Ana içeriğe geç
Sözlük

olanak ile cümle

olanak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Erkek ve kadınlara serbest ve eşit eğitim olanakları istiyoruz.両親ともに男女平等な教育が必要と考えていた。
Katı hâl fiziğindeyse elektrik iletkenliğine olanak sağlayan serbest elektronları belirtir.固体物理学では、これは電気伝導を容易にする自由電子を意味する。
Kısıtlı olanaklarıyla mücadele etmeye çalıştı ancak başarılı olamadı.限界に挑戦しようと大それた事を考えたが、それはできなかった。
Dağlar, çoğu yerde geniş vadi oluşumların olanak vermeyecek şekilde yüksektir.この御恩報じたいは山々なれど、もう余命はいくばくもあり申さぬ。
Uzun dönemler Şilinin'da geçmiş ve Peru'nun liman şehirleri onun İspanyolca öğrenmesine de olanak tanımıştı.チリとペルーの港で過ごされた長い期間により、スペイン語を覚えることもできた。
Artık yüzdürülmesi olanaksızdı.もう制御不能だったね。
Beşinci kısım yerel hükûmetlerin oluşturulabilmesine olanak tanır.第5部は地方自治について定める。
Son gelişmeler bu sorunun büyük ölçüde azaltılmasına olanak sağlamıştır.近年進歩によりこの問題は大幅に軽減された。
Yeniden olanaksız bir durumla karşı karşıya kaldık.再び教育を受けられない状況に陥った。
Bu durumda teknelerin ilerlemeleri olanaksızdır.最干潮時は、船舶の航行は不可能になる。
O'na göre Hayat, olanaklarını gerçekleştirmek için kendisine başvurduğumuz ruhsal bir oluşumdur.そして自分の超能力によって、彼の命をかけた目的が達成されたことを知るのだった。
İşte bu ortam, insan topluluklarına geniş olanaklar sunmuştur.このため人間たちのところに豊年がやってくるのさ。
MÖ 426 yazında bu sayede daha saldırgan bir durum ortaya koymaya olanak bulmuştur.1926年になると、彼にとってさらに喜ばしい出来事が続く。
Nakit paranın altın ya da döviz rezervleriyle değişimi olanaksızdır.ただし、お金や道具から金塊に変えることはできない。
Trabzon ve bölge illerinde demiryolu taşımacılığı olanakları bulunmamaktadır.ジュノーからは市外に通ずる道路も鉄道もない。
Bir konumdaki taktik olanakları ve taşları en verimli kullanan hamle.途中のストップマスや人生最大の賭けで使用することができる。
Bu (ikinci alan) maksimum 256 ağın oluşumuna olanak sağladı.それは256の異なる組み合わせまで作成することが交換することができる。
Onları yüklemeye, indirmeye ve silmeye olanak vermiyordu.その人柄故に友人や恋人にも不自由していない。
Amazon Ormanları Amazon.com, Internet üzerinden alışveriş yapmaya olanak sağlayan site.Amazon Simple Storage Serviceの略称、Amazon.comが提供するオンラインストレージ。
Önceki hasar dolayısıyla dalmak olanaksızdı.明らかな先行した損傷がなくとも発症することがある。
İkililer astronomların uzaktaki bir yıldızın kütlesini belirlemelerine olanak sağlayan en iyi yöntemdir.連星は、天文学者が遠距離の恒星の質量を直接測定できる主な方法の一つであるため、特に重要である。
Bu nadirdir, ama olanaksız değildir.排除は困難だが、不可能でもない。
Sol kanat çökmüştü ve bunu düzeltmeye olanak yoktu.彼の左足は利かなくなったが、その切断は許さなかった。
1930'da Kurt Schumacher iki hareketin birbirlerinin varolmasını olanaklı kıldığını söylemiştir.1930年代,库尔特·舒马赫极好地评述了两种运动使彼此获得权力成为可能。
Bazı Katolik ülkelerde boşanma bugün bile olanaksızdır.而离婚在当时的天主教国家是一件根本不可能的事。
Ancak aceleci Flaminius ile tartışmak olanaksızdı.然而,這卻證明了不能輕易的與弗拉米尼爭論。
Cerrahi müdahale bazı durumlarda yetersiz mali kaynak ve olanaksızlıktan dolayı kısıtlıdır.在某些情况下,由于没有足够的经济来源和可行性,手术治疗非常有限。
Örneğin, bazı testler olanaksız ya da teknik olarak çok zor olabilir.例如,某些试验可能难以实施或者存在技术困难。
Örneğin işyeri içindeki sosyal olanaklar gibi.典型的如建业里。
Başarılı bir yüklemeden sonra kullanıcıya, dosya indirme için olanak sağlayan özgün bir URL verilir.在成功上载文件后,将给用户一个唯一的URL,以便他人下载该文件。
