Siyon'un kapıları ah çekip yas tutacak; Kent, yerde oturan, Terk edilmiş bir kadın gibi olacak.Und ihre Tore werden trauern und klagen, und sie wird jämmerlich sitzen auf der Erde;
Siyon'un kapıları ah çekip yas tutacak; Kent, yerde oturan, Terk edilmiş bir kadın gibi olacak.Και αι πυλαι αυτης θελουσι στεναξει και πενθησει και αυτη θελει κοιτεσθαι επι του εδαφους ηρημωμενη.
Siyon'un kapıları ah çekip yas tutacak; Kent, yerde oturan, Terk edilmiş bir kadın gibi olacak.и будет она сидеть на земле опустошенная.
Siyon'un kapıları ah çekip yas tutacak; Kent, yerde oturan, Terk edilmiş bir kadın gibi olacak.И портите на Сиона ще охкат и ще плачат; И той ще седи на земята изоставен.
Siyon'un kapıları ah çekip yas tutacak; Kent, yerde oturan, Terk edilmiş bir kadın gibi olacak.ואנו ואבלו פתחיה ונקתה לארץ תשב׃
Siyon'un kapıları ah çekip yas tutacak; Kent, yerde oturan, Terk edilmiş bir kadın gibi olacak.فتئن وتنوح ابوابها وهي فارغة تجلس على الارض
Siyon'un kapıları ah çekip yas tutacak; Kent, yerde oturan, Terk edilmiş bir kadın gibi olacak.錫 安 〔 原 文 作 他 〕 的 城 門 必 悲 傷 、 哀 號 . 他 必 荒 涼 坐 在 地 上
Siyon'un kapıları ah çekip yas tutacak; Kent, yerde oturan, Terk edilmiş bir kadın gibi olacak.錫安 〔 原文 作 他 〕 的 城門 必 悲傷 、 哀號 . 他 必荒 涼 坐在 地上
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.A usłyszawszy to niektóry z spółsiedzących, rzekł mu: Błogosławiony, który je chleb w królestwie Bożem.
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Iemand bij Jezus aan tafel hoorde dit en zei: "Wat moet het heerlijk zijn in het Koninkrijk van God te komen!"
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.I uslyšav to jeden z přísedících, řekl jemu: Blahoslavený jest, kdož jí chléb v království Božím.
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Keď to počul ktorýsi zo spolustolujúcich, povedal mu: Blahoslavený, kto jie chlieb v kráľovstve Božom!
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.함께 먹는 사람 중에 하나가 이 말을 듣고 이르되 무릇 하나님의 나라에서 떡을 먹는 자는 복되도다 하니
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Một người đồng tiệc nghe lời đó , thì thưa Ngài rằng : Phước cho kẻ sẽ được ăn bánh trong nước Ðức_Chúa_Trời !
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Một người đồng tiệc nghe lời đó, thì thưa Ngài rằng: Phước cho kẻ sẽ được ăn bánh trong nước Ðức Chúa Trời!
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Uno dei commensali, avendo udito ciò, gli disse: «Beato chi mangerà il pane nel regno di Dio!»
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Ακουσας δε ταυτα εις των συγκαθημενων, ειπε προς αυτον Μακαριος οστις φαγη αρτον εν τη βασιλεια του Θεου.
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Почувши ж се один з сидячихз Ним, каже Йому: Блажен, хто їсти ме хлїб у царстві Божім.
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Услышав это, некто из возлежащих с Нимсказал Ему: блажен, кто вкусит хлеба в Царствии Божием!
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.וישמע זאת אחד מן המסבים ויאמר אליו אשרי האכל לחם במלכות האלהים׃
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.فلما سمع ذلك واحد من المتكئين قال له طوبى لمن يأكل خبزا في ملكوت الله.
