Ben onların egzersizlerini düzeltmem.I don't correct their exercises.
Onların yıkanması gerekiyor.They need washing.
Ben onların kapısını çalmam.I don't knock on their door.
Onların hepsi çok hızlı yüzmektedir.They all swim very fast.
Onların hepsi çok hızlı yüzer.All of them swim very fast.
Tom korkutucu. Çocuklar onu gördüğünde onların hepsi kaçar.Tom is intimidating. When children see him, they all run away.
O onların davetini reddetti.He turned down their invitation.
Onların iddiaları hakkında çok şüpheciyim.I'm very sceptical about their claims.
Onların kabinlerini inşa etmem.I don't build their cabins.
Biri hariç onların hepsi vatandaşlığa sahip.All of them except one have citizenship.
Biri hariç onların hepsi vatandaş.They're all citizens except for one.
Onların hayallerini yerine getirmiyorum.I'm not fulfilling their dreams.
Onların hepsi hazır mı?Are they all ready?
Onların hepsi ayrı.They are all separate.
Onların hepsi özel.They are all special.
Bu tam olarak onların istediği şey.It's exactly what they want.
Bu metin Latince olsaydı, onların zaten tercüme etmesi muhtemeldi.If this text had been in Latin, it is probable that they would have already translated it.
Onların çoğu Kanadalı.Most of them are Canadians.
Onların çoğu yabancı.Most of them are foreigners.
Onların her zaman söylediği budur.That's what they always say.
Onların hepsi seni bekliyor.They're all waiting for you.
Biz onların isteklerine saygı duymalıyız.We must respect their wishes.
Maalesef onların her ikisininde kötü bir ünü var.I am afraid they both have a bad reputation.
Onların ikisi de bahçede.They both are in the garden.
Onların çoğu sadece umursamıyor.Most of them just don't care.
Onların ikisi de onu şahsen ikna ettiler.They're both personally convinced of that.
Şarkı söylemek onların işi.Singing is their thing.
Onların fikrini değiştireceğim.I will change their mind.
Onların sana söylediği hiçbir şeye aldırış etme.Don't pay attention to anything they tell you.
Onların düşüncelerini değiştirmeye çalışacağım.I'll try to change their minds.
Onların söylediği şey temel olarak budur.That's basically what they're saying.
Bu, onların hakkında endişelendikleri şey.That's what they're worried about.
Onların muhtemelen söyleyeceği şey bu.That's probably what they'll say.
Bu onların aradığı şey.That's what they're looking for.
Onların her ikisi de gözyaşlarına boğuldu.Both of them burst into tears.
Onların gidecek bir yeri yok.They have nowhere to go.
Onların hepsi biraz sersemlemiş görünüyordu.They all looked somewhat stunned.
Ben onların planına katılıyorum.I agree with their plan.
Onların her biri bir dolar aldı.They received a dollar each.
Onların bölgesi nüfus için küçüktü.Their territory was small for the population.
Onların bütün planları aksadı.All their plans have gone wrong.
Onların bakış açısını görüyorum.I see their point.
Onların kazandığına sevindim.I'm glad they won.
Onların hepsi masum olduğunu söylüyor.They all say they're innocent.
Onların bir sözlüğü var mı?Do they have a dictionary?
Onların bir bisikleti var mı?Do they have a bicycle?
Ben onların hazır olduğunu düşünüyorum.I think they're ready.
Ben onların yalan söylediğini düşünüyorum.I think they're lying.
Onların haklı olduğunu umalım.Let's hope they're right.
Onların konuşmana izin verip vermeyeceklerine bakalım.Let's see if they let you talk.
Onların konuşmalarına izin ver.Let them talk.
Ben onların yaptığını yapamam.I can't do what they do.
Ben henüz onların burada işleri nasıl yaptıklarına alışmadım.I haven't yet gotten used to how they do things here.
Onların ne önereceğini beklemek ve görmek istiyorum.I want to wait and see what they propose.
Onların kim olduğunu bilmek istiyorum.I want to know who they are.
Onların giysilerini ben dikmem.I don't sew their clothes.
Onların neden onu yaptığından emin değilim.I'm not sure why they do that.
Onların hepsiyle gurur duyuyorum.I'm proud of all of them.
Onların gömleklerini düğmelemem.I don't button their shirts.
Umarım onların ikisi de istediklerini alırlar.I hope they both get what they want.