olanaksız ile cümle
olanaksız kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
9
HARF
4
HECE
8
ORT. KELİME
Ama iyi bir kariyer olanaksız, dolayısıyla bu karar işlemeyecek.But a good career is an impossibility, so that's not going to work.
ALLAH'ın izni olmadan size bir yetki belgesi getirmemiz olanaksızdır.It is not in our power to bring a miracle for you without the leave of God.
Öyleyse, ALLAH'tan, geri çevrilmesi olanaksız bir gün gelmeden önce kendini dosdoğru olan dine ada.So set your face towards the straight path before the day arrives from God which is irreversible.
ALLAH katından, geri çevrilmesi olanaksız olan gün gelmezden önce Rabbinize cevap veriniz.Hearken to your Lord before the Day arrives from God that will not be averted.
ALLAH'ın izni olmadan size bir yetki belgesi getirmemiz olanaksızdır. İnananlar ALLAH'a güvenmeli.On Allah then let the believers rely.
CDDB bilgisini geri almak olanaksız.Unable to retrieve CDDB information.
STFP kanalını kurmak olanaksız.Unable to initialize SFTP channel.
Seçili içe aktarılan eklentiyi yüklemesi olanaksız.Unable to load the selected import plugin.
Dosyayı yazmak için açmak olanaksız.Unable to open file for writing.
Sağlam bir CRC dosyası olmadan bütünlük denetimi olanaksız. Birleştirmeye devam edilsin mi?Validity checking is impossible without a good CRC file. Continue combining?
Bu dosyaların değişimi olanaksız.The following files were unable to be changed.
Bu sunucunun kullanılması olanaksız.It is not possible to use this server.
indirmeyi sıfırlamak olanaksızUnable to initialize the download job.
Serbest/ meşgul veri okumak olanaksız:Unable to read free/ busy data:
Takvimden veri okumak olanaksız:Unable to read calendar data:
Adres defterine veri güncellemek olanaksız:Unable to update addressbook data:
Sertifikalama İşlemi Olanaksız@ title: windowCertification Not Possible
Sunucuya erişim olanaksız:Unable to login to server:
GroupWise adres defterini okumak olanaksız:% 1Unable to read GroupWise address book: %1
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.It is not possible to redeclare prefix %1.
Yugoslavya'dan yurtdışını VoIP kanalı ile aramak olanaksız.Dialing foreign countries from Yugoslavia over VoIP is impossible.
Zira gerçekler bunun henüz olanaksız olduğunu gösterdiğinde, ters etki yapabilir."It could become counterproductive when the reality shows that this option is not yet attainable."
Ancak Ashdown, Pazartesi günkü başarısızlığın bunu şimdilik olanaksız kıldığını vurguladı.Monday's failure, however, probably rules that out for the time being, Ashdown stressed.
Yasanın eski hâli yürürlükte olsaydı, bu iki kişinin iadesi olanaksız olacaktı.Under the original law, their extradition would have been impossible.
Jelacic: Özellikle belli bir davayı seçmek olanaksız.Jelacic: It is impossible to point out any one case in particular.
Tabii sonradan Taganovların onu reddetmesi olanaksızdı.Of course, afterwards, it was impossible for the Taganovs to refuse him.
Nakit paranın altın ya da döviz rezervleriyle değişimi olanaksızdır.Ein Umtausch von Bargeld in Gold- oder Devisenreserven ist nicht mehr möglich.
Kuzey ulaşım hatlarından ikisi olanaksızdır.Die beiden nördlichen Einheiten sind nicht drehbar.
Bu durum da Avrupa için genel bir iklimsel değerlendirme yapmayı olanaksız kılar.Die Europäische Union ist bestrebt, eine einheitliche Referenzhöhe für ganz Europa einzuführen.
Ancak maddi olanaksızlıklar nedeniyle devam edemedi.Aber aus finanziellen Gründen schien dies nicht möglich gewesen zu sein.
Gerçekte bu, hemen hemen olanaksız bir girişimdi.Vorher war sie praktisch unzugänglich.
Aynı anda iki seçeneğin de gerçekleşmesi olanaksızdı.Es ist unmöglich, zwei Stunden gleichzeitig zu geben.
Ancak buna rağmen düzenli bir kilise örgütlenmesi yapılabilmesi olanaksızdı.Allerdings wird nicht ausgeschlossen, dass es eine Vorgängerkirche gab.
Tom Bradley: Olanaksız Düş.Michael Schredl: Traum.
Dünyada kaynaklar kısıtlıdır ve her insanın bütün ihtiyaçlarını, arzularını karşılaması olanaksızdır.Ressourcen sind stets knapp, während die Bedürfnisse aller Individuen unbegrenzt sind.
Artık yüzdürülmesi olanaksızdı.Grossanlässe waren nun nicht mehr möglich.
Fakat emir nehri geçmeyi olanaksız buldu.Allerdings ist es ihnen nicht möglich, den Fluss zu überqueren.
Bu nadirdir, ama olanaksız değildir.Ce phénomène est rare, mais pas impossible.
Bu durumda teknelerin ilerlemeleri olanaksızdır.Le passage des navires était impossible.
Bu yüzden antik çağda yapılan gözlemlerin günümüzde yapılması neredeyse olanaksız derecesinde zordur.C'est pour cette raison que la plupart des observations à l'antique seraient impossibles aujourd'hui.
Artık yüzdürülmesi olanaksızdı.Je n'étais plus capable de gémir.
Ama şimdi uzun süre Mısır’da kalınması olanaksız hale gelmişti.Désormais, il m'était impossible de rester en France.
Bize yaşamı sonunda olanaksız kılan da bu anılardır.)Il devait déplorer ce choix à la fin de sa vie dans ses mémoires.)
Bu çapta bir ordunun seferin güzergahı boyunca ikmalinin sağlanmasının olanaksız olduğu görüşü vardır.Sur chaque case peut être positionné jusqu’à deux unités de la taille d’un corps d’armée.
Aksi takdirde üç ayrı görüntünün uyuşması olanaksız hale geliyordu.La rencontre de ces trois individus semblait inéluctable.
Aynı anda iki seçeneğin de gerçekleşmesi olanaksızdı.Mais comment parvenait-il à faire deux choses à la fois ?
Bunları tanımlamak olanaksızdır.Le décrire est impossible.
Bu savaş, her şeyi yakıp yıkacak, geri dönülmesi olanaksız sonuçlar doğuracak bir savaş olabilir!Par exemple, une armée peut brûler un pont derrière elle, rendant tout recul ou toute fuite impossibles.
İkili birbirine o kadar yakındır ki, herhangi bir teleskopla ayırt etmek olanaksızdır.Certaines espèces sont si proches qu'on peut à peine les différencier par des signes extérieurs.
Tom Bradley: Olanaksız Düş.Davida Steelmine : un illusionniste.
Onu sevmemek olanaksızdır.Es imposible no amarlo.
Yeniden olanaksız bir durumla karşı karşıya kaldık.Me encontré de pronto contra una situación imposible.
Bilimsel malzemelerin yetersizliği çalışmayı olanaksız hale getirdiğinden buradan ayrıldı.La fragilidad del material le hizo abandonar la técnica.
Fakat ona ulaşabilmek olanaksızdı.Porque le era imposible subir a ella.
Fakat bunu anlayabilmek olanaksızdı.Lamenté no poder entender.
Toprak donmuş olduğu için siper kazılamıyor, açıkta savunma yapmak ise olanaksız görünüyordu.Las unidades que conseguían anticongelante descubrían con sorpresa que también se congelaba.
Ancak buna rağmen düzenli bir kilise örgütlenmesi yapılabilmesi olanaksızdı.Tuttavia era necessaria la costruzione di una chiesa vera e propria.
Bir olay kesin ise o olay her zaman gerçekleşecek ve başka bir olayın meydana gelmesi olanaksızlaşacaktır.Se un evento è certo, allora accadrà sempre, e nessun risultato all'infuori di questo evento può mai accadere.
Çünkü Van Kalesi'nin o zamanın şartlarıyla yapılmasının olanaksız olduğu düşünülmektedir.La cattedrale-fortezza al tempo era considerata impenetrabile per la sua posizione.
Kalabalığın ilerleyişi bir süre sonra başlayan fırtına nedeniyle, olanaksız hale geldi.Vengono però esortati a rientrare alla base, a causa di una tempesta imminente.