Klasik mekanikte güç genellikle bir potansiyel enerjinin düşümüdür.В классической механике сила часто является градиентом потенциальной энергии.
Mikroskopik etkenler için bağlantılar virial faktörlerle ve Lennard-Jones potansiyelleri tarafından verilir.Графические процессоры можно использовать только для потенциалов Леннард-Джонса и Кулона.
Bu da Dünya üzerindeki yaşamı sona erdirecek potansiyeli olan çarpışmalara neden olabilirdi.Это потенциально может означать конец всей жизни на Земле.
İlçe sanayisi de; potansiyelimiz olan Tarım ürünlerimize dayalı olarak çalışmaktadır.У нас экологически чистая продукция — это тоже наше преимущество.
Turizm potansiyeline sahiptir.Туристический потенциал.
Plazmalar çok iyi elektrik iletkenleridir ve elektrik potansiyelleri önemli bir rol oynamaktadır.Так как плазма является очень хорошим проводником, электрические свойства имеют важное значение.
İkinci tür potansiyel biyolojik kontrol için kullanılıyor olabilir.Могут быть использованы в качестве агентов биологического контроля.
Dolayısıyla potansiyel olarak mutajenik ve kanserojeniktirler.Предположительно мутагенен и канцерогенен.
Çeşitli potansiyel çekirdek panik durumları giderir.В ситуациях, сопряженных с сильным стрессом, возможны панические атаки.
Eğer, potansiyel kazançlar söz konusuysa kişi riskten kaçınmaya daha yatkındır.В случае выигрыша игроку может быть предложено рискнуть, чтобы увеличить выигрыш.
İlk terim kinetik enerjiyi, ikinci terim ise potansiyel enerjiyi temsil eder.Первый член в сумме отвечает кинетической энергии, второй — потенциальной.
Ertesi sabah Andrew, potansiyelleri mutfağa toplar.На следующее утро Лиса пошла в лес собирать угощения для «воеводы».
Hadım etmekte potansiyel rakipleri devre dışı bırakmak için kullanılan bir başka yöntemdir.Для устранения возможных конкурентов он использует любые методы.
Potansiyeller ise, vampirlerle savaşmayı öğreten kişinin bir vampir olması konusunda afallamışlardır.Люди всё ещё ищут способ противостоять вампирам.
Fakat yüksek toksisite potansiyeli yüzünden insanlarda kullanımı kısıtlıdır.Однако ввиду его чрезвычайно высокой токсичности использование ограничено.
Tehlike; muhtemel, potansiyel zarar kaynağıdır.Риск: Риск — возможная опасность какого-либо неблагоприятного исхода.
Hidroelektrik potansiyeli yüksektir.Большой гидроэнергетический потенциал.
Bankalar, bu teknolojiye ilgi duyuyor çünkü arka ofis yerleşim sistemlerini hızlandırma potansiyeli var.البنوك مهتمة بهذه التكنولوجيا لأن لديها القدرة على تسريع أنظمة المكاتب الخلفية.
Transfer edilen bu potansiyeller insanlara, hayvanlara ve elektronik eşyalar için tehlikelidir.هذه الإمكانات نقل تشكل خطرا على الناس والماشية، وأجهزة إلكترونية.
Blok zinciri teknolojisi, uzun vadede iş işletme modellerini dönüştürmek için büyük bir potansiyele sahiptir.تكنولوجيا سلسلة الكتلة لديها قدرة كبيرة على تحويل نماذج التشغيل التجارية على المدى الطويل.
Blok zincirleri, sistemik riski ve finansal sahtekarlığı azaltma potansiyeline sahiptir.سلسلة الكتلة لديها القدرة على الحد من المخاطر النظامية والاحتيال المالي.
Suriye hükümetinin kazandığı zafer, Suriye iç savaşında potansiyel bir dönüm noktası olarak görüldü.وينظر إلى انتصار الحكومة السورية على نطاق واسع على أنه نقطة تحول محتملة في الحرب الأهلية في سوريا.