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.同 席 的 有 一 人 聽 見 這 話 、 就 對 耶 穌 說 、 在 神 國 裡 喫 飯 的 有 福 了
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.同席 的 有 一 人 聽見這話 、 就 對耶穌說 、 在 神國裡喫飯 的 有福 了
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Ale tomu niktorý zo spolustolujúcich neporozumel, načo mu to povedal;
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.A tego żaden nie zrozumiał z spółsiedzących, na co mu to rzekł.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Dar nimeni din cei ce şedeau la masă, n'a înţeles pentruce îi zisese aceste vorbe.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Das aber wußte niemand am Tische, wozu er's ihm sagte.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.E nenhum dos que estavam � mesa percebeu a que propósito lhe disse isto;
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Ezt pedig senki sem érté a leültek közül, miért mondta néki.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.이 말씀을 무슨 뜻으로 하셨는지 그 앉은 자 중에 아는 이가 없고
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Mais aucun de ceux qui étaient à table ne comprit pourquoi il lui disait cela;
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Men ingen af dem, som sade til Bords, forstod, hvorfor han sagde ham dette.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Men ingen av dem som lågo där till bords förstod varför han sade detta till honom.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Men ingen av dem som satt til bords, skjønte hvad han mente med det han sa til ham;
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Mutta ei kukaan aterioivista ymmärtänyt, mitä varten hän sen hänelle sanoi.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Nessuno dei commensali capì perché gli aveva detto questo
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Nhưng các ngươi ngồi đồng bàn đó chẳng ai hiểu vì sao Ngài phán cùng người như vậy.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Nhưng các ngươi ngồi_đồng bàn đó chẳng ai hiểu vì_sao Ngài phán cùng người như_vậy .
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Niemand aan tafel begreep wat Hij daarmee bedoelde.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Ninguno de los que estaban a la mesa entendió para qué le dijo esto
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Tega pa ni razumel nobeden za mizo sedečih, čemu mu je to rekel.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Tidak seorang pun dari mereka yang duduk makan di situ mengerti mengapa Yesus berkata begitu kepada Yudas
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Tomu pak žádný z přísedících nerozuměl, k čemu by jemu to řekl.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Τουτο ομως ουδεις των καθημενων ενοησε προς τι ειπε προς αυτον.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Ето Той явно говори, и нищо не Му казват. Да не би първенците положително да знаят, че Този е Христос?
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Но никто из возлежавших не понял, к чему Он это сказал ему.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Сього не зрозумів ніхто, що сидїли за столом, проти чого сказав йому.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.ומן המסבים לא ידע איש על מה דבר אליו כזאת׃
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.واما هذا فلم يفهم احد من المتكئين لماذا كلمه به.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.同 席 的 人 、 沒 有 一 個 知 道 為 甚 麼 對 他 說 這 話
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.同席 的 人 、 沒有 一 個 知道 為甚麼對 他 說這話
Solumda oturan beyefendi çok meşhur, belki fazlasıyla meşhur birisi,De man links van mij is heel beroemd, misschien wel te beroemd:
Solumda oturan beyefendi çok meşhur, belki fazlasıyla meşhur birisi,Der Herr zu meiner Linken ist der sehr berühmte, vielleicht zu berühmte
Solumda oturan beyefendi çok meşhur, belki fazlasıyla meşhur birisi,Domnul din stânga mea este faimosul, poate prea faimosul,
Solumda oturan beyefendi çok meşhur, belki fazlasıyla meşhur birisi,Dżentelmen po mojej lewej to prawdopodobnie nad wyraz znany,
Solumda oturan beyefendi çok meşhur, belki fazlasıyla meşhur birisi,El caballero a mi izquierda es el muy famoso, quizás demasiado famoso,
Solumda oturan beyefendi çok meşhur, belki fazlasıyla meşhur birisi,Il signore alla mia sinistra è il famosissimo, forse troppo famoso
Solumda oturan beyefendi çok meşhur, belki fazlasıyla meşhur birisi,제 왼편에 계신 분은 매우 유명한, 아마도 과하게 유명하다고 해도 좋을 만한
Solumda oturan beyefendi çok meşhur, belki fazlasıyla meşhur birisi,Le gentleman à ma gauche est le très célèbre, peut-être trop célèbre,
Solumda oturan beyefendi çok meşhur, belki fazlasıyla meşhur birisi,O cavalheiro à minha esquerda é o muito famoso, talvez demasiado famoso,