Onların niçin konuşmaktan vazgeçtiklerini biliyor musun?Do you know why they stopped talking?
Sonuçta, onların ulaşım formu hiç kirlilik üretmez.After all, their form of transport produces no pollution at all.
Müzik için yetenek onların kanında akar.Talent for music runs in their blood.
Onlar müzik eşliğinde dans ediyorlardı.They were dancing with the music.
Beni onlarla aynı sınıfa koyma.Don't put me in the same class with them.
Onlar İngiltere'de çok çay içerler.They drink a good deal of tea in England.
Onlar filmden sonra uyurlar.After the movie they fall asleep.
Şans eseri, bir gemi geçti ve onlar kurtarıldı.As good luck would have it, a steamer passed by and they were saved.
Yağmur nedeniyle onlar maçı iptal etmek zorunda kaldı.Because of the rain they had to cancel the game.
Yağmur durduğu için onlar oyuna devam ettiler.The rain being over, they went on with the game.
Onların tüm yıl boyunca çok yağmuru var.They have much rain all the year round.
Onlar New York'a taşındı, ancak onlar yeni ortamlarına kolaylıkla adapte oldu.They moved to New York, but adapted easily to their new surroundings.
Onlar bir doktor çağırdıklarında o bir haftadır hastaydı.He had been ill for a week when they sent for a doctor.
Eğer giysilerine bakarsan, onlar çok daha uzun dayanır.If you look after your clothes, they last a lot longer.
Hiç itiraz olmadığı için onlar plan ile devam etti.They went ahead with the plan since there were no objections.
Istakozlara çok düşkünüm ama onlar çok, çok pahalı.I am very fond of lobsters, but they are very, very expensive.
Onlar kötü havaya rağmen arabayla gitmeye karar verdiler.They made up their minds to go by car in spite of bad weather.
Kötü sürücülerin ehliyetleri onlardan alınmalıydı.Bad drivers should have their licenses taken away from them.
İyi, onlar kötü haber tez yayılır diyorlar.Well, they say bad news travels fast.
Onlarla uzlaşmaya çalıştık.We sought to come to terms with them.
Bazı konularda onlardan farklıyız.We differ from them in some respects.
Biz başkalarından şüphe ettikçe, onlar bizden daha çok şüphe edecektir.If we suspect others, others will suspect us just as much.
Onları partiye davet ettim.I invited them to the party.
Olgun yansımadan sonra, onların teklifini kabul etmeye karar verdim.After mature reflection, I've decided to accept their offer.
Onlar seni almadan önce sen onları al!Get 'em before they get you!
Yetenek farkını onlara gösterdim.I showed them the difference of ability.
Herhangi bir şikayetiniz varsa bana bildirin, ve onlara bakacağım.If you have any complaints, let me know, and I'll look into them.
Eğer onlar vazoyu bulmasalardı, John onu çalmakla suçlanırdı.If they hadn't found the vase, John would have been accused of stealing it.
Onlar bir bankaya gitselerdi daha iyi bir değişim oranı alırlardı.They would have gotten a better exchange rate if they had gone to a bank.
Onları tekrar görmek istiyorum.I want to see them again.
Onlar zaten buradalar.They're already here.
Onlar serada kavun yetiştirirler.They grow melons under glass.
Onlar kavun.They are melons.
Onlar Meksika'da İspanyolca konuşurlar.They speak Spanish in Mexico.
Onlardan her biri kendi paketini taşıyordu.Each of them carried their own pack.
Onların hepsi aynı.They are all the same.
Onların hiçbirinden hoşlanmıyorum.I don't like any of them.
Ben onların hiçbirini sevmiyorum.I don't like any of them.
Onların hepsi asabi.They are all irritable.
Onların hepsi onun şarkısı tarafından büyülendi.They were all charmed by her song.
Birkaç kitap var ama onlarda bazı baskı hataları var.There are a few books, but they have some misprints.
O, kibritlerini hissetti ve onları arka cebinde buldu.He felt for his matches and found them in his back pocket.
Onlar Mike'ın yatakta hasta olduğunu söylüyorlar.They say that Mike is sick in bed.
Mike ve kız kardeşi Fransızca konuşabilirler fakat onlar Japonca konuşamazlar.Mike and his sister can speak French, but they can't speak Japanese.
Paul'ün üç oğlu var. Onlar birbirine çok benziyor.Paul has three sons. They look very much alike.
Onlar düdük sesini duyduklarında son hızla başladılar.On hearing the whistle, they started at full speed.
Beth'in, insanlar konuşurken onların sözünü kesme gibi güçlü alışkanlığı var.Beth has a strong habit of interrupting people while they are talking.
Onları ön masada kontrol etsek iyi olur.You had better check them at the front desk.
Onların ana dili Fransızca.French is their mother tongue.
Onların başka şarapları yok.They have no more wine.
Bill hariç onu onların hepsi yaptı.Except for Bill, they all made it.
O kadar karanlıktı ki onlar güçlükle görebiliyorlardı.It was so dark that they could hardly see.
Sevgililer Günü'nde onlara çikolata vermeyi durduracağız.I'll stop giving them chocolate on Valentine's Day.
Git ve onlara yardımcı ol, Bud.Go and help them, Bud.
Ekmek ve tereyağı onların normal kahvaltısıdır.Bread and butter is their usual breakfast.
Onları ilk olarak ne zaman gördünüz.When did you see them first?
Onların Yeni Zelanda'dadaki tüneller ile ilgili çok sayıda sorunları olduklarını duydum.I hear they have a lot of problems with the tunnels in New Zealand.
Her nedense onların Fransa'daki tatili beklentileri karşılamadı.For one reason or another their holiday in France didn't come up to expectations.
Ne kadar çok kitap! Onlar üniversite kütüphanesine mi ait?What a lot of books! Do they belong to the university library?
Onların önerisini niçin reddettiğini bana söyler misin?Would you tell me why you have refused their offer?