Bu, seni nasıl rahatsız etmedi?Як це може тебе не турбувати?
Hastaları rahatsız etmek istemedim.Я не хотів турбувати пацієнтів.
Bu yastık çok rahatsız.Подушка дуже незручна.
Tarihçi Suetonius, Claudius'un rahatsızlığının fiziksel tezahürlerini oldukça detaylı bir şekilde tasvir eder.Suetonius poměrně detailně líčí fyzické projevy Claudiových zdravotních obtíží.
Rahatsız mı oldun amca?Např: Nudíš se?
Alkarısı sadece yeni doğum yapmış kadınları rahatsız eder.Samice se o nově narozené jedince starají společně.
Benzetilmek beni rahatsız etmez.Tam mi to natahování vůbec nevadí.
Fakat ölü oldukları zaman rahatsızlık duymaz.Jsou udivení tím, že nejsou mrtví.
Her ikisi de durumdan memnundur, fakat beklenmedik bir şekilde rahatsızlanacaktır.Oba vypadají šťastně, ale uvnitř jsou zoufalí.
Bu, durumdan rahatsız olan samurayların bir dizi isyanına neden olmuştur.Nový pořádek vedl k sérii nepokojů vyvolaných nespokojenými samuraji.
Akvaryumlarında rahatsız edici, saldırgan veya aşırı hareketli balıklar bulunmamalıdır.V akváriích chované druhy jsou vesměs skromné a nenáročné a velmi odolné rybky.
Klein büyük ölçüde rahatsız oldu.Mickey je značně naštvaný.
Çocukluğu ağır hastalıklarla ve annesinin ruhsal rahatsızlıklarıyla geçmiştir.Matky za život dětí s vážným duševním onemocněním.
Bunları konuşmayı reddediyorum, çünkü beni rahatsız ediyor, anlıyor musun oğlum?Vyzvali mě, ať udělám nesmysl, já to odmítl, to je celé, říká ředitel.
Onlar sıkça mantıksız kuruntularla bilinen rahatsızlıklar yaratıyorlar.Mnohdy se objevuje nepravidelné laločnaté zprohýbání.
Rahatsızlığı nedeniyle 1 Ocak 1950 tarihine kadar sıhhi sebepten izinli bulundu.V důsledku zdravotních potíží byl ke 31. lednu 1950 přeložen do trvalé výslužby.
2006'da ağır bir kalp rahatsızlığı geçiren Haller, bir daha da sağlığına kavuşamadı.V roce 1984 postihla jeho otce těžká mrtvice, ze které se již nikdy plně neuzdravil.
Daha Sonra böbreklerinden rahatsızlandı.Následně vypětím nervů ochrnula.
Çocuklarla durum özellikle rahatsız edicidir.Obzvláště rizikový je průběh onemocnění u dětí.
Onun bu mental rahatsızlığı ile olan mücadelesi ölümüne dek sürdü.Tento duševní stav mu zůstal až do smrti.
İlk başta her şeyi bilirliği Ron ve Harry'yi oldukça rahatsız eder ve Hermione'yi oldukça kibirli bulurlar.Viteál má na Rona větší vliv než na Harryho a Hermionu, a tak je velmi podrážděný.
Nolan, İki-Yüz'ün yüzünün rahatsız edici olmasını istedi.Nolanův Interstellar se musí spokojit s druhou příčkou..
Bu sistem, ceza veya organizmada rahatsızlık yaratan olumsuz olaylar karşısında harekete geçer.Tato metoda zabránila nežádoucímu poškození při přepravě či stavbě.
Rahatsız edilmedikçe insana saldırmaz.Na člověka nezaútočí, nejsou-li vyprovokováni.
Gülücük durdurucu: Konuşma penceresinde basit bir tıklamayla rahatsız edici gülücükleri gizler.Ve Šťastném úsměvu pomáhají dětem s rozštěpem obličeje projít léčbou s úsměvem .
Kuyruğundan rahatsızlık duyar.Jejím opakem je nepřízeň.
Sürekli bir kıyas hali psikolojik bir rahatsızlıktır.Prokrastinace je do určité míry normální psychologické chování.
Ordudaki disiplin bozulmuş, askerler ahaliyi rahatsız etmeye başlamışlardı.Rozbušila srdce vězňů, stráže začaly zmateně pobíhat.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.Omlouvá se za nepříjemnosti, které jim všem způsobil.
Son gününde, Domitian kendini rahatsız hissediyordu ve birkaç kez hizmetçiye saatin kaç olduğu sordu.Cestou na Hostýn kázal panovník několikráte zastaviti a s potěšením užíval malebného rozhledu.
Klein büyük ölçüde rahatsız oldu.Klein a fost foarte ofensat.
Bildirimler için "Rahatsız etmeyin" Eklemesi.Actualizat „Nu deranjați”.
Bu durum hükümeti rahatsız ediyordu.Acest fapt a alarmat guvernul.
Hirschsprung's disease – sektör hipokromi şeklindeki heterokromi ile ilişkili bir bağırsak rahatsızlığıdır.Boala lui Hirschsprung – o tulburare intestinală asociată cu heterocromia în forma heterocromiei sectoriale.
Bu rahatsızlığa sahip kişilere pedofil ya da sübyancı denir.Persoanele care suferă de asemenea deranjamente se numesc toxicomani sau narcomani.
Ömrünün son seneleri rahatsızlıkla geçmiştir.Ultimele clipe ale unui nefericit.
Yara izleri de vücudun görünüşünden rahatsızlık duymaya yol açabilir.De asemenea, cicatricele pot distorsiona percepția asupra imaginii corporale.
Rahatsız oluyorlar.El o necăjește.
Yanıklar aynı zamanda duygusal ve psikolojik rahatsızlığa da neden olabilmektedir.Arsurile pot produce de asemenea probleme emoționale și psihologice.
Sosyal veya meslekî işleyişte rahatsızlık ya da eksiklik oluşturur.Este șomajul voluntar sau involuntar?
1990 yılında rahatsızlığı nedeniyle Noterlik görevinden ayrıldı.A ratat participarea la Mondialul din 1990 din cauza unei accidentări.
Rolling Stone dergisi şarkıyı hassas ve rahatsız edici olarak tanımladı.Rolling Stone a chemat cântecul „delicat și obsedant”.
Film boyunca kronik ağrı çekerken görülen Gaga'nın fibromiyalji rahatsızlığı olduğu ortaya çıktı.Pe parcursul filmului, solista a fost prezentată suferind de dureri cronice datorate bolii fibromialgie.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.Cele din naos au fost toate deranjate de intervenții mai târzii.
İngilizlerin İran'daki güçleri onu çok rahatsız ediyordu.Intransigența britanică a iritat populația iraniană.
Alzheimer rahatsızlığıyla mücadele eden Demirel, 27 Mayıs 2013'te vefat etti.Acesta a tratat mai multe persoane posibil infectate cu Ebola și a decedat la 26 mai 2014.
Son zamanlarda ise rahatsızlandı.Drept urmare, în ultima vreme a devenit nelocuit.
Diğer bir özelliği ise herkesi rahatsız eden gülüşüdür.Caracter slab, este cel care se plânge de toată lumea.
Şubat 1942'de şiddetli mide ve bağırsak rahatsızlıkları ile hastaneye kaldırıldı.În iulie 1945 a fost dus la spital deoarece avea dureri mari la picioare.
Utangaç kuşlardır, rahatsız edildiklerinde kaçarlar.Toate mamiferele o secretă în timp ce sunt alăptate.
Papanın bu girişimleri Floransa'nın önde gelenlerini, özellikle de Beyazlar'ı fazlasıyla rahatsız ediyordu.Starea sa de sănătate s-a agravat, ceea ce i-a îngrijorat pe ocupanții anexei și în primul rând pe Anne.
Onun konuşkanlığı rahatsızlık verici.Vorbăria lui este deranjantă.
Kapı açık olsa sizi rahatsız eder mi?Vă deranjează dacă deschid uşa?
Kızın öpmesinden sonra kendisini rahatsız hissetti.S-a simţit incomod după ce ea l-a sărutat.
Ortam rahatsız ediciydi.Ambianță a fost inconfortabilă.
Güvenliği çağırmaktan rahatsız olma.Nu te deranja să chemi paza.
Claudius'un rahatsızlıkları ortaya çıkmaya başlayınca ailesiyle olan ilişkisi bozulmaya başladı.Amikor Claudius betegsége egyre nyilvánvalóbbá vált, családjával megromlott a kapcsolata.
Çocuklarla durum özellikle rahatsız edicidir.Gyerekekre különösen veszélyes.
Rahatsız mı oldun amca?Én: Aggódtál?
Sinirlendiğinde veya gergin olduğunda rahatsızlığının emareleri kötüleşiyordu.Amikor ideges lett, vagy nagy nyomás nehezedett rá, tünetei csak romlottak.