Ana içeriğe geç
Sözlük

olanak ile cümle

olanak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
10
ORT. KELİME
Özellikle bu oldukça genel yaklaşım, farklı bağlamlarda kullanımı için çeşitli olanaklar sunmaktadır.Dette er specielt nyttigt, hvor de valgte dimensioner påvirker kompatibilitet.
Tarihi kayıtlara göre bu o kadar yüksek bir meblağdı ki hiçbirinin ödemesine olanak yoktu.Efter dette gik salget af skind så godt at der ikke var nok til alle.
Bu, sabitin doğrusal zamanda hesaplanabilmesine olanak tanımaktadır.Det svarer med vished, hvis det føler vished.
Oteller bölgesinde her bütçeye göre konaklama olanakları vardır.Ifølge dem skulle der i hvert sogn på landet være et formandskab.
Churchill, "Savaşı kazanacak bir General bulmak gerçekten olanaksız mı" demektedir.Churchill raste: «Er det virkelig umulig å finne en general som kan vinne et slag?»
Ancak aceleci Flaminius ile tartışmak olanaksızdı.Men det viste seg umulig å argumentere med den hissige Flaminius.
İşte bu ortam, insan topluluklarına geniş olanaklar sunmuştur.Dette ble starten til et langt samarbeid med disse folke-gruppene. .
Gerçekten öldürüldüğü olanak dışı bir ihtimal değildir.Det er usannsynlig at han faktisk ble drept.
Gauss tüfeği uzak mesafeden düşmanları avlayabilmeye olanak sağlar.Med sitt skarpskyttergevær kan Sniper snikskyte fiender over lange distanser.
Ölü sayısı kesin olarak saptamaya olanak yoktur.Nøyaktig antall drepte er umulig å fastslå.
Aynı anda Birleşik Devletler ile husumetini çözmek için son diplomatik çözüm olanaklarını kullandılar.Samtidig gjorde hans regjering en siste innsats for å nå en diplomatisk løsning på deres uenigheter med USA.
1930'da Kurt Schumacher iki hareketin birbirlerinin varolmasını olanaklı kıldığını söylemiştir.I 1930 bemerket Kurt Schumacher at de to bevegelsene muliggjorde hverandre, et kjent utsagn i ettertid.
Mangal yapmak, kendi yemeğini kendi pişirmek isteyenler için de olanaklar mevcut.Der kan du møte andre gjester og samtidig tilberede din egen mat.
Çünkü Van Kalesi'nin o zamanın şartlarıyla yapılmasının olanaksız olduğu düşünülmektedir.Festningen ble på denne tiden ansett som uangripelig.
Ülke iklimi tüm yıl boyunca tatil için olanaklar sağlar.De milde værforholdene gjør det mulig å feriere der hele året.
Bunu Kim'e anlatır ancak bunu başka birinin bilmesine olanak olmadığını düşünür.Hun advarer ham mot å si det til de andre fordi ingen vil tro på ham.
Amazon Ormanları Amazon.com, Internet üzerinden alışveriş yapmaya olanak sağlayan site.Amazon Video er et videotorg som drives av Amazon.com.
İlçenin eğitim olanakları oldukça gelişmiştir.Jernbanens tilgjengelighet blir bedre.
Bu, kullanıcılara daha önce sahip olmayan öğeleri de aramasına olanak tanır.Dette gir brukerne mulighet til å oppdage beslektede nettsider som de ikke kjente til fra før av.
Ancak, bu bulutsuyu dürbünle ya da küçük teleskoplarla görmek olanaksızdır.Den er lett synlig gjennom gode kikkerter eller små teleskoper.
Öylesine dardır ki ancak bir demiryolu hattı için olanak vermektedir.Til det trengs ikke mer enn en plattform langs jernbanesporet.
Özellikle bu oldukça genel yaklaşım, farklı bağlamlarda kullanımı için çeşitli olanaklar sunmaktadır.Dette er spesielt nyttig der valgte dimensjoner påvirker kompatibilitet.
Inns'ta ayrıca kütüphaneler, yemek olanakları ve profesyonel konaklama birimleri sunulmaktadır.Inns juga menyediakan perpustakaan, fasilitas makan dan akomodasi profesional.
QGIS haritaları raster veya vektör katmanlarının oluşmasına olanak verir.QGIS memungkinkan peta yang akan terdiri dari lapisan raster atau vektor.
Bu belirli karakteristikler, elementlerin atomik emisyon spektrumu tarafından belirlenmesine olanak tanır.Karakteristik khas ini memungkinkan unsur-unsur diidentifikasi melalui spektrum emisi atomnya.
İşte bu ortam, insan topluluklarına geniş olanaklar sunmuştur.Keadaan ini dapat saja menimbulkan protes oleh sejumlah elemen masyarakat.
Yıl boyu Bey Dağları'na gezi düzenlemek olanaklıdır.Ternyata memerlukan perjalanan sehari penuh ke pegunungan.
Dans müziği, dans etmeye olanak sağlamak ya da dansa eşlik etmek için bestelenen bir müzik türü.Musik dansa adalah musik terdiri khusus untuk memfasilitasi atau menemani dansa.
Randstad'ın sınırlarına ilişkin kesin bir çizgi çizmek de pek olanaklı değildir.Wilayah tepat Randstad tidak diketahui secara pasti karena Randstad tidak didefiniskan secara persis.
Bu fikir ayrıca atomları bir arada tutan kimyasal bağları tasvir etmeye olanak sağlar.Konsep ini juga berguna dalam menjelaskan ikatan kimia yang menjaga atom-atom tetap bersama.
İlaç geliştirilmesinde bu sistemin manipüle edilmesiyle sonsuz olanaklar gerçekleşecektir." ^ PrizeAda kemungkinan memanipulasi sistem ini yang tak berujung-pangkal dalam pengembangan obat."
Çünkü burada deneysel olanaklar çok fazlaydı.Peluang pekerjaan cukup banyak di sini.
Bu buluş, tansiyonun kliniklerde ölçülebilmesine olanak sağlamıştır.Dengan penemuan ini, pengukuran tekanan darah dapat dilakukan di klinik.
Site, "etiketler" gibi, yalnızca belirli bir lisansı taşıyan resimlerin kolaylıkla aranmasına olanak tanır.Dengan "tags", situs ini mempermudah pencarian hanya gambar-gambar yang berada di bawah lisensi tertentu.
Birincil lenfoid organların değiştirilmesi ya da onların gelişimi olanaksız bir şeydir.Adaptasi fisiologi ada yang bersifat reversibel atau dapat kembali kekondisi awal.
Ancak buna rağmen düzenli bir kilise örgütlenmesi yapılabilmesi olanaksızdı.Namun, sulit untuk membangun gereja-gereja baru.
Play Gazetelik, kullanıcılara makaleleri daha sonra okumak üzere yer imi koymalarına olanak tanır.Play Kios memungkinkan pengguna untuk memarkahi artikel untuk dibaca kemudian.
Ölü sayısı kesin olarak saptamaya olanak yoktur.Jumlah korban tewas tidak diketahui secara pasti.
Savaş konusundaki yazıları, savaşın vahşetini sınırlama olanaklarını araştırmaya yönelikti.Para akademisi memperdebatkan apakah perang salib ini benar-benar terjadi.
Ülke iklimi tüm yıl boyunca tatil için olanaklar sağlar.Keadaan udara Kabupaten Bengkayang tergolong lembab sepanjang tahun.
Churchill, "Savaşı kazanacak bir General bulmak gerçekten olanaksız mı" demektedir.Churchill nghe được phải gào lên: "Is it really impossible to find a general who can win a battle?"
Live.com, haberleri bir bakışta görüntülemek için kullanıcıların RSS yayınları eklemelerine olanak tanır.Live.com cho phép người dùng thêm các RSS feed để xem tin tức một cách tóm tắt.