Gerçekte bu, hemen hemen olanaksız bir girişimdi.在當時的情況下,這幾乎是不可能辦到的事。
Dünyada kaynaklar kısıtlıdır ve her insanın bütün ihtiyaçlarını, arzularını karşılaması olanaksızdır.面對有限的資源,不是所有人的慾望都能得到滿足。
Semtte çeşitli ulaşım olanakları vardır.系列贯穿出现了不同的交通手段。
Bu da faz açısının ayarlanması için bize olanak sunar.這樣,就可以製備出基態。
Tamir olanakları özelleştirilmiştir.著降补编修。
Fakat ona ulaşabilmek olanaksızdı.你們要他回來是不可能的。
Mangal yapmak, kendi yemeğini kendi pişirmek isteyenler için de olanaklar mevcut.也決心要擺脫心魔來做出屬於自己的料理。
Denizlerde yaşayan canlıların fosilleşme olanakları, karada yaşayanlara oranla fazladır.生存在浮游帶的動物,所受到的影響遠比生存在海床的動物還大。
Ayrıca, kullanıcıların ses tuşlarını kullanarak sayfaları çevirmelerine olanak tanır.它還允許用戶使用音量鍵翻頁。
Yeni teknolojik veya ekonomik gelişmeler, bu hedefe yaklaşabilmek açısından birçok olanak sunmaktadır.這些技術或新科技有利於進行一場襲擊。
Bu da fermentasyonun şişe içerisinde sürmesine olanak sağlar.也能將酒瓶埋入灰中進行溫酒。
Hızla ilerlemek, Leningrad Sovyet savunmasını neredeyse olanaksız hale getirecekti.즉시 진격이 시작되면서 소련은 레닌그라드 방어가 거의 불가능한것 처럼 보였다.
1986’ya kadar fizikçiler BCS teorisinin, 30 Kelvin’den yukarıda süperiletkenliğe olanak vermediğine inandılar.1986년까지 물리학자들은 BCS 이론에 의하면 30 K 이상에서 초전도성을 보이는 것이 불가능하다고 믿었다.
Bunlar, zamanında (JIT) üretime hassas izleme sayesinde olanak sağlamaktadır.천체를 목표로 하여 측정하는 시각계(時刻系)를 총괄하여 자전시(自轉時)라 한다.
Orijinal dokümanı değiştirmeden, yeni bir doküman oluşturmaya olanak sağlar.원본 문서는 변경되지 않으며, 원본 문서를 기반으로 새로운 문서가 생성된다.
Gerçekte bu, hemen hemen olanaksız bir girişimdi.이는 사실상 불가능에 가까운 상황으로 인식되었다.
Ancak yaralıların taşınmasına olanak yoktu.대신 부상자 1명을 수송할 수도 있다.
Artık yüzdürülmesi olanaksızdı.더 이상 판올림을 되지 않는다.
Analiz edilebilen uluslararası ilişkilere kavramsal çerçeveden bakılabilmeye olanak sağlar.국제 관계가 분석될 수 있는 개념적 모형을 제공하는 것을 시도한다.
Fakat ona ulaşabilmek olanaksızdı.가까이 간다는 것이 불가능하였다.
Bunların kaldırılması en az 3 kişinin şikayetiyle olanaklıdır.이 수용소에서 최소 3명이 사망한 것으로 알려져 있다.
Tüm nesneler verili olsa, bununla işlerin olanaklı tüm durumları da verilmiş olur.한 가지라도 잘못되는 상황이 벌어지면 작전 전체에 파급될 가능성이 매우 높았던 것이었다.
O'na göre Hayat, olanaklarını gerçekleştirmek için kendisine başvurduğumuz ruhsal bir oluşumdur.자아실현 욕구 자기를 계속 발전하게 하고자 자신의 잠재력을 최대한 발휘하려는 욕구이다.
Bu da faz açısının ayarlanması için bize olanak sunar.이 역시 대각선 논법을 이용해 증명할 수 있다.
Bu ekonomik güç artışı, daha büyük askeri birlikler oluşturmaya olanak sağlamıştır.이러한 지속적인 편제의 탄생은 더 많은 군인들을 보유할 수 있게 해주었다.
Daha büyük kulak yüzeyi daha çok ısının çıkabilmesine olanak verir.이러한 큰 귀는 열이 식는 것을 도와 준다.
Politik işler yapması olanaksızdı.그러나 정치적 활동에는 참여하지 않았다.
Bu da fermentasyonun şişe içerisinde sürmesine olanak sağlar.그러나, 그것도 책중에서 바리스타몬을 손에 넣는 것에 성공한다.
Bu tahkimat sayesinde kentin karadan kuşatılması olanaksız hale gelmektidir.이러한 지형이기 때문에 주변 도시로부터 떨어져있는 것 같은 모습이 되어 있다.
Bilim kurgu ise olanaksız'ın mümkün kılınmasıdır."학자적 양심이 있다면 도저히 할 수없는 짓이지요."라고 주장하기도 했다.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod