Çıplak ellerinle bir elmayı parçalayabilir misin?Can you break an apple in half with your bare hands?
Tom artık grubumuzun parçası değil.Tom isn't part of our group anymore.
Tom Mary'den gelen mektubu parçaladı.Tom tore up the letter from Mary.
Kağıt parçasını parçaladı.He ripped up the piece of paper.
Kağıdı parçalayıcıya attı.He tossed the paper into a shredder.
Bir kağıt parçasına bir şey yazdı.He wrote something on a piece of paper.
Bir senfoni orkestrası için bu parçanın düzenlemesini yazmıştım.I wrote an arrangement of this piece for a symphony orchestra.
Bu kağıt parçasından okumam gerekiyor.I'm supposed to read off this piece of paper.
Tom grubumuzun parçası değil.Tom isn't part of our group.
Tom bir kağıt parçası üzerine bir şeyler yazdı.Tom wrote something on a piece of paper.
Tom kağıt parçasını parçaladı.Tom ripped up the piece of paper.
Bu parçada neredeyse hiç modülasyon yok.This piece has almost no modulation.
Evim eski ve parçalanıyor.My house is old and falling apart.
Onun evi eski ve parçalanıyor.His house is old and falling apart.
Sözleşmeyi parça parça ettim.I tore up the contract.
Kağıdı parçaladım.I tore up the paper.
Belgeyi parçaladım.I shredded the document.
Bu parçayı çalmak imkansız.This piece is impossible to play.
Bu parçayı çalamıyorum.I can't play this piece.
Rusya Avrupa'nın veya Asya'nın bir parçası mıdır?Is Russia part of Europe or Asia?
Bisikletle seyahat etmeyi severim ama bir ayı tarafından parçalanmaktan korkuyorum.I'd love to travel by bike, but I'm afraid of getting mauled by a bear.
Eğer itiraz etmezsen bir parça ısırırım.I'll just take a bite, if you don't object.
Sanırım Tom'dan bir parça öğrendik.I think we've learned a little bit from Tom.
Bu, işimin bir parçası.This is part of my job.
Sami'nin cesedi parçalanmış olarak bulundu.Sami's body was found dismembered.
Bu kağıt parçasını yırtacağım.I'm going to rip up this piece of paper.
Bu onun en ünlü parçasıdır.This is his most famous piece.
Pek çok insan onun bu parçayı yazdığını bilmez.Not many people know he wrote this piece.
Bu parçayı ne kadar erken öğrenebilirsin?How soon can you learn this piece?
Leyla, Kanada'nın uzak bir parçasına gidiyordu.Layla was going to a remote part of Canada.
Tom skandalın bir parçası değildi.Tom wasn't part of the scandal.
Leyla'nın hayatı parçalandı.Layla's life fell apart.
Bu mobilya parçaları satılık değildir.These pieces of furniture are not for sale.
O turta parçasını yemeyecek misin?Aren't you going to eat that piece of pie?
Sami hala Leyla'nın hayatının parçası olmak istiyordu.Sami still wanted to be part of Layla's life.
Tom saati parçalara ayırdı.Tom took the clock apart.
Tycho Brahe burnunun bir parçasını bir kılıç düellosunda kaybetti.Tycho Brahe lost part of his nose in a sword duel.
Bu ahşap mobilya parçası fazla iridir.This wooden piece of furniture is too bulky.
Tom hala Mary'nin hayatının bir parçası olmak istiyor.Tom still wants to be part of Mary's life.
Bizi parçalara ayırmaya çalışıyorlar.They're trying to tear us apart.
Bir gülün bir parça ekmekten daha önemli olduğu zamanlar vardır.There are times when a rose is more important than a piece of bread.
Bu bir tebeşir parçası.That's a piece of chalk.
Tom kırık parçaları birbirine yapıştırdı.Tom stuck the broken pieces together.
Tom şimdi takımın bir parçası.Tom is a part of the team now.
Tom kek parçasını Mary ile paylaştı.Tom shared his piece of cake with Mary.
Tom piyanoda bir parça çaldı.Tom played a song on the piano.
Ona aklımdan bir parça verdim.I gave her a piece of my mind.
Ona bir parça akıl verdim.I gave her a piece of my mind.
Tom, otomobil parçaları üreten bir firma için çalışıyor.Tom works for a company that makes automobile parts.
Müzik hayatımın büyük bir parçasıdır.Music is a big part of my life.
Bir parça turta ister misin?Would you like a piece of pie?
Sami terörizmin İslam'ın bir parçası olduğunu düşünüyordu.Sami thought that terrorism was part of Islam.
Parçalı bulutlu olacak.It's going to be partly cloudy.
Tom takımın bir parçası.Tom is part of the team.
Bu parçayı Tom'a ithaf ediyorum.I dedicate this song to Tom.
Son pasta parçasını aldım.I got the last piece of pie.
Tom'a bir parça bile güvenmiyorum.I don't trust Tom one bit.
Bu muhteşem bir parça.This is spectacular piece.
Sami evliliğinin parçalanmasını istemedi.Sami didn't want his marriage to crumble.
Sami cesedi parçaladı.Sami dismembered the body.