En yüksek tepeler 270 metreyi bulmaktadır ve bu yükseklik topçu savunmasına olanak vermektedir.Khu đồi núi có vị trí quan trọng nhất trong vùng có độ cao 270 mét, thuận lợi cho việc triển khai pháo binh.
Dahası, MEDLINE araştırmacıların yayın yapmak isteyebilecekleri dergileri tanımalarına olanak sağlamıştır.Bên cạnh đó, MEDLINE còn ảnh hưởng đến các nhà nghiên cứu trong việc chọn lựa tạp chí để gửi bài đăng.
Site, "etiketler" gibi, yalnızca belirli bir lisansı taşıyan resimlerin kolaylıkla aranmasına olanak tanır.Như đối với "tags", trang web cho phép dễ dàng tìm kiếm chỉ những hình có giấy phép cụ thể nào đó.
Drh.L. C/01 modeli taretler namluların -5° ile +30° yükselişte ateş edebilmelerine olanak sağlıyordu.Tháp pháo thuộc kiểu Drh.L. C/01, cho phép nâng lên đến 30° và hạ xuống đến −5°.
Şöhretli bir araba yarışçısı akla gelebilecek her türlü maddi olanak içinde yüzerdi.Chổi thủ có thể cưỡi bất kỳ loại chổi nào tuỳ vào khả năng tài chính.
Bu politika o güne kadar eşi görülmemiş fonların orduya aktarılmasına olanak vermek için kurulmuştur.Sau đó được bổ dụng làm công chức ngoại ngạch tại Gia Định cho đến ngày gia nhập quân đội.
İlaç geliştirilmesinde bu sistemin manipüle edilmesiyle sonsuz olanaklar gerçekleşecektir." ^ PrizeCó các khả năng vô tận để vận dụng hệ thống này trong việc phát triển dược phẩm."
Çoklu dizi hizalama görüntüleyicileri hizalamaların görsel şekilde kontrolüne olanak verir.Cách tốt nhất là quan sát đại bào tử dưới kính hiển vi.
Bu senaryo, önceki evrende yaşanan Büyük Çöküşten sonra bir Büyük Patlama yaşanmasına olanak tanımaktadır.Viễn cảnh này cho phép Vụ nổ lớn diễn ra ngay lập tức trước Vụ co lớn của một vũ trụ trước đó.
Hiç temkinli davranmadı, yanıltıcı olanakları ortadan kaldırmak istemesine rağmen.Nhiều khi họ tỏ thái độ bất bình, bị Đắc Tuyên tìm cơ hội trừ khử.
Örneğin, üç tur sekiz oyuncunun, dört tur ise on altı oyuncunun sıralanabilmesine olanak tanır.したがって、3ラウンドあれば8人、4ラウンドあれば16人のプレイヤーを扱うことができる。
Sosyal sınıf farklarından dolayı evlenmeleri olanaksızdı.身分の違いから結婚することができなかった。
Selanik modern ulaşım olanaklarına sahip Osmanlı kentlerinin başında gelmekte idi.オスマンは近代都市に最も大事なことは交通システムと理解していた。
Bu arada bir kısım bitkiler çok fazla yayılma olanaklarına sahip iken, bir kısmı bundan yoksundur.また果実は数個の種子を含み、その間のくびれがあまり大きくない。
Arthur Kornberg DNA’nın “DNA ikileşmesi”ne olanak veren bir enzim olan DNA polimerazı keşfetti.アーサー・コーンバーグ(Arthur Kornberg)が、DNAポリメラーゼ酵素を発見した。
Ağızlarında, çenelerini çok açabilmeye olanak veren menteşe yapıları bulunur.ヘッドに吸い口を開ける方法にも幾つかある。
Bazı Katolik ülkelerde boşanma bugün bile olanaksızdır.マルタはカトリックの国なので、離婚すら許されていません。
Yaşamı kolaylaştırır, hatta olanaklı kılar.容易に一を出し抜いたり、ノセたりもしている。
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod