Bu sonuç ilk elektrik sayaçlarının üretimine olanak verir.이러한 혁신적인 성공은 전기도금 부문의 첫 번째 공장설립을 위한부서 개설을 이끌어내었다.
Ancak Sovyet taarruzlarının hızlı temposu buna olanak vermedi.אבל העולם החרדי של ימינו אינו מסוגל לכך.
Bu çalışmalar özellikle kuş gözlemciliğine olanak sağlamıştır.נקודת המבט בעבודות אלה הייתה לרוב ממבט הציפור.
Marsilya'da kocasının bırakılması ve yurtdışına çıkma olanakları için çaba gösterdi.במרסיי השתדלה למען שחרור בעלה ובדקה אפשרויות ליציאה מצרפת.
Bazı Katolik ülkelerde boşanma bugün bile olanaksızdır.בעקבות זאת, במדינות קתוליות רבות לא הייתה אפשרות חוקית להתגרש.
Herhangi bir karşı koyma eldeki bütün olanaklarla bastırılacaktır...” denilmektedir.אמרתי: 'אנחנו נלחמים בכל הכוח'.
Kıstağın 8 km'lik genişliği, bir kanat taarruzuna olanak vermemektedir.המונח "8 מייל" מייצג מחסום שקשה לעקוף.
Teletekst televizyonlarda interaktif işlemler yapılmasına olanak sağlayan teknolojidir.ההתפתחות הטכנולוגית מאפשרת שידור תוכניות טלוויזיה באתרי אינטרנט.
Tamir olanakları özelleştirilmiştir.ElseIf: יצירת הסתעפות מותאמת.
1949'a kadar yeraltı Irak Siyonistleri her ay 1000 Yahudinin kaçmasına olanak sağladı.למרות האיסור, בשנת 1949 כ-1000 יהודים עזבו את עיראק כל חודש.
Fakat emir nehri geçmeyi olanaksız buldu.החשש היה שהמתקפה עלולה לעבור את הנהר.
İnce kumlu kumsalları ve balık avlama olanakları adaya çok sayıda turist çeker.באי אתרי צלילה ודיג רבים המושכים תיירים רבים.
Fakat bunu anlayabilmek olanaksızdı."לא יכולתי פשוט לדמיין את זה.
Eğitim olanakları yüksek seviyededir.רמת החינוך בשוהם גבוהה.
Bunların kaldırılması en az 3 kişinin şikayetiyle olanaklıdır.משפט: נניח שישנם לפחות שלושה מועמדים.
Bu durum bilgilerin herkes tarafından anında eklenebilmesine olanak verir.בצורה זו מבטיחים שכל המידע מגיע לבסוף ליעדו.
Kuzey ulaşım hatlarından ikisi olanaksızdır.מישור משני צדי ערוץ הנהר.
Churchill, "Savaşı kazanacak bir General bulmak gerçekten olanaksız mı" demektedir.Чърчил казва, „Наистина ли е невъзможно да се намери генерал, който да може да спечели битка?“.
Bu fikir ayrıca atomları bir arada tutan kimyasal bağları tasvir etmeye olanak sağlar.То е важно и при описването на химичните връзки, които задържат атомите заедно.
Cerrahi müdahale bazı durumlarda yetersiz mali kaynak ve olanaksızlıktan dolayı kısıtlıdır.В някои случаи хирургическото лечение е ограничено поради недостатъчни финансови ресурси и наличност.
Bunları tanımlamak olanaksızdır.Просто не е възможно да ги изброяваме.
Politik işler yapması olanaksızdı.Не се занимава с политическа дейност.
1984 - Kamu tesislerin satılabilmesine olanak veren yasa kabul edildi.4/1989), който дава възможност на фирмите да издават облигации.
Tarım alanında maddi ve teknik olanakların geliştirilmesi hedeflendi.Те оказват влияние върху хранителните и технологичните качества при обработката му.
Ama şimdi uzun süre Mısır’da kalınması olanaksız hale gelmişti.Застоява се по-дълго време в Египет.
Bose, araştırma yapmak için olanaklara sahip değildi.Администрацията на Буш няма желание да проведе разследване.
Ölü sayısı kesin olarak saptamaya olanak yoktur.Броят на загиналите не е напълно уточнен.
Teknolojinin sağladığı olanaklar yurt çapında yayımlanan gazetelerin dağıtımında da yardımcı oldu.За напредъка в технологиите в областта може да се съди по издадените патенти.
Durum (state pattern) Bir nesnenin davranışını durumuna göre değiştirmesine olanak sağlar.Пиесата е въпрос: Може ли системата да бъде променена чрез насилие?
QGIS haritaları raster veya vektör katmanlarının oluşmasına olanak verir.QGIS omogućuje stvaranje karata koje se sastoje od rasterskih ili vektorskih slojeva.
Bu, uygulamanın yaygın olarak yayımlanmadan önce geliştiricinin herhangi bir sorunu düzeltmesine olanak tanır.Ovaj sustav osigurava da se svaka publikacija odgovarajuće ispravi prije svoje uporabe.
Programın başarısı kendisinden sonra beş seriye ve on televizyon filmine olanak vermiştir.Uspjeh serije je bio praćen sa pet dodatnih televizijskih serija i jedanaest kino filmova.
Bu bölgeye Batı Cephesi'nden o sıralarda birlik kaydırılmasına olanak yoktu.Međutim, OSCE-u je bio zabranjen pristup na to područje.
DAÜ birçok spor ve sosyal olanaklar sunmaktadır.Dobitnik je mnogih športskih i društvenih priznanja.
Cerrahi müdahale bazı durumlarda yetersiz mali kaynak ve olanaksızlıktan dolayı kısıtlıdır.Kirurško liječenje se rijetko koristi zbog nedostatka fiancijskih sredstava i manjka infrastrukture.
Sulama olanakları toplam kullanılan arazinin %5'i kadar bir arazide ancak yapılmaktadır.Sustav izbora je proporcionalni s pragom od 5% na razini cijele državi.
Aynı anda iki seçeneğin de gerçekleşmesi olanaksızdı.Još uvijek je dvojbeno jesu li u tom trenutku postojale alternative.
Fakat bunu anlayabilmek olanaksızdı.Možda me nisu razumjeli?
Ziyaretçi (visitor pattern) Bileşik bir yapı üzerine yeni işlemler eklenmesine olanak sağlar.Izgradnja novog pogona Primjena novog poslovnog procesa.
"Rusya'da BT olanakları ve sorunları".IT príležitosti a výzvy v Rusku .
Yeni teknolojik veya ekonomik gelişmeler, bu hedefe yaklaşabilmek açısından birçok olanak sunmaktadır.Súčasné finančné a technické problémy však tomuto rozšíreniu jej misie pravdepodobne zabránia.
Bu senaryo, önceki evrende yaşanan Büyük Çöküşten sonra bir Büyük Patlama yaşanmasına olanak tanımaktadır.Tento scenár umožňuje aby Veľký tresk nastal hneď po Veľkom kolapse predchádzajúceho vesmíru.
Bu ilkeler derleyicileri daha hızlı kod üretmesine olanak sağlamıştır.To umožnilo aj ankedotám vznikať rýchlejšie.
Dilim oluşturma pazarlama operasyonlarını en karlı alıcılara yönlendirmeyi olanaklı hale getirir.Segmentovanie umožňuje zamerať marketingové postupy na najlukratívnejších zákazníkov.
Bu da daha başarılı beslenme olanaklarına izin verir.Vďaka tomu dokáže lepšie využívať dostupnú potravu.
Bu daha fazla taşın merkeze rahatça açılmasına olanak sağlar.Umožní ľahší prestup na Central Line.
Bu da arbitratörün bankalarla bankalar aleyhinde işlem yaparak para kazanmasına olanak verir.Konkrétny štát únie teda môže zakázať financovanie potratov z peňazí daňových poplatníkov.
Bugün bulunması neredeyse olanaksız olan bu kayıtların tahmini tutarı çok yüksektir.Pri vtedajších komunikačných možnostiach to znie takmer neuveriteľne.
Göl çevresi yaz aylarında da kamp sporuna olanak sağlamaktadır.V letných mesiacoch ponúka jazero možnosť kúpania a vodných športov.
Fakat emir nehri geçmeyi olanaksız buldu.Veliteľom útočiacich vojsk bolo jasné, že prekročenie rieky je takmer nemožné.
Bu durumda teknelerin ilerlemeleri olanaksızdır.Prenášanie lodí nie je potrebné .
Tabii ki yürüyüş yapmak ve bisiklet sürmek isteyenlere de güzel yerler ve olanaklar vardır.Množstvo dobre pripravených a označených turistických trás zavedie návštevníkov do prekrásnych miest.
Amerika Kıtası, insanlar için yeni olanaklar ve yeni bir hayat sağladı.Žltá farba znamená nové príležitosti a možnosti pre Ameriku po oslobodení.
Bu gedikler, sonuç alıcı bir taarruza olanak sağladı.Reštaurácia priniesla prekvapivý záver.
Bose, araştırma yapmak için olanaklara sahip değildi.Samotný Messner nebol schopný zúčastniť sa pátracej akcie.
Politik işler yapması olanaksızdı.Politický vplyv nemala.
Bu da fermentasyonun şişe içerisinde sürmesine olanak sağlar.S fľašou by sa počas fermentácie nemalo manipulovať.
Gerçekte bu, hemen hemen olanaksız bir girişimdi.Prakticky to však bolo iba ťažko predstaviteľné.
Satranç soyut bir yapı olduğundan bir satranç oyununu tamamıyla akılda oynamak olanaklıdır.Za ich použitia môže šachový počítač hrať úplne dokonale.
Şeylerin gerçekte olmadığı ama olabileceği birçok olanaklı durum tasarlanabilir.Mnohé veci, ktoré nie sú, jestvujú už v možnosti.