Kalbim parçalandı.My heart is ripping apart.
Tek parça, bütünleşik bir işlem birimi diyebiliriz.It's one continuous processing unit, if you will.
Sonraki olay ise virüs DNA'sı bakteri DNA'sını parçalayan şeyi üretti.The next thing is, that virus DNA made stuff that chopped up the bacteria DNA.
Bu işlem bir donanım parçası daha gerektiriyor, o da bu kızılötesi kalem.Now, this requires another piece of hardware, which is this infrared pen.
"Bu normal bir sürecin parçası""it was all part of a normal process."
Eğer bunu yaparsanız, yapbozun son parçasına gelirsiniz, su.If you do this, you get the last puzzle piece, which is water.
Bu, leviathan kuramı için bir parça destektir.So that's a bit of a support for the leviathan theory.
Diğer insanlar sürüklenip giden bir odun parçasına tutunmaya çalışıyor.Other people are clinging to a piece of driftwood.
Ve bence bu da hayatın bir parçası.And I think that's also part of life.
Bence bu mimarinin karmaşıklığının bir parçası.I think that's part of what the complexity of architecture is.
Bu olay "sıradan biyolojik parçaların kaydı" olarak adlandırılıyor.This is called the registry of standard biological parts.
İntegrali aldığımızda ise, en gittikçe küçülecek ve sonsuz adet parça olacak. -And then the top of it is also going to be-- no, that's not what I wanted to do.
Yani bu kesinlikle onun bir parçası.So that's certainly part of it.
Bizim stratejik planımızın bir parçası değilsiniz."You're not part of our strategic plan."
Ve dediler ki, "Oh, belki sizin stratejik planınızın bir parçası olabiliriz."(Laughter) And they said, "Oh, well, maybe we could become part of your strategic plan."
Yani o parça yok oluyor, ve sizde ekran ve diğer şeyler falan oluyor.So that piece disappears. Then you have display and everything else.
Ve bu zorlukların her biri dünyayı parçalara ayırıp bölmüştür.And each one of these forces split the world, tore the world apart, divided the world.
Son zamanlarda Mısır'dan çıkan bir parçaydı.He had to break off a piece to get out of Egypt recently.
Ve bu parça: bunlar aslında yaprak değil.And this piece: those aren't actually leaves.
Bu " The Last Person " adlı kısa filminden bir parça.This is from a short film of hers called "The Last Person."
Bir şeyleri parçalamanız gerekir.You have to pull things apart.
10/100 artı 5/100 eşittir 15 bölü 100'dür yani buradaki parça 15/100'e eşittir. .10/100 plus 5/100 is equal to 15 over 100, so this piece right here is equal to 15/100.
Bu parçanın adı 'My Eagle Song'This is "My Eagle Song."
TM:Evet Dan 'My Eagle Song' adlı parçasını seslendirecekTM: So Dan is going to play a piece of his, called "My Eagle Song".
Aslında bu, tamamen Dan tarafından Hyperscore da oluşturulmuş Dan'in parçasının şablonu.In fact, this is the score for Dan's piece, completely composed by Dan in Hyperscore.
T:Şimdi Dan sizler için 'My Eagle Song' adlı parçasını çalacakTM: OK, now Dan will play his piece "My Eagle Song" for you.
Bu büyük kara parçasına Pangea dedik.And we call that landmass Pangea.
Her tarafa saçılır, parçalara ayrılırdım.I would be splattered. I'd be crushed under debris
1, 2, 3 10 Milyon a satıldı! sıradaki değerli parça.One, Two, Three! Sold for $10,000! This next auction item.
Biraz da başka parçalardan, onu da atalım şuraya.And some other bits and pieces, chuck that in there.
Bu parça aşağıda sergileniyor, fırsat bulursanız bir göz atın.And this guy's on display downstairs, so take a look if you get a chance.
Bu kulağa nasıl bir kağıt parçası harcadık?What paper went into that flap?
Yani kulağı nasıl yaparsam yapayım, kağıdın dairesel bir alanının bir parçasına ihtiyaç var.So, no matter how I make a flap, it needs some part of a circular region of paper.
Üçte bir parçalar halinde katlanıyor.It folds in thirds.
Bu davada öncelikle bu bilmeceye bir parça ışık düşürecek bir kaç kırıntı toplamıştım.In the process, I've gathered a few fragments that help me shed some light on this puzzle.
Liberya on yıllardır sivil savaş ile parçalanmıştı.Liberia had been torn apart by civil strife for decades.
Uganda'yı beş parçaya ayırdım.These are the quintiles of Uganda.
Yani bunların hepsinin kendine-benzer özelliği var: parça bütün gibi görünüyor.So these all have the property of self-similarity: the part looks like the whole.
Bir parça Light Stage 5'in ötesine gideceğiz.We've gone a little bit beyond Light Stage 5.
Ve burada her bir parça çok iyi planlandı.And here every piece is very well planned.
Marshall Yardımları çözümün bir parçasıydı.That was Marshall aid: we need to do it again.
İvme ölçerler iki temel parçaya sahiptirler.They have two fundamental parts
Biz ise onun bir parçasıyız.We are part of this Universe
Onu iki parçaya ayıramayız.We cannot put it into two parts.
Karbon bir döngünün parçasıdır.Well, carbon is part of a cycle.
Amerikalıların yüzde yetmişbeşi Alaska'nın Kanada'nın bir parçası olduğunu düşünürler.75 percent of Americans think Alaska is part of Canada.
Oyun işin bir parçasıydı.That was the play part of the job.
Bu parça senin de kalbine dokunacak ve iyileştirecek aynen bana yaptığı gibi.I hope that this piece will touch and heal your heart, as it did for me.
"Anne, ona çikolatayı verdim, Ama o bana tek bir parça bile ayırmadan hepsini aldı.'Mom, I gave him chocolate to God.
Torajanlılar ömrü tükenmiş maddi formları daha geniş bir sosyal oluşumun parçası olarak görürler.Torajans see the expired corporeal form as part of a larger social genesis.
Eğer elimizdeki parçanın en uç noktası madde... ...burada ise, burada ne var?Maybe if the furthest out part of this matter is right over here what's this stuff over here?
Neyse ki, ön parçaların yüksek açıları sekme şansını artırır.Gladly, the front parts are mounted at large angles, which give a high chance of a ricochet.
Hepimiz cozumun bir parcasiyiz.We have all a part of the solutions.
Merak etmeyin ! onu size tek parça geri getireceğim !Don't worry! I'll bring them back to you in one piece!
Yani bu hayatın bir parçasıI mean, that's part of life.
Bu takımda kendimizi ve çevremizdeki herkesi bu santim için parçalıyoruzON this team, we tear ourselves and everyone else around us to pieces for that inch.
İşte açıkça görülüyor ki, bu, organik bir çevrimin parçası olan organik bir şehir.So this was obviously an organic city, part of an organic cycle.
Biz bir ağın parçasıyız.We're part of a network.
Şehrin sosyal yaşamının bir parçası.It's part of the social life of the city.
İşte bu, parçaların bir araya getirilmesini sağlıyorThis is basically bringing the whole thing together.