Müttefikler'in askeri bir müdahalesi için artık olanak görünmemektedir.Ma questo significherebbe che non c'è più l'interferenza sulle politiche pubbliche?
Olanaklıysa bagaj bölümü olan çadırlar tercih edilmelidir.Alcuni modelli invece hanno il bagagliaio posizionato nella parte anteriore della carrozzeria.
Ancak su üstü gemilerinin olanakları sınırlıydı.Gli effetti sulla costruzione di incrociatori furono meno fortunati.
Her iki kuram çerçevesinde açıklanması olanaksızdır.È impossibile escludere tutte e due i servocomandi.
YouTube başarılı müzisyenlerin yetişmesine olanak vermiştir.Spinse i giovani musicisti a aumentare il loro talento.
Bu programın hem indirme hem de yükleme olanakları vardır.Эта программа имеет как возможности для скачивания, так и для закачивания.
Bu, enfeksiyonu durdurmak mümkün olmazsa yayılma hızını azaltmamıza olanak sağlayacak.Это позволит если не остановить инфекцию, то снизить скорость её распространения.
Bu, olanaksız bir durum olduğu için ikinci evde Lucky Strikes sigarasının kullanılmadığını çıkarabiliriz.Так как данная ситуация невозможна, то во втором доме курят не Lucky Strike.
Yeniden, adım 3'teki aynı sebepten dolayı bu durum olanaksızdır.Опять же, по тем же соображениям, что и в шаге 3, это невозможно.
Laminat (ABL) tüpleri, alüminyum tüplerin bariyer niteliklerini plastik boru olanakları ile birleştirir.Ламинатные (ABL) тубы совмещают барьерные качества алюминиевых туб с возможностями оформления пластиковых туб.
Bunları tanımlamak olanaksızdır.Описать их все невозможно.
Tarihte saflarında demokratik bir tartışmaya olanak veren ilk ordu Yeni Ordu olur.Армия нового образца была первой армией в истории, допускающей демократические дебаты в своих рядах.
Bose, araştırma yapmak için olanaklara sahip değildi.Босу не было предоставлено оборудование для проведения исследований.
Ancak eldeki kuvvetlerle bu işin üstesinden gelmek olanaksızdı.Однако сделать это с оставшимися силами не было никакой возможности.
Ancak yaralıların taşınmasına olanak yoktu.Возможности переправить раненых в госпиталь не было.
Artık yüzdürülmesi olanaksızdı.Пробудить её уже невозможно.
Bu olanaklar XFire tarafındanda sağlanmaktadır.Этот эффект также доступен в модуле XScreensaver.
WAP'ın getireceği bu olanakların tümü elbetteki hemen gerçekleşmeyecek.Всё, что может дать страна, придёт не так скоро.
1949'a kadar yeraltı Irak Siyonistleri her ay 1000 Yahudinin kaçmasına olanak sağladı.Вопреки запретам в 1949 году из Ирака бежало по 1000 евреев в месяц.
Bu ikili olmayanların kütlesini tespit etmeye olanak sağlar.Но благодаря этому удается скрывать тайну близнецов.
Bunlar, zamanında (JIT) üretime hassas izleme sayesinde olanak sağlamaktadır.Они употребляются в прошедшем времени в инфинитиве (совершенного и несовершенного вида).
Bu tahkimat sayesinde kentin karadan kuşatılması olanaksız hale gelmektidir.Именно окружающая местность делала этот город неприступным.
Örneğin işyeri içindeki sosyal olanaklar gibi.Например, хозяйственные действия человека на полях.
Bu usul ile mantarları pek çok yıl saklamak olanaklıdır.Эту высохшую гашёную известь можно хранить годами.
Bu noktada karşılıklı bir etkileşimden söz etmek olanaklıdır.На этом этапе можно задать зависимость размеров друг от друга.
Sol kanat çökmüştü ve bunu düzeltmeye olanak yoktu.Ваш сын оказался в тылу левого фланга, и мы не могли ему помочь.
Bu sınırsız enerjinin olanaklı kaynağıydı.Из этого разлома поступает неограниченная жизненная энергия.
Uzun dönemler Şilinin'da geçmiş ve Peru'nun liman şehirleri onun İspanyolca öğrenmesine de olanak tanımıştı.Длительные стоянки в чилийских и перуанских портах позволили Клементсу изучить испанский язык.
Böylece, artık bu tarihten sonra başka hiçbir kimsenin "Dürzîlik" dinine girmesine olanak kalmamıştır.Теперь, до конца жизни, уже никто не мог ему заменить «большого Митрофана».
Yeniden olanaksız bir durumla karşı karşıya kaldık.Команда в очередной раз находится неопределённой ситуации.
Sonsuz mutluluğa ulaşmak ancak Tanrı'nın lütfu ile olanaklıdır.Её главной темой стало прощение, возможное лишь благодаря Божьей помощи.
Bu durum III. Leon'un dikkatini diğer meselelere vermesine olanak sağladı.Он сумел убедить эллинов обождать следующим образом.
Bu sayede Atlantis'in bir sonraki gün için güvenle iniş yapmasına olanak sağlanmış oldu.Я сохраняю уверенность, что в следующем году смогу плавать идеально.
Bu durumda teknelerin ilerlemeleri olanaksızdır.В таком случае отпадает необходимость в корабле поколений.
Yeni kabilesel bölünme toplumsal yapıya yeni aileler katılmasına olanak sağladı.Вероятно, именно Бардак собрал местные племена в единое политическое объединение.
Ancak buna rağmen düzenli bir kilise örgütlenmesi yapılabilmesi olanaksızdı.Безусловно, это неприемлемо ни для одной православной церкви.
Ancak su üstü gemilerinin olanakları sınırlıydı.ولكن كانت إمكانيات سفن السطح محدوده.
Bu nadirdir, ama olanaksız değildir.هذا أمر نادر الحدوث، ولكنه ممكن.
1686'da katolik olması, eczanesini yeniden açmasına ve ders vermeye devam etmesine olanak sağladı.وفي سنة 1686 م، أصبح بإمكانه إعادة افتتاح صيدليته، وإلقاء محاضراته من جديد.
Politik işler yapması olanaksızdı.ولم يعمل بالأعمال السياسية.
Gerçekten öldürüldüğü olanak dışı bir ihtimal değildir.ومن غير المرجح أن يكون قد قُتل بالفعل.
Refah ve barış ortamı konfora yönelik tüketim aracı olan otomobilin satınalınabilmesine olanak sağlamıştır.وأتاح الازدهار والسلام إمكانية شراء السيارات وهو ما يعني آلة استهلاك الراحة.
Bu keşif, 1831 yılında ilk elektrik jeneratörünün yapılmasına olanak sağlamıştır.وقد تمكن فاراداي من خلال استخدام هذا الاكتشاف من اختراع أول مولّد كهربائي عام 1831.
Ancak yaralıların taşınmasına olanak yoktu.عدم القدرة على تحريك العضو المصاب.
Bu özellik, kullanıcıların uzun süre basmalarına olanak tanır.الأمر الآخر أن أنماط العنف قد تبدو طبيعية لأولئك الذين يقومون بها لفترة طويلة.
Gerçekte bu, hemen hemen olanaksız bir girişimdi.لكن هذا يكاد يكون من المستحيل تحقيقه عمليا.
Örneğin işyeri içindeki sosyal olanaklar gibi.كالعلاقات بين الموظفين في العمل.
Kas hücrelerindeki miyoglobinin yüksek yoğunluğu, organizmaların uzun süreliğine nefes tutmasına olanak tanır.تركيزات عالية من الميوغلوبين في خلايا العضلات تسمح للكائنات الحية أن تحبس أنفاسها لفترة أطول من الزمن.
Turbokompresörler, yakıt enjekte edilen yanma odasına giren havanın sıkıştırılmasına olanak sağlar.وسمحت التوربينية بضغط الهواء الداخل لغرفة الإحتراق المحقون بالوقود.
"Hükümetin işi finansal hizmetlere olanak vermektir, sağlamak değil."وهو يؤمن بأن الحكومة إنما أنشئت لخدمة الشعب وليس العكس.
1926'da kendi olanaklarıyla Avusturya'ya giderek Viyana Devlet Müzik ve Temsil Akademisi'ne yazıldı.وفي عام 1926 كتب في أكاديميه التمثيلوالموسيقى لدوله فيينا ذاهبا إلى النمسا.
Böyle bir dönemleştirme onlara göre hem olanaksız hem de faydasızdır.في هذه الرواية، يتصارع الممكن والمستحيل على حد سواء.
Tanrı'nın varlığının bir parça idrak edilmesine olanak sağlar.انها تسمح للمرء أن يكون بعض الوعي بوجود وجود الله.
Bu durum güçlü tahkimatların alınmasına olanak yaratamadı.هذا قد يكون بسبب افتقارهم إلى القدرة على شراء الأنواع.
Bu sunucu-istemci yapısı sistemin ağ üzerinden çalışmasına da olanak verir.وتتمثل فكرة هذه الطريقة في ترك الروبوت يستكشف قدراته بمفرده.
Programın başarısı kendisinden sonra beş seriye ve on televizyon filmine olanak vermiştir.بالإضافة إلى ذلك، فقد ساهمت في كتابة خمسة أفلام وأربع حلقات تليفزيونية.
Bose, araştırma yapmak için olanaklara sahip değildi.ولم يستطع هرتز أن يتبين أي تطبيق عملي لبحوثه.
Bir durumun hep sürmesi olanaksızdır.دوام الحال من المحال.
Bu kolonistlerin Europa'nın buz örtüsü altında kendilerini radyasyondan korumaları için olanak sağlayacaktır.Isso permitiria que colonos usassem a camada de gelo de Europa para se proteger da radiação.
Programın başarısı kendisinden sonra beş seriye ve on televizyon filmine olanak vermiştir.O sucesso do programa foi seguido por outras cinco séries de televisão e onze filmes.