Bilim kurgu ise olanaksız'ın mümkün kılınmasıdır."A tecnologia era improvável, a ciência impossível".
Bu durumda teknelerin ilerlemeleri olanaksızdır.Neste lago as viagens de noturnas de barco não são possíveis.
Hizmet, kullanıcılara çeşitli web sitelerindeki videoları aramasına ve görüntülemesine olanak tanır.O serviço permite aos usuários pesquisar e visualizar vídeos através de várias websites.
Bu da daha başarılı beslenme olanaklarına izin verir.Permite ainda que o paciente se alimente com maior facilidade.
Justinian, bir ordu göndererek, Lazika'nın Farslara karşı başarılı bir şekilde direnmesine olanak sağladı.Justiniano respondeu enviando um exército, permitindo que Lázica resistisse aos persas com sucesso.
Mikromercekleme yöntemi, çok az veya hiç ışık salmayan nesnelerin saptanmasına olanak tanır.Microlente permite o estudo de objectos que emitem pouca ou nenhuma luz.
Müttefikler'in askeri bir müdahalesi için artık olanak görünmemektedir.Deve-se reconhecer, hoje, que a Marinha como força organizada não existe mais.
Diğer leylek türlerinde olduğu gibi uzun ve geniş kanatlar bu kuşların gökte süzülmesine olanak sağlar.Como outras cegonhas, as asas são longas e amplas permitindo que a ave plane.
Geçit halen doğal savunma olanakları sunmaktadır.A saliva é a defesa natural.
Bu nadirdir, ama olanaksız değildir.Isto é muito difícil, para não dizer impossível.
"Hükümetin işi finansal hizmetlere olanak vermektir, sağlamak değil."O governo está ai para ajudar as pessoas, não controlá las".
Tüm nesneler verili olsa, bununla işlerin olanaklı tüm durumları da verilmiş olur.Sabendo tudo que ocorria no país, teria o poder de tomar todas as providências necessárias.
Bu süreç Avusturya'yı büyük oranda etkileyen Barok sanatının gelişmesi için gereken olanakları yarattı.Elas precisam mudar o que causou O Grande Desastre na Austrália.
Bu bölgeye Batı Cephesi'nden o sıralarda birlik kaydırılmasına olanak yoktu.Você não será capaz de navegar na Internet durante esse tempo.
Ölü sayısı kesin olarak saptamaya olanak yoktur.O número de mortos não é conhecido com precisão.
Üniversite lisans ve lisansüstü öğrencilere ileri araştırma olanakları sunmaya gayret göstermektedir.Registro e possibilidade de acompanhamento detalhado da participação dos alunos.
Sert akıntıya bakılacak olursa, oraya kendiliğinden gelmesi olanaksızdı.Sem ele o Cara Vermelha não chegaria nem perto de onde já chegou.
Ancak yaralıların taşınmasına olanak yoktu.Mas você não pode mandar as pessoas mudarem.
Bu, deneyimli kullanıcıların daha hızlı çalışmasına olanak sağlamaktadır.Isto irá permitir que os usuários recebam novos recursos mais rapidamente.
Öylesine dardır ki ancak bir demiryolu hattı için olanak vermektedir.Algumas tarefas são intratáveis para uma única rede neural.
Harvard mimarisi, adreslemelerde farklılıklara olanak tanır.Na Arquitetura de Harvard, os caminhos de dados e de instrução são distintos.
Deyimler çok çeşitli niteliklere sahip olduğu için, birbirinden tamamen ayrık kümelere ayrılması olanaksızdır.O título possui diversas possíveis origens, não necessariamente mutuamente exclusivas.
Göl çevresi yaz aylarında da kamp sporuna olanak sağlamaktadır.Os transportes públicos também alcançam o Palácio de Verão.
Google Earth'ın uzayı izlemeye olanak veren yeni hizmetidir.Google Sky é um recurso do Google e do Google Earth para visualizar o espaço.
Açık mantapa tapınağın en büyük bölümüdür ve çok sayıda insanın toplanmasına olanak sağlar.O nível mais elevado na estrutura do SEPIADES é o institute, que pode conter várias collections.
Churchill, "Savaşı kazanacak bir General bulmak gerçekten olanaksız mı" demektedir.Churchill raasde: "Is het echt onmogelijk een generaal te vinden die een veldslag kan winnen?"
Bu nadirdir, ama olanaksız değildir.Dit is echter zeldzaam, maar niet onmogelijk.
1686'da katolik olması, eczanesini yeniden açmasına ve ders vermeye devam etmesine olanak sağladı.Hij werd in 1686 katholiek en was daardoor in staat om zijn winkel te heropenen en zijn lezingen te hervatten.
Özellikle bu oldukça genel yaklaşım, farklı bağlamlarda kullanımı için çeşitli olanaklar sunmaktadır.Vooral deze algemene benadering biedt diverse mogelijkheden voor gebruik in verschillende contexten.
O'na göre Hayat, olanaklarını gerçekleştirmek için kendisine başvurduğumuz ruhsal bir oluşumdur.Antwoord: Omdat hij ons leven en wereld doet zien als een te voltooien bouwwerk.
Bu ek paket oyuncuların evde parti vermelerine ve çok sayıda arkadaşı birden çağırmalarına olanak sağlıyor.Het geeft spelers de mogelijkheid om thuis feestjes te geven en een grote hoeveelheid vrienden te ontvangen.
Ancak yaralıların taşınmasına olanak yoktu.Bovendien kon men de gewonden ook niet afvoeren.
Gerçekten öldürüldüğü olanak dışı bir ihtimal değildir.Het is echter zeker niet uitgesloten dat hij werd vermoord.
Wolf'un ise 1848'de başlayan düzenli gözlemler yapılabilmesine olanak vermiştir.Dit leidde Rudolf Wolf er toe om vanaf 1848 regelmatige waarnemingen te doen.
Ters transkriptaz ayrıca mRNA'dan cDNA kitaplıkları üretilmesine olanak verir.Reverse-transcriptase wordt ook gebruikt bij het maken van cDNA-bibliotheken van mRNA.
Fakat emir nehri geçmeyi olanaksız buldu.Lee kon de rivier niet oversteken.
En yüksek tepeler 270 metreyi bulmaktadır ve bu yükseklik topçu savunmasına olanak vermektedir.De belangrijkste heuvels zijn 250 - 300 meter hoog en bieden gelegenheid tot verdediging door artillerie.
Sonsuz mutluluğa ulaşmak ancak Tanrı'nın lütfu ile olanaklıdır.Individueel geluk kan enkel bereikt worden door Gods geboden na te leven.
YouTube başarılı müzisyenlerin yetişmesine olanak vermiştir.De oprichting van een jeugdorkest zorgt ervoor dat de jonge muzikanten op eigen tempo kunnen groeien.
Bu, olanaksız bir durum olduğu için ikinci evde Lucky Strikes sigarasının kullanılmadığını çıkarabiliriz.Ook ontdekt hij een sigarettenpeuk van het in Nederland niet verkrijgbare merk Lucky Strike.
Programın başarısı kendisinden sonra beş seriye ve on televizyon filmine olanak vermiştir.Het succes van het programma leidde tot vijf nieuwe televisieseries en elf films.
Sol kanat çökmüştü ve bunu düzeltmeye olanak yoktu.De gyronef is stuk en het lukt niet deze te repareren.
Herhangi bir karşı koyma eldeki bütün olanaklarla bastırılacaktır...” denilmektedir.We zullen terrorisme met alle mogelijke middelen blijven bestrijden."
Onları yüklemeye, indirmeye ve silmeye olanak vermiyordu.Zij leerde niet lopen, noch vast voedsel kauwen en doorslikken.
Bu da Ruslaştırma için bir olanak sağlıyordu.Daarbij zorgde hij voor ontspanningsmogelijkheden.
Bu ekonomik güç artışı, daha büyük askeri birlikler oluşturmaya olanak sağlamıştır.Dankzij de economische opbloei kon een groter leger bekostigd worden.
"Hükümetin işi finansal hizmetlere olanak vermektir, sağlamak değil."De pers is bedoeld om de bestuurden te dienen, niet de bestuurders."
Ayrıca masaüstü sürümü, kullanıcıların iOS'la diğer cihazlara konum ve yön göndermelerine olanak sağladı.Ook konden locaties en routes worden verzonden naar andere apparaten met iOS.
Bu nedenle, bir oyunun sonsuza dek sürmesi olanaksız değildir.Het is dus praktisch onmogelijk om het hele spel uit te spelen.
Tarım alanında maddi ve teknik olanakların geliştirilmesi hedeflendi.De hoop was gericht op nieuwe landbouwtechnieken en -technologie.
Ancak su üstü gemilerinin olanakları sınırlıydı.De boorschepen hadden echter hun beperkingen.
Fakat ona ulaşabilmek olanaksızdı.Het was onmogelijk met hem te communiceren.
Tersine Atina, deniz ticaret etkinliğini genişletme stratejisini rahatlıkla sürdürme olanaklarına sahipti.Intussentijd moest Somalië zijn maritieme capaciteiten versterken.
Bu durum bilgilerin herkes tarafından anında eklenebilmesine olanak verir.Alles wat men leert, kan direct in de praktijk worden gebracht.
Ama şimdi uzun süre Mısır’da kalınması olanaksız hale gelmişti.Lang duurde zijn verblijf in Frankrijk niet.
Tom Bradley: Olanaksız Düş.Louis Paul Boon als ongelovige dromer.
Amerika Kıtası, insanlar için yeni olanaklar ve yeni bir hayat sağladı.De ontwikkelingslanden krijgen nieuwe kansen en mogelijkheden.
Bitkisel drogları anatomik olarak belirleyip tespit etmeyi olanaklı kılan bir atlas hazırladı.Ze bedenken een list om te testen of Anatool eerlijk is.
Aynı anda iki seçeneğin de gerçekleşmesi olanaksızdı.Kan moeilijk twee dingen tegelijk doen.
Geçit halen doğal savunma olanakları sunmaktadır.Verder heeft het station natuurlijke aanlooproutes.