Balıkçılık potansiyeli, özellikle ıstakoz ve ton balığı, tamamen işlenmemektedir.إمكانيّة صيد السّمك، غالبا سرطان بحري وتونا، لم تستغل تماما.
Rusya, Hindistan ve Çin gibi yüksek nüfuslu ülkeler otomobil için yüksek potansiyel içeren pazarlardır.وكانت أسواق البلدان المكتظة بالسكان مثل الصين والهند وروسيا هي أسواق ذات إمكانات عالية للسيارات.
İkinci türev > 0 : Potansiyel enerji lokal minimumdadır ve bu denge durumudur.المشتق التفاضلي الثاني > 0: تكون طاقة الوضع في حالة نهاية صغرى.
Tehlike; muhtemel, potansiyel zarar kaynağıdır.التهديد: مصدر محتمل للضرر.
Ankara, Türkiye'nin madencilik potansiyeli fazla olan illerindendir.أنقرة من المحافطات التي ترتفع فيها إمكانية التعدين في تركيا.
Bu potansiyel olarak ciddi sağlık tehlikelerini önlemek için takip edilmesi gereken bir dizi rutinleri içerir.ويشمل هذا عدداً من الطرق التقليدية والتي يجب إتباعها لتجنب التعرض لأية مخاطرٍ صحيةٍ حادةٍ محتملةٍ.
1980 ler itibarıyla, toplum kendi ekonomisini, özellikle endüstriyel potansiyelini geliştirdi .ومنذ سنوات 1980 تطور المجتمع العربي إقتصاديًا ولا سيما الطاقات الصناعية.
USPSTF, bu testin potansiyel faydalarının beklenen zararlarına üstün olmadığı kararına varmıştır.معتبرة أن الفائدة المتوقعة من ذلك الاختبار لا تفوق المخاطر المحتملة.
Sovyetler birliğinin halefi olan Rusya, büyük bir potansiyele sahiptir fakat yeterli kaynğa sahip değil.تمتلك روسيا – وهي تابعة للاتحاد السوفيتي – إمكانات عالية لكن التمويل صغير.
Birdiğer neden onun basit olabilen kötü potansiyelde kayırıcılığı vardır.وإلا فمن يمكنه تفسير مثل هذا الاستخفاف القاسي بالحياة؟ ...
Elektrik potansiyeli konsepti, elektrik alan ile çok yakından alakalıdır.يرتبط مفهوم الجهد الكهربائي ارتباطًا وثيقًا بالمجال الكهربائي.
Turizm potansiyeline sahiptir.قطاع السياحة لديها إمكانات كبيرة للتنمية.
Bir kere potansiyel gözlem sonuçları mümkün olduğunda deneysel gözlemlerle karşılaştırılabilir.بالاعتماد على نتائج الفحص البدني قد تنجز بعض الفحوصات التحليلية في بعض الأحيان.
Bir ısırık ayrıca potansiyel olarak ölümcül olan anaflaktik reaksiyonu tetikleyebilir.النكزة قد تؤدي أيضا إلى رد فعل تحسسي، والتي يحتمل ان تكون قاتلة.
Çünkü onun potansiyele sahip olduğunu biliyoruz.لهذا عليها الاكتفاء بما لديها من إمكانات أساسية.
"Şimdi," der köşede bekleyen potansiyellere.تتوقف "المهارة"،على القدرة في مجال معين.
Plazmalar çok iyi elektrik iletkenleridir ve elektrik potansiyelleri önemli bir rol oynamaktadır.بما أن البلازما موصل قوي للكهرباء فمقادير الجهد الكهربائية ستأخذ دورا مهما.
Ters potansiyel çok önemlidir çünkü o iyonun geçebileceği kanallara etki eden voltajı verir.وهو أكثر تكلفة وذلك لأن مفاتيح التي تدعم قناة ليفية غالية جدا.
Bu tahminlerin uygunluğu ve belirliliği, bir kuramın potansiyel olarak ne kadar kullanışlı olduğunu belirler.وصحة هذه التنبؤات ودقتها هي التي تحدد مدى فائدة النظرية.
Bu aşamada; Oluşacak durumların krize dönüşebilecek bir potansiyeli var mıdır?2-من حيث إمكان توقع حدوث الأزمة : أزمات يمكن توقعها.
Dağıtım - Film potansiyel dağıtıcılara izletilir.وضعه الفيلم في مصاف المخرجين المعتبرين.
Örneğin, bir dijital cüzdan, potansiyel olarak alkol satın alırken mağazanın yaşını doğrulayabilir.Por exemplo, uma carteira digital pode verificar a idade do comprador na loja enquanto compra álcool.
Timbaland, Tedder’ın yeteneğinin büyüklüğünü ve OneRepublic’in potansiyelini ilk elden biliyordu.Timbaland sabia em primeira mão a profundidade do talento e potencial de Tedder e de OneRepublic.
Tm-171 izotopu ise bir enerji kaynağı olarak kullanılma potansiyeline sahiptir.O instável Tm-171 possivelmente pode ser usado como fonte de energia.
Balıkçılık potansiyeli, özellikle ıstakoz ve ton balığı, tamamen işlenmemektedir.O potencial da pesca, principalmente de lagosta e atum não é completamente explorado.
Porsche 911, ilk gününden itibaren ralliler için büyük bir potansiyele sahipti.O Porsche 911 demonstrou um grande potencial para ralis desde o princípio.
Mikroskopik etkenler için bağlantılar virial faktörlerle ve Lennard-Jones potansiyelleri tarafından verilir.A força atrativa entre os átomos de modo a efetivar a ligação é devida ao Potencial de Lennard-Jones.
USPSTF, bu testin potansiyel faydalarının beklenen zararlarına üstün olmadığı kararına varmıştır.Eles concluem que os benefícios potenciais do teste não superam os danos esperados.
Laplace denkleminin çözümlerinin genel teorisi aynı zamanda potansiyel teorisi olarak da bilinmektedir.Com efeito, a teoria geral de soluções para a equação de Laplace é conhecida como teoria do potencial.
Bir röportaj sırasında potansiyel bir turne planını da gündeme getirdi.Durante a entrevista, ele também mencionou planos para uma possível nova turnê.
Gebiz henüz keşfedilmemiş turizm potansiyeline sahip önemli bir yerleşim yeridir.O município tem um grande potencial turístico, ainda inexplorado.
Bahsedilen potansiyelin şekli Yukawa potansiyeline benzemektedir.Isto é comumente conhecido como potencial de Yukawa.
Dış kısım için bu potansiyel değeri genellikle -40 mV ile -80mV arasındadır.Em relação ao exterior da célula, os valores do potencial da membrana variam geralmente entre –40 mV e –80 mV.
Devrenin potansiyel hızı, devre içerisinde kullanılan mantık kapılarının ilerleme gecikmeleriyle sınırlıdır.A velocidade do dispositivo é limitado apenas pelo tempo de ||atraso|propagação das portas lógicas utilizadas.
Ve böyle bir potansiyel bulunamazsa EL denklemleri o kuvvetleri kapsayamıyor.Porém, se tal descendência existir, as fonte não a suportam.
Basınç çoğunlukla, hidrostatik basınç ve merkezcil potansiyel olmayan, dinamik basınçtır.Frequentemente a pressão é a pressão dinâmica, com a pressão hidrostática e o potencial centrípeto removidos.
Genel olarak, potansiyel enerji yüzeyleri vibronik bağlanma terimleri ile birleştirilir.Em geral, estas superfícies de energia estão ligadas pelos termos de acoplamento vibrônico.
Amaç, potansiyel müşterilere yazılım hakkında fikir verip reklam yapmaktır.Bem, a única maneira de saber é perguntando aos publicitários.