Tom karanlıkta ortadan kayboldu.Tom vanished into the darkness.
Ertesi sabah herhangi bir açıklama yapmadan ortadan kayboldu.The next morning, he vanished without any explanation.
Tom'un ortadan kaybolması polisi tamamen şaşırttı.Tom's disappearance completely baffled the police.
Tom kütükleri ortadan kesti.Tom sawed the logs in half.
Tom kütükleri testereyle ortadan kesti.Tom sawed the logs in half.
Tom ve Mary'nin birbirlerinden hoşlandığı ortada.It's obvious Tom and Mary like each other.
Uçak ortadan kaybolmuş görünüyor.The plane appears to have vanished into thin air.
Kameranı ortadan kaldır.Put your camera away.
Tom banka hesaplarını boşaltıp ortadan kayboldu.Tom cleaned out his bank accounts and disappeared.
Ortadaki benim.The middle one is mine.
Ertesi sabah, Caroll Stadt ortadan kaybolmuştu.The following morning, Caroll Stadt had disappeared.
"Peki, Tom'a ne oldu?" "O ortadan kayboldu." "Gerçekten mi?""So, what happened to Tom?" "He disappeared." "Reeeally?"
Beni ortada bıraktın.You sold me out.
Futbolu ortadan kaldıralım!Let's abolish football!
Tom üç gün önce ortadan kayboldu.Tom disappeared three days ago.
Yaşlı askerler asla ölmezler, onlar sadece yavaş yavaş ortadan kaybolurlar.Old soldiers never die, they just fade away.
Bu sorun sanki sihirle ortadan kayboldu.The problem disappeared as if by magic.
Durumun daha kötüye gitmediği ortada.It is obvious that his condition has not worsened.
Ortadan kaybolacağım.I'll make myself scarce.
Şimdi her şey ortada.Now everything's exposed.
Ortadan kaybolmak zorundasın.You have to disappear.
Tom iz bırakmadan ortadan kayboldu.Tom vanished without a trace.
Tepe ortada, ağaçsız.The hill is exposed, with no trees.
Tom'un Meryem'e vurgun olduğu ayan beyan ortada.It's as plain as the nose on your face that Tom is dotty about Mary.
Tom sap gibi ortadaydı.Tom stuck out like a sore thumb.
Tom kabak gibi ortadaydı.Tom stuck out like a sore thumb.
Hileyi ortadan kaldırmak zor.It's difficult to eliminate cheating.
O sorun ortadan kaldırıldı.That concern has been eliminated.
Gerçek ortada yatıyor.The truth lies in the middle.
Gerçek ortada bir yerde yatıyor.The truth lies somewhere in the middle.
Bu sorun ortadan kalkmıyor.This problem isn't going away.
Bu garip gelebilir ama o aniden ortadan kayboldu.This might sound strange, but he has suddenly disappeared.
Eğer tanrı gerkçekten var olsaydı, onu ortadan kaldırmak gerekli olabilirdi.If God really existed, it would be necessary to abolish him.
Hükümet cehaleti ortadan kaldırmak için ortak çabalar sarf etmiştir.The government has made joint efforts to eradicate illiteracy.
Gün gibi ortada.The thing speaks for itself.
Apaçık ortada.The thing speaks for itself.
Garip bir biçimde, o aniden ortadan kayboldu.Strangely, she has suddenly vanished.
Kanıt gün gibi ortada.The evidence speaks for itself.
Ülkede sıtmayı ortadan kaldırmak için toplu bir çaba gereklidir.A concerted effort is required to eradicate malaria in the country.
Bu, yıllar boyunca yaptığımız tüm ilerlemeleri ortadan kaldırmakla tehdit ediyor.This threatens to obliterate all the progress we have made over the years.
Çatal bıçak takımı ortadan kayboldu.The cutlery has disappeared.
Faşizm her ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırılacak toplumsal bir patolojidir.Fascism is a social pathology to be eradicated at all costs.
Park ücretlerini ortadan kaldırabilirizWe can eliminate parking fees.
Emekli maaşları ortadan kaldırılmalıdır.Pensions should be eliminated.
Ortada ikinizin çıktığına dair dolaşan bir söylenti var.There's a rumor going around that you two are dating.
Ortada ikinizin çıktığına dair bir söylenti dolaştığını biliyor muydun?Did you know that there's a rumor going around that you two are dating?
Fadıl cesedi ortadan kaldırmaya çalıştı.Fadil tried to dispose of the body.
Fadıl, koyotların ve diğer hayvanların Leyla'nın cesedini ortadan kaldıracağını umuyordu.Fadil hoped that the coyotes and other animals would dispose of Layla's body.
Fadıl'ın Leyla'nın ortadan kaybolmasıyla ilişkili olduğuyla ilgili hiç kanıt yoktu.There was no proof that Fadil was connected to Layla's disappearance.
Fadıl uzun süreli dönemlerle ortadan kaybolmaya başladı.Fadil began to disappear for long periods of time.
Fadıl az önce ortadan kayboldu.Fadil just disappeared.
Fadıl, Leyla'yı Rami'nin cesedini ortadan kaldırmaya zorladı.Fadil forced Layla to help dispose of Rami's body.
Tom'un Mary'nin ortadan kaybolmasıyla ilgisi yoktu.Tom didn't have anything to do with Mary's disappearance.
Onlar özgürlüklerini korumak istemiyorlar. Onlar onları ortadan kaldırmak istiyorlar.They don't want to protect your freedoms. They want to take them away.
Suçu azaltmanın yolu yoksulluğu ortadan kaldırmaktır.The way to reduce crime is to eradicate poverty.
Yoksulluğun ortadan kaldırılması ana hedefimiz olmalıdır.Eradicating poverty must be our main goal.
Yoksulluğun ortadan kaldırılması bir numaralı amacımız olmalıdır.Eradicating poverty must be our number one goal.
Sami yeni bir hayata başlamak için ortadan kayboldu.Sami disappeared to start a new life.
Seyahat için zamanı ya da parası olmayanları ortadan kaldırmak için birleşelim.Let's unite to eliminate those with no time or money for travel.
Tek kelime bile etmeden ortadan kayboldu.He vanished without saying a word.