Ana içeriğe geç
Sözlük

olgu ile cümle

olgu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Ve teoriler ile olgular artan kesinliğe dayalı bir hiyerarşinin basamakları değil, farklı şeylerdir.E fatos e teorias são coisas diferentes, não degraus em uma hierarquia crescente de certezas.
( Olgun kişi her şeyin iyisi için çabalar. )(Tia Fanny - Ela fez o que pôde).
Billboard'dan Paul Verna, "Basit bir şekilde bugüne kadarki en olgun ve kişisel çalışması.Paul Verna, da Billboard, considerou sua coleção mais variada e criativa até hoje.
Dişi kozalakların olgunlaşma süreleri çoğunlukla bir yıl; bazılarında 2-3 yıldır.O ciclo de vida dos elaterídeos é longo: dois ou mais anos.
Küçük yaşta geçirdiği kekemelik,üslûbunu belirleyen olgulardan biri oldu.Foi uma daquelas coisas terríveis que você passa quando crianças.
4 yaşında üreme olgunluğuna erişir.Começa a produzir aos quatro anos de idade.
Ketoprofen uygulanan olgularda %2 oranında periferal ödem oluştuğu rapor edilmiştir.Em ambos os casos o "Settlement" recebe uam percentagem sob as vendas como renda.
İlk ürünler Mayıs ayının ikinci ya da üçüncü haftalarında olgunlaşır.As aulas têm início na primeira ou segunda semana de fevereiro.
Olgun tırtılların boyu 35–40 mm ye ulaşır.As traças adultas tem uma envergadura de 30-41 mm.
Taktik zaferler fiziki olgulardır; ama stratejik zafer manevi bir olgudur.A meta biológica é a sobrevivência, e a meta psicológica é a segurança.
Karanlık maddeyi ölçümlemenin yeni yöntemlerinden biri de çekimsel mercek olgusunu kullanır.Outro método para estimar os seus tamanhos é medir o seu brilho aparente.
Her iki formda da ağır olgularda kornea tutulumu olabilir.É possível também colocar pesos nos dois pratos.
Beş Bey olgusuna Uygurlarda Mani dini ile bütünleşen efsanelerinde rastlanmaktadır.São conhecidos no mínimo 25 manuscritos sobre astronomia de sua autoria.
Olgunlaşma ve öğrenme olmadan gelişim sağlanamaz.Ecodesenvolvimento : crescer sem destruir.
Fikren olgunlaşmış bir kişidir.É o imaginário de ser adulto.
Dünya olguların toplamıdır, şeylerin değil.De wereld is de totaliteit van de feiten, niet van de dingen.
Erkekler cinsel olgunluğa ulaştıklarında gruptan ayrılır.Het mannelijke verlaat de groep wanneer ze geslachtsrijp worden.
Müzikal tiyatro grubu Sångens makt, yeni olgunlaşan opera topluluğunun çekirdeğini oluşturdu.De muziektheatergroep Sångens makt vormde de kern van het nieuw gevormde operagezelschap.
Olgun tohumlar % 7-10% arası gamma linolenik asit içerir.De zaden bevatten 7 tot 14% gamma-linoleenzuur.
Kozalak ise 26 ayda olgunlaşmaktadır.De kegels doen er 26 maand over om te volgroeien.
Bütün macera boyunca Jason, Rakyat halkının saygı duyduğu olgun bir savaşçıya dönüşür.Gedurende het avontuur verandert Jason in een angstaanjagende krijger en wordt vereerd door de Rakyat.
Büyük karıncayiyenler 2,5 ila 4 yaş arasında cinsel olgunluğa erişirler.Miereneters zijn geslachtsrijp tussen de 2,5 en 4 jaar.
Olgunluk sınavını Louis-le-Grand Lisesi'nde verdi.Hij genoot zijn studies aan het Lycée Louis-le-Grand.
Olgunlaştığında Worms ve Speyer'deki gücünün üzerinde tanınan bir kişi haline geldi.Eenmaal volwassen werd hij graaf van Speyer en Worms.
Bu olgu genetiğin İnsan özellikleri ve davranış yönünden birçok etkisini görüntülemektedir.Het is een van vele manieren om menselijke eigenschappen en gedrag te beschrijven.
Bir gerçek (veya olgu); var olduğu, doğru olduğu veya gerçekleştiği kabul edilen şeydir.Een eed is een plechtige verklaring dat men iets zal doen (of laten) of (niet) gedaan heeft.
Yaz turpları hızla olgunlaşır.Zomereitjes ontluiken snel.
Üreme Tohumları olgunlaşır olgunlaşmaz ekilir.De zaden kunnen zich zonder bevruchting ontwikkelen.
Her yağmurlu dönemin ardından çiçek açar ve meyvelerinin olgunlaşması için yaklaşık 9 ay gerekir.Negen maanden na het planten gaat de plant bloeien en drie maanden later zijn de vruchten plukrijp.
Palamutları bir yılda olgunlaşır.Ze zijn volgroeid binnen een jaar.
Örneğin; verilen bir sözün tutulması olgusu.Dit was een uitspraak die hem lang nagedragen zou worden.
Çiçek açmasından birkaç hafta sonra olgunlaşır.Na enkele dagen vinden ze de bloem.
Bu lezyonlar, yumurtalığın çalışmasını ve özellikle yumurtanın olgunlaşmasını kötü yönde etkiler.De eieren en met name de ontwikkeling van de embryo's zijn hierdoor goed te bestuderen.
Bu bakımdan hiçbir olgu kesin değildir.Zoals gezegd bestaat hierover geen enkele zekerheid.
Serviks kanseri olgularının neredeyse tümünde HPV enfeksiyonu olduğu gösterilmiştir.Hij wijst op het feit dat bijna alle serechs van Sneferka gemaakt zijn op beschadigingen.
Bütün olgular aslında boşluktur.In feite is het pakje leeg.
Ana madde: Görüngü Görüngü, göstergenin işaret eden olgusudur.Thema: De schaduw als afbeelding van het geweten.
Ağacın meyveleri olgunlaştığında baharat olarak kullanılır.De bloemen van de boom zijn, indien gekookt, ook eetbaar.
İki yıldan sonra cinsel olgunluğa erişirler.Na twee jaar zijn ze geslachtsrijp.
Bilim filozoflarınca bilimin şu özelliklere sahip olduğu belirtilir: Bilim olgusaldır.(De wetenschapsfilosofie stelt zich de vragen: Wanneer is iets wetenschap?
Hitler'e göre Almanya'nın geleceğini tartışmasız bu olgu belirleyecektir.Voor Hitler leek het onbetwistbaar dat die nieuwe macht Duitsland zou moeten zijn.
Erken olgunlaşmış bir çocuk olduğu söylenir.Ze bevalt later van een te vroeg geboren zoon.
Dişiler cinsel olgunluğa 8-10 yaşında, erkekler ise 10-12 yaşında ulaşırlar.De vrouwtjes zijn na 8 tot 10 jaar geslachtsrijp, de mannetjes na 8 tot 12 jaar.
Tam olarak olgunlaşmış ve çok sevilen bir karakter.”Een uiterst charmant en bekwaam man."
Evsizlik olgusunu yaşayan bireye evsiz denilmektedir.Deze engere kijk noemen we dakloosheid.
Herkes bu olgunun ne olduğunu biliyor.Iedereen mag nu weten wat er met mij gebeurd is.
Bu olgu Francis Crick tarafından “moleküler biyolojinin merkezî dogması” olarak adlandırılmıştır.Dit principe wordt het centrale dogma van de moleculaire biologie genoemd.
Bayrağın tasarımında kültürel, politik ve dinî olguların izleri görülür.Het ontwerp van de vlag heeft culturele, politieke en regionale betekenissen.
Chomsky, sonraki yıllarda bu kuramı olgunlaştırmıştır.Inmiddels ontwikkelde Chomsky zijn theorieën in de loop der jaren steeds verder.
Bir tespiti, durumu veya olguyu bildirmek için kullanılır.Een rapport is een verslaglegging van een activiteit, gebeurtenis of toestand.
Örneğin kırmızı kan hücreleri (eritrosit) olgunlaşırken çekirdeklerinin aktifliği gittikçe azalır.Als het aantal rode bloedcellen is verminderd, zoals bij bloedarmoede, neemt de bezinkingssnelheid toe.
Olgun — Kurtuluş Olgun (?-?) (fl.Goedereede-Oude Wereld (vermoedelijk).
Çünkü o yani Sarah mücadeleler de olgunlaşır.In de worsteling zou ook Margaret zijn gestoken.
Groteskteki gülme olgusu, alışık olduğumuzun tersi bir durumla karşılaştığımızda aldığımız hazdan kaynaklanır.De eerste is de spontane lach, die verschijnt als je met een komische situatie geconfronteerd wordt.
Olgunluk çağında Historika Hypomnemata (Tarihi Hatıralar) adlı bir yapıt (bugün kayıptır) yazdı.Het wordt heden ten dage Historisch Kenniscentrum (van de politie) genoemd.
Çok farklı bir olgudur.Er is iets heel anders.
Yaşına göre oldukça olgun, zeki ve başarılı bir kızdır.Ze is erg intelligent, ernstig en volwassen voor haar leeftijd.
Bu olgu Kelvin-Helmholtz mekanizması olarak adlandırılır.Deze warmte wordt opgewekt door het Kelvin-Helmholtzmechanisme.
Genç bireyler derinlere batarak daha hızlı olgunlaşır.Ze kunnen sneller graven dan een mens kan rennen.
Finger of God etkisi bu olgunun tek sonucudur.Alleen een deukje in zijn ego was het gevolg.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod