.Den musikalske smag forandredes, og de blev umoderne.
Rahatsız edilmedikleri sürece inlerinde uzun zaman kalırlar.Men de holder ikke så lang tid, hvis de ikke bliver vedligeholdt.
Fakat bölümün sonunda yolsuzluklardan rahatsız olur ve işten ayrılır.Men ved slutningen af episoden bliver hun ked af korruptionen i styrken og stopper igen.
Utangaç kuşlardır, rahatsız edildiklerinde kaçarlar.De fløjter, når de bliver forstyrret.
2001 yılının başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle yoğun bakım altına alındı.Fra 1921 var Lenin generet af søvnløshed og anfald af hovedpine og kvalme.
Çünkü kızı babasına giderse daha iyi şartlarda yetişecektir.Ama Gonca rahatsız olur.Hendes far forsøger at få hendes mor til syntes bedre om hans afrejse, men hun skubber ham grædende væk.
Claudius'un kendisi rahatsızlığını hayatını kurtarmak için abarttığını iddia etmiştir.Claudius selv hevdet at han overdrev sine plager for å redde sitt eget liv.
Rahatsız edilmekten hoşlanmaz.Den er ikke glad i å slåss.
Rahatsız mı oldun amca?«What really upset Andy?
Sinirlendiğinde veya gergin olduğunda rahatsızlığının emareleri kötüleşiyordu.Men i opphetet eller stresset tilstand ble symptomene hans verre.
Bu hareketler kadını rahatsız edecek kadar şiddetli olabilir.Reaksjonene kan derfor ramme kvinnene hardere.
Karabağ'da yaşanan olaylar onu çok rahatsız ediyordu.Dette ble Lagerlöf veldig opprørt over.
ADHP, sosyalist fikirlerle ülkeyi yenileştirmeyi deniyordu; fakat ülkede büyük rahatsızlık vardı.Partiet forsøkte å modernisere landet i tråd med sosialistiske ideer, men betydelig uro ble resultatet.
Bu his kişiyi özellikle geceleri rahatsız eder.Kløen kan hos noen gi en generell uro, særlig om natten.
Arı balı en az 3000 seneden beri birçok rahatsızlığın tedavisinde kullanılmıştır.Pest har vært kjent i minst 3 000 år.
Bu da Kargo üyelerini rahatsız ediyordu.Samtidig begynte han å interessere seg for dampmaskiner.
Tarihçi Suetonius, Claudius'un rahatsızlığının fiziksel tezahürlerini oldukça detaylı bir şekilde tasvir eder.Historikeren Sveton beskrev Claudius' synlige tegn på hans lidelser relativt detaljert.
Utangaç kuşlardır, rahatsız edildiklerinde kaçarlar.Gorillaer gjesper når de blir engstelige.