Marsilya'da kocasının bırakılması ve yurtdışına çıkma olanakları için çaba gösterdi.Tam si je pri Marseillu prizadevala za izpustitev svojega moža in za možnost izstopa iz države.
Artık yüzdürülmesi olanaksızdı.Sekire ni mogel več izdreti.
Bu sınırsız enerjinin olanaklı kaynağıydı.To je stanja z najmanjšo prosto energijo.
Hiç olanaksız bir olay için olasılık 0 olur ve kesinlikle olacak bir olayın olasılığı 1 olur.Verjetnost, da se zgodi nemogoč dogodek je enaka 0, verjetnost za gotov dogodek pa je 1.
Ancak Sovyet taarruzlarının hızlı temposu buna olanak vermedi.Sicilske večernice so mu to preprečile.
Soğuma, ince kristallerin bile meydana gelmesine olanak tanımayacak kadar hızla olursa volkanik cam oluşur.V primerih, ko je ohlajanje tako hitro, da ne izkristalijo niti najmanjša zrna, govorimo o vulkanskem steklu.
Ölü sayısı kesin olarak saptamaya olanak yoktur.Točnega števila mrtvih ni mogoče ugotoviti.
Bu buluş, tansiyonun kliniklerde ölçülebilmesine olanak sağlamıştır.To je pomenilo, da je zdravilo dovolj varno za pričetek kliničnih študij.
Ağ paylaşımı gibi, kullanıcılara aynı ağı kullanarak beş bilgisayara kadar paylaşmalarına olanak tanır.Opredelimo, kako bomo z uporabo naprave seznanili uporabnike 5.
Bu durum bilgilerin herkes tarafından anında eklenebilmesine olanak verir.Skrbelo se bo, da bo vsak o stanju natančno informiran.
Erkek ve kadınlara serbest ve eşit eğitim olanakları istiyoruz.Moterys taip pat negauna vienodų švietimo ir mokymosi galimybių.
Aynı zamanda birçok antibiyotiğin eldesine olanak sağlarlar.Rekomenduojami ir kelių antibiotikų deriniai.
Bilim kurgu ise olanaksız'ın mümkün kılınmasıdır."Šito mokslo objektas yra ugdymas“. .
Maddi olanakları sayesinde hovarda bir gezgin hayatı sürdü.Turėdamas piniginių lėšų, gyveno sėkmingą gyvenimą emigracijoje.
The Rocket kullanıcılarına kitapları seri haberleşme kablosu ile bilgisayardan indirilebilmesine olanak verdi.El. žinučių bazes buvo galima atsisiųsti į lokalų vartotojo kompiuterį ir skaityti atsijungus nuo tinklo.
Karikatürün gündelik olması bu ayrıntı düzeyinde çalışmayı olanaksız kılmaktaydı.Dramaturgo vaidmuo kasdieniniame gyvenime buvo parodyti tas neapčiuopiamas jėgas.
Analiz edilebilen uluslararası ilişkilere kavramsal çerçeveden bakılabilmeye olanak sağlar.Galima išskirti kelias teorines prieigas analizuoti tarptautinius santykius.
Bu ekonomik güç artışı, daha büyük askeri birlikler oluşturmaya olanak sağlamıştır.Tai leidžia už tuos pačius asignavimus gynybai, turėti gerokai didesnes karines pajėgas.
Bu onların yan yana atlayışlarında daha zorlu elemanlar yapabilmelerine olanak sağlıyordu.Tai verčia jį tolimesnėse partijose būti atsargesniu.
Taarruz tüfekleri: Yakın veya uzak çatışmalarına olanak sağlayan otomatik silahlardır.Dauguma karių gali kovoti artimosios arba tolimosios kovos būdais.
Bu durum, pozisyonunun bir "segmental belirleyici" olarak kullanılmasına olanak sağlar.O galbūt jūs ieškote žodžio sektantas kaip sektos narys.
Sınırları aşağı yukarı belirli bir bölgede yaşamak, kişisel eşya edinmeyi olanaklı hale getiriyordu.Gyvendamos bandose lamos spjaudosi, kad sudrausmintų žemesnio rango individus.
Tüm nesneler verili olsa, bununla işlerin olanaklı tüm durumları da verilmiş olur.Kui on antud kõik asjad, siis on sellega antud ka kõik võimalikud asjaolud.
Bu nadirdir, ama olanaksız değildir.See on veider, kuid mitte võimatu.
Aynı zamanda birçok antibiyotiğin eldesine olanak sağlarlar.Korraga saab inkubeerida ka mitme primaarse antikehaga.
Örneğin, bazı testler olanaksız ya da teknik olarak çok zor olabilir.Paljudel juhtudel on see võimatu või tehnoloogiliselt või majanduslikult ebaotstarbekas.
Yeni başlayanların kolaylıkla Android uygulama yapmasına olanak sağlar.Simple võimaldab kiirelt luua Androidi rakendusi.
Müttefikler'in askeri bir müdahalesi için artık olanak görünmemektedir.SA ei ohustanud enam armee positsiooni.
Ancak Spinozacı sistem böyle bir çıkarsamaya olanak vermez.Reaalne stegosaurus midagi taolist poleks suutnud.
Kriyojenik olmayan yoğun yakıtlar, kanat yapılarında yakıt taşınmasına olanak sağlamaktadır.Mittekrüogeenset tihedat kütust saab ka tiibades asuvates kütusepaakides hoida.
Bu durum uzun mesafelerin az yineleyicilerle kaplanmasına olanak tanır.See viitab raramuride võimele läbida jalgsi tohutuid vahemaid.
Düşük maliyetli teknoloji, yaygın kablosuz kontrolünü ve izleme uygulamalarında dağıtılmasına olanak sağlar.Odavus võimaldab tehnoloogia laialdast rakendamist traadita kontrolli- ja seirerakendustes.
Ancak sakatlığı kupada daha da parlamasına olanak vermedi.Law poleks võinud leida redutamiseks paremat paika.
Bu halde olanaklı yöre boştur ve hiçbir çözüm bulunmadığı için en iyi optimal sonuç da yoktur.See on kõige põhilisem tasand, ilma milleta on võimatu lahendada keerulisemaid probleeme.
Bu yöntem daha verimli ve daha uzun ömürlü tekerleklerin üretilmesine olanak sağlamıştır.See teadmine võimaldas neil ehitada varasemast tõhusamaid tiibu ja propellereid .
Bu durum halkın devlete katılımını olanaksız hale getirdi.Kõik see sundis aktiivsemalt tegutsema keskvalitsust.
Yaşlı bir Faun başı olarak bunun olanaksız olduğu görülmektedir.Nagu Edmund Burke õigesti rõhutas, võib see olla tähtis.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Det är inte möjligt att deklarera om prefixet% 1.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Det er ikke muligt at gen- erklære præfisket% 1.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Es ist nicht möglich, das Präfix %1 erneut zu deklarieren.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Het is niet mogelijk om prefix %1 opnieuw te declareren.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Il n'est pas possible de re-déclarer le préfixe %1.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Não é possível declarar de novo o prefixo% 1.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Nem lehet újradeklarálni ezt az előtagot:% 1.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Není možno opět deklarovat prefix% 1.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Nie je možné redeklarovať predponu% 1.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Nie można ponownie zadeklarować przedrostka% 1.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.No es posible volver a declarar el prefijo %1.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Non è possibile ridichiarare il prefisso %1.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Predpone% 1 ni moč znova deklarirati.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Δεν είναι δυνατή η επαναδήλωση του προθέματος% 1.
% 1 önekini yeniden tanımlamak olanaksız.Неможливо повторно оголосити префікс% 1.
2010 yılında Haiti'de, büyük bir deprem oldu; fakat oraya uçakla gitmek olanaksızdı.2010 gab es ein großes Erdbeben in Haiti.
2010 yılında Haiti'de, büyük bir deprem oldu; fakat oraya uçakla gitmek olanaksızdı.2010 Haiti, óriási földrengés volt, lehetetlen volt odarepülni, úgyhogy
2010 yılında Haiti'de, büyük bir deprem oldu; fakat oraya uçakla gitmek olanaksızdı.2010 inträffade ett stort skalv i Haiti, men jag kunde inte flyga dit.
2010 yılında Haiti'de, büyük bir deprem oldu; fakat oraya uçakla gitmek olanaksızdı.2010년 아이티에 큰 지진이 있었지만 비행기로 가기는 불가능했어요.
2010 yılında Haiti'de, büyük bir deprem oldu; fakat oraya uçakla gitmek olanaksızdı.Anno 2010 ad Haiti, c'è stato un grosso terremoto, ma è impossibile sorvolare.
2010 yılında Haiti'de, büyük bir deprem oldu; fakat oraya uçakla gitmek olanaksızdı.En 2010, en Haïti, il y a eu cet autre gros séisme, mais c'était impossible de s'y rendre.
2010 yılında Haiti'de, büyük bir deprem oldu; fakat oraya uçakla gitmek olanaksızdı.In 2010 in Haïti: weer een grote aardbeving. Je kon er niet naartoe vliegen.
2010 yılında Haiti'de, büyük bir deprem oldu; fakat oraya uçakla gitmek olanaksızdı.V roku 2010 bolo na Haiti zemetrasenie, ale nedalo sa tam letieť.