Ana içeriğe geç
Sözlük

potansiyel ile cümle

potansiyel kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
10
HARF
4
HECE
9
ORT. KELİME
Kosova'daki siyasi değişiklikler de KSF'nin görev tanımını potansiyel olarak etkileyebilir.The political changes in Kosovo could potentially affect the KSF's mandate as well.
Bir de yolsuzluk potansiyeli var.Then there is the potential for corruption.
Yatırımcılar, Karadağ'ın limanlarının uzun vadeli büyüme potansiyeline göz diktiler. [AFP]Investors are eyeing the long-term growth potential of Montenegro's ports. [AFP]
Bazı potansiyel alıcılardan ay sonuna kadar teklif gelmesi bekleniyor.Offers by some potential buyers are expected by the end of the month.
Shiroka-Pula: Proje, potansiyel yatırımcıları seçme safhasında bulunuyor.Shiroka-Pula: The project is in the phase of selecting potential investors.
Bir diğer potansiyel aday da Hırvatistan Ticaret Odası başkanı Nadan Vidoseviç.Yet another potential candidate is Nadan Vidosevic, president of the Croatian Chamber of Commerce.
Markoviç: Bence en iyi yönümüz entellektüel potansiyelimiz ve yetenekli insanlarımız.Markovic: The best thing about Serbia is our intellectual potential and talented people.
Belçika, PKK'ya inen potansiyel ağır darbeyle uğraşıyorBelgium deals potentially heavy blow to PKK
Kabine üç potansiyel yatırımcıyı inceliyordu.The cabinet had been eyeing three potential investors.
CEFTA anlaşması bölgesel işbirliği potansiyeli gösteriyorCEFTA agreement shows potential for regional co-operation
Potansiyel başlıklar olarak din ve kültür mirası ve hava sahasına da değindik.We have also touched upon religious and cultural heritage and airspace as potential topics.
Yunanistan'ın turizm potansiyeli iyimser bir hava yaratıyorGreece tourism potential sparks optimism
Gelen haberler, potansiyel sıcak noktalarda erken saatlerde bir sorun yaşanmadığı şeklindeydi.Reports indicated no problems in the early going at potential flash points.
Analistlere göre Arnavutluk, sahp olduğu dış yatırım potansiyelini tam olarak fark edebilmiş değil.Albania has yet to fully realise its potential for foreign investment, analysts say.
Priştine bu sonbaharda potansiyel olarak önemli bir turizm konferansına ev sahipliği yapacak.Pristina will host a potentially important tourism conference this fall.
Başbakan, "Karadağ'ın bu demokras potansiyeline sahip olduğundan eminim." dedi."I am certain that Montenegro has that democratic potential," said Djukanovic.
BH'deki potansiyel petrol yataklarının keşfi bürokrasi yüzünden gecikebilirBureaucracy may delay exploration of potential oil fields in BiH
Potansiyel ticaret olanaklarıyla ilgilenenler için bir ürün kataloğu da mevcuttu.For those interested in potential trade opportunities, a product catalogue was available.
Yetkililer, ekonomik büyüme potansiyelinin önemli olduğunu söylüyorlar.Officials say the potential for economic growth is substantial.
Makedonya'da Radikal Grupların Yol Açabileceği Potansiyel Şiddet Gözardı EdilmemeliPotential Violence by Extremists Shouldn't Be Ignored in Macedonia
Belgrad yatırımcıların potansiyel ilgi odağı olduBelgrade becomes potential hot spot for investors
Tüm bunlar gerçek anlamda bir kalite ve potansiyelimiz olduğumuzu gösteriyor.That shows we truly have quality and potential.
Bölgenin üretim potansiyeli ise aslında bu rakamlardan çok daha yüksek.The possibilities for cultivation are far greater.
Misyon potansiyel olarak şiddetli bir yerel muhalefetle karşılaşabilir.The mission could potentially encounter violent local opposition.
Lana Nehri'nde, başkenti daha yeşil hale getirecek büyük potansiyel görüyoruz.In Lana River, we see great potential for making the capital greener.
İstihdam yaratma potansiyeline sahip sektörlere çok az yatırım yapılıyor.Very little money has been invested in the industries that can provide jobs.
Çok sayıda potansiyel bağışçı reform projelerinin finansmanıyla ilgilendiğini belirtti.Several potential donors have already expressed an interest in funding reform projects.
Bu da bölgedeki şiddet olaylarının potansiyel geri dönüşü hakkında endişelere yol açmıştı.This sparked concerns about a potential return to violence in the region.
İstanbul'daki menkul kıymetler borsası bankacılık potansiyelini genişletiyor. [Reuters]The stock exchange in Istanbul expands its banking potential. [Reuters]
"Beklediğim kadar büyük bir iş potansiyeli yok."There is not as much business as I expected," Alpaslan said.
Potansiyel bir koalisyon hakkında açıklama yapmamayı tercih eden Sosyalistlere büyük iş düşebilir.Much could depend on the Socialists, who have been tight-lipped about a potential coalition.
Kürek de madalya potansiyeli bulunan bir spor dalı.Rowing also presents a possible opportunity for a medal.
Her iki ülke için de muazzam bir ekonomik işbirliği potansiyeli söz konusu.The potential for economic co-operation is really huge for both countries.
Suriye'deki Kürt yoğunluklu bölgelerdeki ayaklanma potansiyeli kaygıya yol açıyor. [Reuters]The potential for unrest in Syria's Kurdish populated areas sparks concern. [Reuters]
Bu bölgede belli bir patlama potansiyeli var."There's a certain explosiveness in this region."
NATO'nun potansiyelinin bir kısmını görme fırsatı bulduk", dedi."In particular, we were able to see some of NATO's potential."
Operasyonun amacı eyalette çıkabilecek potansiyel şiddet olaylarına tepki vermekti. [AFP]The operation was designed to respond to potential violence in the province. [AFP]
İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde şimdiye kadar kullanılmamış bir potansiyel söz konusu.There is untapped potential in economic relations between the two countries.
ABD füze kalkanı planı potansiyel tehdide karşı ayarlanabilirUS missile shield plan could be adjusted to meet potential threat
Coşkun, "Nüfus ve pazar potansiyeli açısından, Arnavutluk en iyi yatırımdır." diyor."In terms of population and market potential, Albania is the best investment," Coskun said.
Bu durum, Makedonya'nın güçsüzlüğünün bir işareti değil, potansiyelinin bir kanıtıdır.This is not a signal of Macedonia's weakness; it is a confirmation of Macedonia's potential.
Yunanistan, potansiyel alıcıların bir fırsat görmesini umuyor.Greece hopes that potential buyers will see an opportunity.
Saymaz, toplam 80 yıl potansiyel hapis cezasıyla karşı karşıya bulunuyor.He faces potential prison terms of up to 80 years in total.
Bello, "Arnavutluk'un hidroelektrik potansiyelinin sadece %35'i kullanılıyor."The hydro-energetic potential in Albania is only 35% useful.
Potansiyel alıcının daha sonraki bir safhada azınlık hisselerinin tamamını alması gerekecek.The potential owner will be required to make a minority buyout offer at a later stage.
Ancak, başta parasal sıkıntılar nedeniyle sürecin daha fazla zaman alma potansiyeli bulunuyor.However, the process could potentially take longer, primarily because of financial constraints.
Uzmanlara göre Makedonya şu anda su potansiyelinin yüzde 21'ini kullanıyor.Experts believe the current utilisation of Macedonia's hydro potential is 21 per cent.
Otoriteler, potansiyel şarapnel etkisinin çok büyük olacağı görüşündeler.The potential shrapnel effect could have been enormous, authorities say.
Tahminler, yaklaşık 250 bin potansiyel yeni kullanıcı olduğunu öne sürüyor.Estimates suggest there are some 250,000 potential new users.
Hosteller hem iç hem de dış yatırımcılar için önemli iş potansiyeli oluşturuyor.Hostels offer considerable business potential both to domestic and foreign investors.
Açılan ihaleye göre, potansiyel alıcıların belirli kriterleri karşılamaları gerekiyor.Under the announced tender, potential buyers must meet certain criteria.
Obama, ABD ile Türkiye arasındaki potansiyel bir sorun olan Ermeni meselesine de değindi.He also faced the Armenia issue, a potential sore spot between the United States and Turkey.
Yeni yapılan bir ankette, Kosova halkı büyük potansiyel bir tehdit oluşturan üç sorunu sıraladılar.In a new survey, Kosovo residents listed three issues that pose a major potential threat.
Analistler, Marty'nin raporunun potansiyel etkisi hakkında ikiye bölünmüş durumdalar.Analysts are divided over the potential impact of the Marty report.
Mladiç davası, süreci geciktirme potansiyeli taşıyan tek etken değil.The Mladic case is not the only potential holdup.
Etkileyici kaynaklara rağmen, Arnavutluk'un altyapı eksiklikleri ülkenin potansiyelini engelliyor.Despite impressive resources, Albania's lack of infrastructure hampers the country's potential.
Sürece başlanması, gelecekteki mali potansiyelin önünü açmakla kalacak.Rather, starting the process will pave the way for future financial potential.
İsrail: Balkanlar'la ilişkilerde büyük potansiyel görüyoruzIsrael says it sees great potential in Balkan ties
Netanyahu ise, Romanya ile ilişkileri geliştirme potansiyelini vurguladı.Netanyahu, meanwhile, emphasised the potential of cultivating ties with Romania.
Üretim maliyetleri yüksek ve ihracat potansiyeli henüz tam olarak kullanılamıyor.Production costs are high, and export potential has yet to be realised.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod
potansiyel ile cümle - Sayfa 7 - potansiyel kelimesiyle örnek cümleler | KKTC App