Onu ortaya dökmekle tehdit etti.He threatened to make it public.
Böyle bir iddiayı ortaya atmayacak kadar akıllı.He knows better than to make such a claim.
O sonunda ortaya çıktı.He appeared at last.
Aniden ortaya çıktı.He appeared from nowhere.
O, karışıklıktan yararlanarak ortadan kayboldu.He disappeared, taking advantage of the confusion.
O, henüz ortaya çıkmadı.He hasn't appeared yet.
En iyi halde ortalama bir not alacak.He will get an average mark at best.
Konuşmasının ortasında sustu.He broke off in the middle of his speech.
Sık sık bir konuşmanın ortasında karışır.He often breaks into the middle of a conversation.
O, sınıf ayrımlarının ortadan kaldırılmasını savundu.He advocated abolishing class distinctions.
O, bir suç ortağı olarak düşünüldü.He was considered an accomplice.
O, cinayet davası ilgili gerçeği ortaya çıkardı.He brought out the truth of the murder case.
Şehir yönetimindeki yozlaşmayı ortaya çıkardı.He exposed corruption in the city government.
O, benim iş ortağımdı.He was my business associate.
Orta Asya'daki seyahatlerinden döndü.He's back from his travels in Central Asia.
O, ortaokula girdi.He entered junior high school.
O, orta tabakadandır.He comes from the middle class.
Sahnenin ortasında tek başına bırakıldı.He was left alone in the center of the stage.
O adamlarının kötü idaresini ortaya çıkardı.He detected his men's misconduct.
O, günde ortalama yedi mil yürür.He walks seven miles a day on an average.
O, ortalama boyu olan bir adamdı.He was a man of average height.
Skandalı ortaya çıkaracak cesareti vardı.He had the courage to expose the scandal.
Onlarla ortaklığım uzun sürmedi.My association with them didn't last long.
Onların pek çok ortak yanı var.They have a lot in common.
Birçok ortak noktaları var.They have a lot in common.
Onların birbirleriyle ortak yanı var.They have something in common with each other.
Bu proje üzerinde ortaklaşa çalıştılar.They worked jointly on this project.
Onların ortak bir şeyi yok.They have nothing in common.
Onlar ortak çıkarları tarafından birbirine bağlıdır.They are bound together by common interests.
Ortak bir bildiri üzerinde anlaştılar.They agreed on a joint statement.
Onların ortak bir şeyi var.They have something in common.
Şehir gürültüsünün ortasındalar.They are amid the city noises.
Onların eski nesille hiç ortak yanları yok.They have nothing in common with the older generation.
İkiz olmalarına rağmen, onların birkaç ortak ilgisi var.Although they are twins, they have few interests in common.
Ondan bir çağrı aldığımda okumanın ortasındaydım.I was in the middle of reading when I had a call from her.
Onunla ortak hiçbir şeyim yok.I have nothing in common with her.
Onun sanatsal yeteneği ortaya çıktığında o otuz yaşın üzerindeydi.She was over thirty when her artistic talent emerged.
Onun ifadesinin yanlış olduğu ortaya çıktı.Her statement turned out to be false.
O, haftada ortalama üç ya da dört kitap okur.She reads on average three or four books a week.
Kırklı yaşların ortalarında tekrar evlendi.She married again in her mid-forties.
New York şehrinin sert ortamında büyüdü.She grew up in the harsh environment of New York City.
O, bir haftada ortalama 10 pound kazanır.She earns on average ten pounds a week.
O öğle saatlerinde ortaya çıktı.She made her appearance around noon.
O ortaya çıkmadı.She didn't show up.
Giderler ortalama günde on dolar.The expenses average ten dollars a day.
Bazen Toyama Körfezi'nde bir serap ortaya çıkar.A mirage sometimes shows up in Toyama Bay.
Ortalama zekada birisi bunu anlayabilir.A person with average intelligence would understand that.
Ortam rahatsız ediciydi.The atmosphere was uncomfortable.
Ortalama olarak ayda iki kez sinemaya giderim.On an average, I go to the movies twice a month.
Ortalama olarak günde kaç mil yürüyorsunuz?On an average how many miles do you walk a day?
Ortalama sıcaklık yükseldi.The average temperature has gone up.
Avukatın bana söylediğinin yanlış olduğu sonunda ortaya çıktı.What the lawyer had told me finally turned out to be false.
Annem benim Orta Doğuya gitmeme itiraz etti.My mother objected to my going to the Middle East.
Annesi kızına bu oyuncakları ortadan kaldırmasını söyledi.The mother told her daughter to put those toys away.
Biz şiddeti ortadan kaldırmalıyız.We must do away with violence.
Ticaret ortakları, ticaret politikasını açıklığa kavuşturmak için Japonya'ya dayanıyor.Trading partners are leaning on Japan to clarify its trade policy.
Günde ortalama iki saat İngilizce çalışıyorum.I study English two hours a day on an average.
Bizim ortak bir şeyimiz yok.We have nothing in common.
Uyuşturucu trafiğini, kök ve dalları ortadan kaldırmalıyız.We must eradicate the drug traffic, root and branch.
Geri döndüğümde, çantam bir iz bırakmadan ortadan kaybolmuştu.When I got back, my bag had disappeared without a trace.