Ana içeriğe geç
Sözlük

rahatsız ile cümle

rahatsız kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Fakat ölü oldukları zaman rahatsızlık duymaz.Halálakor nincs összezavarodva...
Utangaç kuşlardır, rahatsız edildiklerinde kaçarlar.Félénk madár, megzavarása esetén elszalad.
1901’de rahatsızlanır.1901. Belényessonkolyos.
2 Şubat 1958 tarihinde kalp rahatsızlığı ve bacaklarda dolaşım sorunları nedeniyle serbest bırakıldı.1959. február 2-án szívelégtelenség és keringési problémák miatt szabadon engedték.
Rahatsız edilmedikçe insana saldırmaz.Ha nem zavarják, az emberre nem támad.
Tarihçi Suetonius, Claudius'un rahatsızlığının fiziksel tezahürlerini oldukça detaylı bir şekilde tasvir eder.Suetonius részletesen ír Claudius betegségéről.
Son zamanlarda ise rahatsızlandı.Utolsó éveiben már sokat betegeskedett.
Sana Bir Sır Vereceğim dizisinden rahatsızlığı sebebiyle ayrılmak zorunda kaldı.Egy térdsérülés miatt kellett felhagynia a szereppel.
Rahatsız oluyorlar.Verstörténések.
Ancak Lupin bu olaydan son derece rahatsızdır.Garfield ettől persze rosszul érzi magát.
8 Eylül 2016'da rahatsızlandı ve yoğun bakıma kaldırıldı.1988. szeptember 16-án hunyt el, barátai gondoskodtak róla végső betegségében.
Yanıklar aynı zamanda duygusal ve psikolojik rahatsızlığa da neden olabilmektedir.Az égési sérülések érzelmi és lelki stresszállapotot is okozhatnak.
Vicdanen rahatsız olan Juan akademideki işlerini aksatmaya başlar.Adam egyre jobban érzi, a Juan klinika körül valami nincs rendjén.
2002 yılında skolyoz rahatsızlığı sebebiyle bir ameliyat geçirdi.2002-ben doktorált Kolozsvárott operációkutatásból.
Leylekler rahatsız edilmedikleri sürece insanlardan çekinmez ve genellikle binaların üzerine yuva yaparlar.Ha az ember nem bántja őket, akkor a gólyák nem félnek tőle, és Európában gyakran épületek tetején fészkelnek.
Zamanın imparatorları ülke halkının gittikçe afyon bağımlısı olmasından rahatsızlık duymaya başlamışlardı.A gróf emigráns környezetétől is egyre inkább elszigetelődött.
Ayrıca kulaklarından da sıkça rahatsızlanır.Betegsége is gyakran kiújul.
Kalp rahatsızlığı nedeniyle futbolu bırakmıştır.Lábproblémája miatt hagyta abba a versenyzést.
Yazları ise sıcaktır ama nem olmadığı için insanları pek rahatsız etmez.Nyáron sok, de nem direkt fényre van szüksége.
Arkasında oturan tombul zengin çocuk tarafından sürekli rahatsız edilir.Gazdag és magas állású pártfogói mindig kisegítették.
Son zamanlarda sırtından çok ciddi bir şekilde rahatsızlanmıştı.Ekkor még eléggé hátul állt összetettben.
Kısmen alkolizm nedeniyle kaynaklanan sorunlardan rahatsız olan ağabeyi Henry 1 Ağustos 1831'de öldü.Alkoholizmusban szenvedő bátyja 1831. augusztus 1-jén tuberkulózisban halt meg.
Fakat omzundaki rahatsızlık sebebiyle turu yarıda kesmiştir.Egy súlyos térdsérülés miatt kölcsönszereplése idejekorán véget ért.
Özellikle Julian "Jimmy" Dell konusu onu rahatsız etmektedir.A terv kidolgozásával James „Jimmy” Doolittle lett megbízva.
Ancak acı ve korku dolu geçmişi Merrick'i halen rahatsız etmektedir.Sikerét és népszerűségét kizárólag Liszt Ferenc múlta felül.
Bazen yanlış bir işaret ile rahatsız edici bir iletişimin temeli oluşur.Időnként keverik a nonverbális kommunikáció fogalmával, amely téves elképzelés.
Hayalet, Dawn'ı rahatsız etmeye devam eder.Saul ennek a hatására ismét megbánta, hogy üldözte Dávidot.
Rahatsız oluyorlar.Saa vaivata.
Ancak Lupin bu olaydan son derece rahatsızdır.Borman voi erittäin pahoin.
Çocuklarla durum özellikle rahatsız edicidir.Erityisen haitallista se on lapsille.
Moore daha sonra klasik fikirlerden rahatsız olmuştur.Myöhemmin Moore hylkäsi klassiset ihanteet.
Rahatsız mı oldun amca?Minäkö muka vaaraton?
Ancak rahatsızlığı nedeniyle bu görevleri 1943 yılında bırakmak zorunda kaldı.Hän joutui luopumaan tehtävistään sairauden vuoksi vuonna 1943.
Hannover’in nüfusu 10,000 civarındaydı ve bu yerin taşra kısmı eninde sonunda Leibniz’i rahatsız edecekti.Hannoverin väkiluku oli vain noin 10 000 henkeä, ja sen eristynyt ilmapiiri kävi lopulta Leibnizin hermoille.
Son zamanlarda sırtından çok ciddi bir şekilde rahatsızlanmıştı.Tätä aikaa hän myöhemmällä iällään katui syvästi.
Sonuç olarak, şehirler eski antik haklarını korudu ve sivil yönetimler ancak belli oranda rahatsız edildiler.Näin ollen kaupungit saivat säilyttää muinaiset erioikeutensa ja suurelta osin myös siviilihallintonsa.
Küçük oldukları için vahşi yaşamı rahatsız etmezler.Se ei ole vaarallinen ihmiselle sen pienen koon vuoksi.
28 Ocak 2018'de Mısır'a yaptığı ziyaret sonrasında rahatsızlanarak Rigshospitalet'te hastaneye kaldırıldı.Henrik joutui sairaalahoitoon Rigshospitaletiin 28. tammikuuta 2018 pian Egyptissä viettämänsä loman jälkeen.
Ülkede ölümlerin %40'ı sıtma rahatsızlığı nedeniyle yaşanmaktadır.Keskimäärin joka neljäs kuolema johtuu sepelvaltimotaudista.
2017 yılında akciğer rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırıldı.Tammikuussa 2017 hän joutui sairaalaan keuhkokuumeen aiheuttamien hengitysongelmien takia.
Her ikisi de durumdan memnundur, fakat beklenmedik bir şekilde rahatsızlanacaktır.Molempia aiheita käsitellään julkisuudessa, mutta niihin sairastuminen on äärimmäisen epätodennäköistä.
Son zamanlarda ise rahatsızlandı.Hän oli sairastellut jo jonkin aikaa.
Corona ilerleyen zamanla hapiste bunama rahatsızlığına yakalandı.Saberi oli vankila-aikanaan nälkälakossa.
1955 yılında Hodgkin rahatsızlığından öldü.Harris kuoli Hodgkinin tautiin vuonna 2002.
1900 yılında, Hesse gözlerindeki rahatsızlık yüzünden askerlik görevinden muaf tutulmuştur.Vuonna 1900 Hesse vapautettiin heikkonäköisyyden vuoksi asepalveluksesta.lähde?
Lise dönemlerinde, kendisini hayatı boyunca rahatsız edecek sedef hastalığı ortaya çıktı.Näihin aikoihin hän sairastui munuaistautiin, joka vaivasi häntä loppuelämän ajan.
Son gününde, Domitian kendini rahatsız hissediyordu ve birkaç kez hizmetçiye saatin kaç olduğu sordu.Hän pyysi päästä Ontanangaan Wehasten hoidettavaksi, ja siellä pyysi useaan kertaan saada tulla kastetuksi.
Bunlara ek olarak birçok dermatolojik rahatsızlık gündelik yaşantımızda karşımıza çıkabilir.Dermatillomania häiritsee usein päivittäistä elämää.
Psikiyatrik rahatsızlıklar.Vakavat mielenterveyshäiriöt.
Bu durum hükümeti rahatsız ediyordu.Korruptio häiritsi valtionhallintoa.
Bir daha asla bu kadar rahat olmak istemiyorum, rahatsız olmayı tercih ederim.Koskaan ei pitäisi sanoa tätä, mutta en ole loukkaantunut aiemmin.
O sıralar özgürlükçü olmak yeterince rahatsız edici bir durumdu.Oniipa oli tuohon aikaan kuitenkin hyvin levoton paikka.
Ancak birçok eleştirmen O'Brien'ın rahatsız edici ve ukalâca buldukları tavrına karşı çıkıyordu.O’Brienin kerronta on usein protestinomaista ja lähes raa’an maanläheistä.
Heyecanlı bir kitap okumakta olan Poppy, diğerleri tarafından aralıklarla rahatsız edilir.Fowler on huumeisiin sotkeutunut kovanahkainen mutta uuvahtanut Timesin kirjeenvaihtaja.
Theon onlara bakarken rahatsız olur ve bunu zorla gizler.Luther menee piiloon ja näkee heidän kuhertelevan.
86 günlük kısa yönetimi çok rahatsız ediciydi.Jäähyjäkin tuomittiin varsin maltilliset 81 minuuttia.
1990 yılında rahatsızlığı nedeniyle Noterlik görevinden ayrıldı.Hän lopetti uransa 1990 loukkaantumisten vuoksi.
Sağlık problemleri, böbrek rahatsızlığı onu 1975 yılında emekli olmaya zorladı.Heikentynyt terveys pakotti Mentenin eläkkeelle vuonna 1955.
Jobyna yaşamının son beş yılını romatizmadan kaynaklanan rahatsızlıklar yaşadı ve birkaç kez felç geçirdi.Broberg kärsi vanhemmiten Parkinsonin taudin harvinaisesta muodosta ja oli pari viime vuottaan puhekyvytön.
1980'li yıllarda ağır bir psikolojik rahatsızlık geçirdi.Lisäksi hänellä oli vakava alkoholiongelma 1980-luvulla.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod