olanaksız ile cümle

olanaksız kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
9
HARF
4
HECE
7
ORT. KELİME
O işi bir günde yapmayı olanaksız buldum.I found it impossible to do the job in a day.
Bu görevi tamamlamak benim için olanaksız.This task is impossible for me to accomplish.
Ayda bir milyon yen kazanmak kesinlikle olanaksızdır.It's by no means impossible to earn one million yen a month.
Modern bilim birçok olanaksızlıkları olanaklı hale dönüştürmüştür.Modern science has turned many impossibilities into possibilities.
Gelecekte ne olacağını bilmek olanaksızdır.It is impossible to know what will happen in the future.
Sigarayı bırakmak onun için olanaksızdır.It is impossible for him to give up smoking.
Onun yaşadığını doğrulamak olanaksızdır.There is no way to confirm that he is alive.
O, genç adamı aklından çıkarmaya çalıştı ama bu olanaksızdı.She tried to put the young man out of her mind, but it was impossible.
O, onun ne söylediğini anlamayı olanaksız buldu.She found it impossible to understand what he was saying.
Üzgünüm ama bu, açıkçası olanaksızdır.I'm sorry, but that is simply impossible.
Sen onun olanaksız olduğunu biliyordun ve o zaman bile denedin.You knew it was impossible and even then, you tried.
O kadar çok gürültü altında çalışmak olanaksız!It's impossible to study with so much noise!
"Büyükbabanla konuşmak istiyorum." "Bu olanaksız, çünkü o birkaç yıl önce öldü. ""I want to talk to your grandfather." "That's not possible, he died a few years back."
Bu tozu havadan filtre etmek olanaksızdır.This dust is impossible to filter from the air.
Senin için başarılı olmak olanaksızdır.It is impossible for you to succeed.
Bir defa devrildiğinde katamaranın yardım almadan doğrulması olanaksızdır.Once capsized, a catamaran is impossible to right without help.
Tom olanaksız.Tom's impossible.
Amerikalılar için "seni seviyorum" demek çok kolay ama Çince'de bunu yapmak olanaksızdır.It's so easy for Americans to say "I love you" but it's impossible to do this in Chinese.
O caddede dolaşmak neredeyse olanaksızdı.It was almost impossible to get around on that street.
Olanaksız geliyor ama gerçek.It sounds impossible, but it's true.
Bu olanaksız bir görevdir.This is an impossible task.
Ne yazık ki yapmamı istediğin şey olanaksız.I'm afraid what you're asking me to do is out of the question.
Benim için olanaksız.It's impossible for me.
Toplantıya katılmak istiyorum ama korkarım olanaksız.I would attend the meeting but I'm afraid it's impossible.
Aralarında ilişki kurmak olanaksız.It’s impossible to relate them.
Başarılması olanaksız.The impossible has been achieved.
Su olmadan ve oksijen olmadan yaşamak olanaksızdır.It is impossible to live without water and without oxygen.
Uzun süre için karımdan uzak kalmam olanaksız.It's impossible for me to be away from my wife for long.
Onun gerçekten neye inandığını söylemek olanaksız.It's impossible to tell what he really believes.
Tom onun bilimsel olarak olanaksız olduğunu söyledi.Tom said it was scientifically impossible.
Çoğu kimse birkaç dil öğrenmenin olanaksız olduğunu düşünür.Many people think that studying several languages is impossible.
Bu dili doğru biçimde konuşmayı öğrenmek olanaksızdır.It is impossible to learn to speak this language correctly.
Bunu birinin yardımı olmadan yapmam olanaksız.I can't possibly do this without someone's help.
Bunu yalnız başıma yapmam olanaksız.I can't possibly do this alone.
Onu sevmemek olanaksızdır.It's impossible not to love him.
Bunu kelimelerle anlatmak olanaksız.It's impossible to describe that in words.
Bunu kelimelerle tasvir etmek olanaksızdır.It is impossible to depict that by means of words.
Churchill, "Savaşı kazanacak bir General bulmak gerçekten olanaksız mı" demektedir.Churchill railed, "Is it really impossible to find a general who can win a battle?"
Bu nadirdir, ama olanaksız değildir.This is rare but not impossible.
Ancak aceleci Flaminius ile tartışmak olanaksızdı.It proved impossible to argue with the rash Flaminius.
Fakat bunu anlayabilmek olanaksızdı.It was impossible not to understand this.
Yeniden olanaksız bir durumla karşı karşıya kaldık.I was now faced with an impossible situation.
Örneğin, bazı testler olanaksız ya da teknik olarak çok zor olabilir.For example, certain tests may be infeasible or technically difficult.
Ama şimdi uzun süre Mısır’da kalınması olanaksız hale gelmişti.It was, however, not to remain in Lisbon for long.
Bilim kurgu ise olanaksız'ın mümkün kılınmasıdır."Science Fiction is the improbable made possible."
Ancak buna rağmen düzenli bir kilise örgütlenmesi yapılabilmesi olanaksızdı.However, not even regular prayer was found to be effective.
Üç bazdan kısa olan "ilmikler" sterik olarak olanaksızdır ve meydana gelmezler."Loops" that are less than three bases long are sterically impossible and do not form.
Bu nedenle, bir oyunun sonsuza dek sürmesi olanaksız değildir.This is why it is impossible for a gambler to win in the long term.
Böylesi bir ordunun ikmalini uzun bir süre sürdürebilmek olanaksızdır.None of the other dialogues are long enough to require such a division.
Haberin bu kadar kısa sürede Mykale'ye ulaşmış olması olanaksız görülmektedir.It is very likely that this last expedition reached as far as Madagascar.
Tom Bradley: Olanaksız Düş."Charles Bradley: No Time For Dreaming".
Herkesin üzerinde anlaşabileceği tek bir doğru bulmak olanaksızdır.This is the only ground on which all of us can sit together.
Fakat emir nehri geçmeyi olanaksız buldu.The troops were unable to cross the river.
Bu durum da Avrupa için genel bir iklimsel değerlendirme yapmayı olanaksız kılar.We believe that our world today faces another threat of comparable magnitude.
Bunları tanımlamak olanaksızdır.It is thus not possible to enumerate them.
Böyle bir dönemleştirme onlara göre hem olanaksız hem de faydasızdır.To do so would be both pointless and impossible.
Bu parçalanmanın sonucunda da bütünsel bakış olanaksızlaşır.That can destroy space itself completely invisible.
Bu ikisi birleştirildiğinde, matematikte çözülmesi olanaksız problemler olduğu sonucu çıkıyordu.Taken together, these results mean that there are unanswerable questions in mathematics.
Öyle bir durumdayız ki, bir birleşme bile olanaksız.We're in a situation where even a merger is impossible.
Yani iyi bir tasarımın, istatistiksel olarak olanaksızlığı -- başka bir deyişle, karmaşık olması.Statistical improbability in the direction of good design -- "complexity" is another word for this.
İlgili Sayfalar