Bu rahatsız edici ses uzun süre sürebilir.De slaperigheid kan lange tijd aanhouden.
Bu hastalık onu rahatsız etse de o korumasız bir şekilde fahişelerle yatmaya devam etti.Daarin verontschuldigt hij zich omdat hij met een prostitué geslapen heeft.
Özellikle Julian "Jimmy" Dell konusu onu rahatsız etmektedir.Met name de 'onafhankelijke' kandidaat Eugene McCarthy heeft hem dwarsgezeten.
Çocukluğunda geçirdiği bir göz rahatsızlığı sonucu bir gözü neredeyse kördür.Hij werd door een oogziekte al op jeugdige leeftijd blind.
1980'li yıllarda ağır bir psikolojik rahatsızlık geçirdi.Rond 1980 was er sprake van grote maatschappelijke onrust.
Tedavi edilmediği durumda ağır bir seyir izleyebilen bir psikiyatrik rahatsızlıktır.Iemand die midden in een zware depressie zit kan er dus geen genezing van verwachten.
Yalnızca rahatsız edildiklerinde yüzeyin altına dalarlar.Ze openen zich alleen als ze onder water zijn.
Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi.Hiervan ging een belangrijke invloed uit naar andere Europese landen.
Bu gelişme, Ebû Müslim'in gücünü daha da arttırırken halifenin de rahatsızlığını arttırdı.Dankzij haar ontdekking is de kans op buitenaards leven net iets groter geworden.
1954'te Tunus'ta rahatsızlıklar ortaya çıktı.In 1554 kwam het tot onlusten in Antwerpen.
1519 yılında doğum sonrası rahatsızlıklarından dolayı hayatını kaybeder.Zij stierf in 1509 aan complicaties bij de bevalling.
Onu rahatsız etmemek için su kıyısında yürürken iyi davranışlar sergilemek gerekir.Om te voorkomen dat de grond uitput zal men dat goed moeten dimensioneren.
Genellikle boş zemin konutlarda görülür rahatsız olunca terkederler.Meestal verdwijnt de angst echter acuut zodra ze het toneel betreden.
Rahatsız edildiği zaman yuvayı terkedebilir.Als het leefgebied overwoekerd raakt wordt het verlaten.
Bu konu küçükken onu çok rahatsız etmiştir.Hij werd tijdens zijn jeugd veel gepest.
Ya da köpeğiniz sizi 15 saniyeliğine rahatsız edecektir.Als je pech hebt ben je gedurende 12 uur gestrand!
Dennis'den nefret eder çünkü Dennis onu hep rahatsız eder.Twister haat hem omdat Lars hem altijd pest.
Marty'nin hamile arkadaşı Lisa da bu durumdan rahatsızdır.Sarahs gescheiden vriendin Leslie is zwanger.
Yılın Hakareti (2010) – Rey Mysterio'nun ailesini rahatsız etmesi.Het Koningstientje (2013): Ter gelegenheid van de inhuldiging van koning Willem-Alexander.
Proton-M roketi programı son zamanlarda hataları tarafından rahatsız olmuştur.Er zijn regelmatig problemen met de Proton-M geweest.
Parktaki hayvanlara ve bitkilere zarar vermek veya rahatsız etmek yasaktır.Verstoring van dieren en planten is eveneens verboden.
Nolan, İki-Yüz'ün yüzünün rahatsız edici olmasını istedi.2-nitrotolueen is irriterend voor de ogen.
Müttefik Devletler, komünistlerin duruma hakim olmasından rahatsızdı.De Verenigde Staten waren blij dat er hard werd opgetreden tegen de communisten.
Sana Bir Sır Vereceğim dizisinden rahatsızlığı sebebiyle ayrılmak zorunda kaldı.Hij moest echter verstek laten gaan vanwege een rugblessure.
İlk teşhisten 2 yıl sonra Mayıs 2001'de kanser geri döner ve Schuldiner rahatsızlanır.In mei 2001, twee jaar na zijn diagnose, werd bij Chuck weer kanker vastgesteld en hij werd weer ziek.
Çalıştığınızı gördüm ve sizi rahatsız etmedim.Ik zag jullie werken en heb jullie niet gestoord.
Tom'u rahatsız etmeyin.Laat Tom met rust.
Tren grevi beni hiç rahatsız etmedi.De treinstaking maakte mij helemaal niet uit.
Eğer bir haftadır midenden rahatsızsan, doktora gitmelisin.Als je al een week last hebt van je maag, moet je naar de dokter gaan.
Midemden rahatsızım.Ik heb last van mijn maag.
De ki: “O bir ezadır (rahatsızlıktır).Seiyū: Shin’ichirō Miki Yukito (jap.
Bunları konuşmayı reddediyorum, çünkü beni rahatsız ediyor, anlıyor musun oğlum?Naprawdę nie lubię o nich rozmawiać, ponieważ kiedy to robię, chce mi się wymiotować.
19 Mart 1955 günü kalp rahatsızlığından dolayı hayata veda eder.Zmarł 9 marca 1955 roku z powodu przewlekłej niewydolności serca.
Bu durum hükümeti rahatsız ediyordu.Poczynania te zaniepokoiły rząd.
Öğrenciler de evdeki seslerden rahatsız olur.Niepokoją ich jednak dźwięki dobiegające z wnętrza domu.
Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu.Intuicja wobec innych jej nie zawodzi.
Utangaç kuşlardır, rahatsız edildiklerinde kaçarlar.Ławice rozpraszają się, gdy są zaniepokojone.
Ilk gününde Dr İlizarov çok rahatsız oldu.Знамя Коммунизма): „...Na początku dr Ilizarow czuł się bardzo niewygodnie.
Çevresindekiler de, bu durumdan rahatsız olur.Nawet jeśli wszyscy dookoła są przeciwko tobie.
Rahatsız mı oldun amca?Błaszczak ma kłopoty?
Son zamanlarda ise rahatsızlandı.Ostatnie lata wiele chorował.
Kaşıntı, ağrı yapabilirler veya hiç rahatsızlık vermeyebilirler.Oczywiście, może cię boleć albo wcale nie obchodzić.
Sağlık problemleri, böbrek rahatsızlığı onu 1975 yılında emekli olmaya zorladı.Inwalidztwo wojenne i zbieg ukończenia 55 lat umożliwiły mu przejście na emeryturę w 1978 r.
Abigal’le ilişkisine son veren Proctor, karısına karşı vicdanında rahatsızlık duymaktadır.Jego żona, Debbie, narzeka na jej nudne życie.
Çocuklarla durum özellikle rahatsız edicidir.Metoda ta jest szczególnie wskazana u dzieci.
Son Mekke ziyaretinde rahatsızlandı ve yaşamını yitirdi.Pod koniec życia poważnie chorował i utracił wzrok.
29 Mayıs 2011 tarihinde Moskova'da bir hastanede akciğer rahatsızlığı nedeniyle hayatını kaybetti.29 maja 2011 zmarł w szpitalu w Moskwie w wyniku komplikacji po przebytej operacji płuc.
Lider kontrolden rahatsız olabilir.Może być zdymisjonowany przez króla.
Bu konu küçükken onu çok rahatsız etmiştir.Molestował je, gdy były małe.
Zihninizi arayışla rahatsız etmeyin.Nie włamuj się do umysłów.
Hastalık düzeyindeki rahatsızlarda doktor kontrolü mecburidir!!!W komedii Każdy by chciał!!
Kolaylıkla rahatsız olurum.Czułbym się nieswojo.
Fakat ölü oldukları zaman rahatsızlık duymaz.Nie pękają przy zginaniu.
Oyun boyunca bu üç karakter, seyirciyi rahatsız eden bir şekilde kimi soruların yanıtlarını arar.W trakcie gry drużyna 6 znawców próbuje odpowiedzieć na pytania przesłane przez widzów.
Ayrıca kulaklarından da sıkça rahatsızlanır.Potem często też otrzymywał kontuzje.
Diğer bir özelliği ise herkesi rahatsız eden gülüşüdür.To ona jest tu jedyną osobą gotową z uśmiechem każdemu usłużyć.
Bu durumu anılarında "kir dördüncü seneden sonra daha fazla rahatsız edici olamıyor." diyerek açıkladı.Ten jednak zrezygnował, mówiąc: "Cztery razy nic to niewiele...".
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.Wszystkich bowiem oburzył czyn Azoga.
1954'te Tunus'ta rahatsızlıklar ortaya çıktı.W 1945 w Neapolu zaraził się polio.
Onu rahatsız etmemek için su kıyısında yürürken iyi davranışlar sergilemek gerekir.Mimo że dobrze nurkują, to, żeby woda nie wypierała ich na powierzchnię, muszą się czegoś przytrzymywać.