Onlar çok mutlu görünüyorlardı.They looked very happy.
Onlar kedilerine Tom ve Jerry adını verdiler.They named their cats Tom and Jerry.
Onlar tekneye bindiler.They got into the boat.
Onlar uygunsuz bir zamanda geldiler.They came at an inconvenient time.
Onlar uygunsuz bir vakitte geldiler.They came at an inconvenient time.
O sadece on iki yaşında ama o onların en iyisiyle satranç oynar.He's only twelve, but he plays chess with the best of them.
Onlar beni orada gördüklerine çok şaşırdılar.They were all surprised to see me there.
Onlar Mary ile alay ettiler.They made fun of Mary.
Onlar Mary ile alay etti.They made fun of Mary.
Onlar ona işi tekrar yaptırdı.They made him do the work again.
O, sadece İngilizce ve Almanca konuşur, onlardan hiçbirini anlamam.He speaks only English and German, neither of which I understand.
Onlar evlerine doğru yelken açtılar.They began to sail to their home.
Şarkı söylemekten hoşlanmıyordu fakat onlar ona şarkı söylettiler.He didn't like to sing but they made him sing.
Onlar istilacılara karşı ülkelerini savundular.They defended their country against the invaders.
Onlar onun çalışkan olduğunu söylüyorlar.They say he is diligent.
Onlar yan yana yürüdüler.They walked side by side.
O, gördüklerini onlara bildirdi.He reported to them what he had seen.
O, diğerlerini ve onların örneğini takip ederek golf öğrendi.He learned golf by watching others and following their example.
Onlar şimdi gemideler.They are now aboard the ship.
O utanç içinde onlara yüz döndü.He turned away from them in embarrassment.
Onlar onun belediye başkanlığı için aday olacağını söylüyor.They say that he will run for mayor.
O, durmaları için onlara sinyal verdi.He signaled them to stop.
Onların zamanını aldığı için onlardan özür diledi.He apologized to them for taking up their time.
Onlara biraz büyü göstererek çocukları eğlendirdi.He amused the children by showing them some magic.
Onlar onun ciddi olarak hasta olduğunu söylüyorlar.They say that he is seriously ill.
Onlara nüfus artışını araştırmalarını emretti.He ordered them to survey population growth.
Onlar onun bir sürü eski parası olduğunu söylüyor.They say that he has a lot of old money.
Onlar her zamanki kadari çok çalışırlar.They work as hard as ever.
Haber onları mutlu etti.The news made them happy.
O, uzun süre onlara yazmadı.He has not written to them for a long time.
Onlara nasıl Japonca konuşulacağını öğretmektedir.He teaches them how to speak Japanese.
O boşuna onlardan büyük bir meblağ para ödünç almaya çalıştı.He tried to borrow a large sum of money from them in vain.
O onlarla yeni bir sayfa açtı.He made a clean break with them.
O mobilya hakkında onlarla bir pazarlık yaptı.He made a bargain with them about the furniture.
O onlara bilgi vermeyi reddetti.He refused to give them the information.
O onların o handa kalmalarını önerdi.He proposed that they stay at that inn.
O, onlara karşı çok nazikti.He was very kind to them.
O onlara bir yardım eli uzatacağını söyledi.He said he would give a helping hand to them.
O, onlar onu görmesinler diye çalılıkların arkasına saklandı.He hid in the bushes so that they would not see him.
O, onların zamanında gelmesi gerektiğini vurguladı.He stressed that they must arrive punctually.
O, onun masumiyeti ile ilgili onları boşuna ikna etmeye çalıştı.He tried in vain to convince them of his innocence.
Onlara mahkumları bırakmalarını emretti.He ordered them to release the prisoners.
Onlara yiyecek ve para sağladı.He supplied food and money to them.
O, onlara yiyecek sağladı.He provided them with food.
O onlara nasıl gemi süreceğini öğretti.He taught them how to sail ships.
Onlar tarafından ona saygı duyulur.He is respected by them.
O onlardan arkadaşının intikamını aldı.He avenged his friend on them.
O, onların kavgasına bir son vermeye çalıştı.He tried to put an end to their quarrel.
O, onların sahip olduğu tek çocuktur.He is the only child they have.
O, onların teşviklerinin eksikliği tarafından kızdırıldı.He was incensed by their lack of incentives.
Onların lideri olarak hayranlık duyuluyordu.He was looked up to as their leader.
Onların planı hakkında bir şey bilmediğini inkar etti.He denied knowing anything of their plan.
O onların planı üzerinde düşündü.He contemplated their plan.
Onların hararetli tartışmaya bir son vermek için boşuna uğraştı.He tried in vain to put an end to their heated discussion.
O onların kararına kendini teslim etmek zorunda kaldı.He had to submit himself to their decision.
Onların mutluluğunu kıskanmıştı.He was jealous of their happiness.
O, onların okul müdürünün ertesi gün oraya gideceğini söyledi.He said that their principal would go there the next day.
O, onların ona yaptıklarına kızgın.He is furious at what they have done to him.
Onların öğretmeni olarak ona saygı gösterildi.He was respected as their teacher.
Onların lideri olarak ona saygı duyuluyor.He is looked up to as their leader.