Bir ay içinde, hava şimdi olduğu kadar sıcak olmayacak.In a month, the weather won't be as hot as it is now.
Tom daha önce olduğu kadar kendinden emin değil.Tom isn't as sure of himself as he used to be.
Hava bugün dün olduğu kadar iyi değil.The weather's not as good today as it was yesterday.
Ben sadece buraya mümkün olduğu kadar hızlı gelmek istedim.I just wanted to get here as fast as possible.
Zengin olduğu kadar yakışıklı da.He is handsome as well as rich.
Doktor Tom'a yatakta kalmasını ve mümkün olduğu kadar çok dinlenmesini söyledi.The doctor told Tom to stay in bed and get as much rest as he could.
ABD'de bugün olduğu kadar çok uyuşturucu bağımlısı hiç var olmamıştı.In the USA, there have never been as many drug addicts as there are today.
Bu sadece senin için olduğu kadar benim için de zor.This is just as hard for me as it is for you.
Tom'u hiç Mary ile olduğu kadar mutlu görmedim.I've never seen Tom as happy as he was with Mary.
Mümkün olduğu kadar erken gel.Come as early as possible.
Tom'a ihtiyacı olduğu kadar çok zaman vereceğim.I'll give Tom as much time as he needs.
Benzin ilk araba sürmeye başladığım zamanda olduğu kadar ucuz değil.Gasoline isn't as cheap as it was when I first started driving.
Mümkün olduğu kadar kımıldama.Keep as still as possible.
Burada mümkün olduğu kadar uzun süre kalmak istiyorum.I'd like to stay here for as long as possible.
Mümkün olduğu kadar çabuk çalışmak için elimizden geleni yapacağız.We'll do our best to work as quickly as possible.
Bu bir bilim olduğu kadar da bir sanattır.It's as much an art as it is a science.
Mümkün olduğu kadar sağduyulu olmaya çalış.Try to be as discreet as possible.
Mümkün olduğu kadar çabuk ol.Be as quick as possible.
Tom mümkün olduğu kadar kısa sürede parasını geri istediğini açıklığa kavuşturdu.Tom made it very clear that he wanted his money back as soon as possible.
Humusta olduğu kadar salatada da garbanzo fasulyeleri vardı.There were garbanzo beans in the salad as well as in the hummus.
Fransızcanı geliştirmek istiyorsan mümkün olduğu kadar sık Fransızca konuşmaya çalış.Try to speak French as often as possible if you want to improve your French.
Ondan mümkün olduğu kadar uzak durmaya çalışıyorum.I try to avoid him as much as possible.
Bizim başkanımız şimdi eskiden olduğu kadar popüler değil.Our president is not as popular now, as he was before.
Bunu mümkün olduğu kadar çabuk bitir.Finish this as soon as possible.
Lütfen mümkün olduğu kadar öne yakın oturun.Please sit as close to the front as possible.
Tom'un oğlu onun babasının olduğu kadar tembeldir.Tom's son is as lazy as his father was.
Her zaman olduğu kadar güzel yaz.You should write as nicely as you always do.
Tom eskiden olduğu kadar aktif kişi değil.Tom is not the active person he used to be.
Tom, Mary'nin şimdi olduğu kadar zengindi.Tom used to be as rich as Mary is now.
Mümkün olduğu kadar kısa sürede onu yapmanı istiyorum.I want you to do that as soon as possible.
Mümkün olduğu kadar fazla bilgi almak istiyorum.I want to get as much information as possible.
Mümkün olduğu kadar doğru olmak istiyorum.I want to be as truthful as possible.
Tom bu hafta geçen hafta olduğu kadar meşgul değil.Tom isn't as busy this week as he was last week.
Tom, ihtiyacı olduğu kadar çok parayı ödünç alamadı.Tom couldn't borrow as much money as he needed.
Ormanlar kışın yaz aylarında olduğu kadar güzeldir.The woods are just as lovely in winter as in summer.
Geçen yıl bu zamanda olduğu kadar aşağı yukarı aynı ağırlıktayım.I'm roughly the same weight as I was at this time last year.
Mümkün olduğu kadar hızlı sürdüm.I drove as fast as I could.
Ben Tom'un olduğu kadar sık tıraş olmuyorum.I don't shave as often as Tom does.
Mümkün olduğu kadar çabuk hareket ettim.I moved as quickly as I could.
Mümkün olduğu kadar hızlı sürüyorum.I'm driving as fast as I can.
Eskiden olduğu kadar sık yemiyorum.I don't eat out as often as I used to.
Tom babasının olduğu kadar yemek pişirmede iyidir.Tom is as good at cooking as his father is.
Buradan mümkün olduğu kadar çabuk uzaklaşmak istiyorum.I want to get away from here as soon as possible.
Eskiden olduğu kadar çok kahve içmiyorum.I don't drink as much coffee as I used to.
Eskiden olduğu kadar televizyon izlemiyorum.I don't watch as much TV as I used to.
Naziler, Kuzey Kore'nin demokratik olduğu kadar sosyalistti.The Nazis were as socialist as North Korea is democratic.
Tom bir zamanlar olduğu kadar hızlı değil.Tom isn't as fast as he once was.
Tom eskiden olduğu kadar meşgul değil.Tom isn't as busy as he used to be.
Tom eskiden olduğu kadar hızlı değil.Tom isn't as fast as he used to be.
Bu ifade güzel olduğu kadar doğrudur. Onu kesinlikle unutmayacağım.This phrase is as beautiful as it is true. I will surely never forget it.
Ona bir balığın bir şemsiyeye ihtiyacı olduğu kadar çok ihtiyacım var.I need him as much as a fish needs an umbrella.
Tom, muhtemelen John'a olduğu kadar Mary'ye kızgın olmayacaktır.Tom won't likely be as angry at Mary as he was at John.
Testin eskiden olduğu kadar kolay olmasını beklemiyordum.I didn't expect the test to be as easy as it was.
Tom hâlâ eskiden olduğu kadar sık yapıyor mu?Does Tom still do that as often as he used to?
Tom bunu eskiden olduğu kadar çok yapmaz.Tom doesn't do that as much as he used to.
Tom ve Mary, mümkün olduğu kadar sık seyahat ediyorlar.Tom and Mary travel together as often as they can.
Tom eskiden olduğu kadar düzensiz değil.Tom isn't as disorganized as he used to be.
Tom eskiden olduğu kadar doğal değildir.Tom isn't as spontaneous as he used to be.
Tom eskiden olduğu kadar çalışkan değildir.Tom isn't as hardworking as he used to be.
Tom eskiden olduğu kadar rekabetçi değildir.Tom isn't as competitive as he used to be.