Onların pantolonları uymuyor.Their jeans do not fit.
Onların satışları artıyor.Their sales are growing.
Onların şirket garantisi otuz gündür.Their company guarantee is for thirty days.
Onların mali sorunları, yılın ikinci yarısında başladı.Their financial problems began in the second half of the year.
Onların hepsi çok mutlu.They are all very happy.
Onların çiftliğinde beş farklı türde atları var.They have five different kinds of horses on their farm.
Onların planları hakkında bilgim yok.I have no knowledge about their plans.
Onların evinin giriş kapısı burasıdır.This is the main gate to their house.
Onların araştırması bir anket yöntemi kullandı.Their research used a survey method.
Onların partisi seçimlerde en fazla oyu aldı.Their party won the most votes in the election.
Onların soyadı posta kutusunda yazılıdır.Their family name is written on their mailbox.
Onların ev alma önerisi reddedildi.Their offer to buy the house was rejected.
Onların her biri bulmacanın bir parçasına sahip.They each have a piece of the puzzle.
Son gelişmeler onların seyahat planlarını değiştirmelerine neden oldu.Recent developments caused them to change their travel plans.
Onların sesleri telefonda birbirine benziyor.Their voices sound similar over the phone.
Onların hâlâ uyanık olması şaşılacak şey.It's a wonder they're still awake.
Ben onların birbirleriyle flört etmelerini onaylamıyorum.I don't approve of them dating each other.
Ben onların çevresinde hantal hissettim.I felt awkward around them.
Onların kaç kız kardeşi var?How many sisters do they have?
İşte onların genellikle akşam yemeği yedikleri yer.Here's where they usually have dinner.
İlk başta, onların hepsi onun masum olduğuna ikna oldular.At first, they were all convinced he was innocent.
Onların hepsi iyi, bu yüzden üç kitap seçin.All of them are good, so choose three books.
Onların hepsinden en ucuz olan yöntem budur.This is the cheapest method of them all.
Onlar benim onların en iyi işçisi olduğumu söyledi.They said I was their best worker.
O bavul onlarınki değil.That suitcase isn't theirs.
Onların yapıp yapmadığı açık değildi.It was not clear whether they had done or not.
Eğer senden güzel insan varsa bile, onların sayısı fazla olmayacaktır.If there even are people more beautiful than you, there won't be many of them.
Onların arasındaki farkı söyleyemem.I can't tell the difference between them.
Bu onların müşterilerinin ihtiyaçlarını dinlediğini gösteriyor.This shows they have listened to the needs of their clients.
Onların sorularına cevap veremez.He can't answer their questions.
Onların keşif gezisinde bazı sorunlar bekleniyor.Some problems are expected on their expedition.
Onların hiç parası kalmamıştı.They had no money left.
Onların gidecek yeri yoktu.They had no place to go.
Onların farklı fikirleri vardı.They had different ideas.
Onların yeteri kadar altını yoktu.They did not have enough gold.
Onların işlere ve eğitime ihtiyacı vardı.They needed jobs and training.
Onların iyi bir ekipmanı yoktu.They did not have good equipment.
Ona onun onların tutsağı olduğunu söylediler.They told him he was their prisoner.
Muhafızlar onların söylediği her şeyi duydular.Guards could hear everything they said.
Rapor onların hatalı olmadığını söylüyordu.The report said they were not at fault.
Onların istediği onun gibi bir adamdı.What they wanted was a man like himself.
Onların Kanada'ya geçmeleri için izin verilmedi.They were not permitted to cross into Canada.
O onların her siyah adam serbest kalana kadar mücadele etmek istediklerini söyledi.He said they wanted to fight until every black man was free.
O, onların tavsiyelerini istedi.He asked for their advice.
Onların kaleye geri dönmelerini emretti.He ordered them back to the fort.
Onların bahçede dolaşmasına izin verdi.He permitted them to walk in the garden.
Onların korumasına ihtiyacı olduğunu düşünmüyordu.He did not think he needed their protection.
Onların çoğunun yardımına gelmesini umuyordu.He expected many of them to come to his aid.
Onların her ikisi de çok yetkili hakimler.They are both very competent judges.
Onların malzemeleri yetersizdi.Their supplies were low.
Onların birçoğu acıydı.Many of them were bitter.
Onların birçoğu silah taşıyordu.Many of them carried guns.
Onların çığlıkları havayı doldurdu.Their screams filled the air.
Jackson onların tavsiyesini benimsedi.Jackson accepted their advice.
Jackson onların tavsiyesini kabul etti.Jackson accepted their advice.
Onların çoğu düşmanla ticaret yaptı.Many of them had traded with the enemy.
Birdenbire, bir adam onların önüne doğru yürüdü.Suddenly, a man stepped in front of them.
Teknolojideki gelişmeler onların başarmasına yardım etti.Improvements in technology helped them succeed.
Onların bir sonraki saldırısı mayıs ayında Paris'in kuzey doğusuydu.Their next attack was northeast of Paris in May.
Onların tutumu çok komik!Their attitude is very ridiculous!