Bu çalışmalar özellikle kuş gözlemciliğine olanak sağlamıştır.Мабуть, саме тому вони привертають увагу птахів.
Tamir olanakları özelleştirilmiştir.Удосконалювались форми виконання.
Politik işler yapması olanaksızdı.Не займався політичною діяльністю.
Bu olanaklar XFire tarafındanda sağlanmaktadır.Цей ефект також доступний у модулі XScreensaver.
Bu sonuç ilk elektrik sayaçlarının üretimine olanak verir.Ця потреба призвела до появи перших залізничних проектів.
Bu kumsala yapılacak çıkarma, tehlikeli derinlikte yelpaze gibi açılma olanaklarına sahipti.Небезпечно копати так глибоко Сталося щось жахливе!
Öylesine dardır ki ancak bir demiryolu hattı için olanak vermektedir.Ці обмеження будуть стосуватися не лише обмеження залізничного сполучення.
Bu, deneyimli kullanıcıların daha hızlı çalışmasına olanak sağlamaktadır.Це дало змогу набагато покращити інформаційне обслуговування користувачів.
Herhangi bir karşı koyma eldeki bütün olanaklarla bastırılacaktır...” denilmektedir.Їм доведеться підтримувати цивілізацію будь-якими можливими способами.»
Zanaatkarların varlığı ise zamanla teknolojinin ve metal silahların geliştirilmesine olanak sağlamıştır.Швеція вважає, що важливо також розвивати і сучасні технології та озброєння.
Ancak Spinozacı sistem böyle bir çıkarsamaya olanak vermez.Система Татаренка дозволяє уникнути цієї проблеми.
Sınıf, eğitmenlerin dersleri bir yıl veya yıl sonunda arşivlemelerine olanak tanır.Classroom дозволяє викладачам архівувати курси наприкінці семестру або року.
Dilim oluşturma pazarlama operasyonlarını en karlı alıcılara yönlendirmeyi olanaklı hale getirir.Автоматичне введення резерву застосоване для найбільш відповідальних споживачів.
Böylesi bir ordunun ikmalini uzun bir süre sürdürebilmek olanaksızdır.Неможливо за два тижні зібрати нове військо.
Bu iki buluş, tümüyle elektronik ilk televizyon sisteminin oluşturulmasını olanaklı kıldı.Далі Зворикін зайнявся створенням повністю електронної телевізійної системи.
Keep aynı zamanda kullanıcılara bir notun bir kopyasını (yinelenen) oluşturmalarına olanak sağlar.Keep také umožňuje uživatelům vytvářet kopie (duplikáty) poznámek.
Durum (state pattern) Bir nesnenin davranışını durumuna göre değiştirmesine olanak sağlar.State (Stav) – Umožňuje objektu měnit své chování, pokud se změní jeho vnitřní stav.
"Rusya'da BT olanakları ve sorunları".IT příležitosti a výzvy v Rusku .
Hiç olanaksız bir olay için olasılık 0 olur ve kesinlikle olacak bir olayın olasılığı 1 olur.Událost, která nemůže nastat, má pravděpodobnost 0, a naopak jistá událost má pravděpodobnost 1.
Bu da daha başarılı beslenme olanaklarına izin verir.Díky tomu dokáže lépe využívat dostupnou potravu.
Bu, deneyimli kullanıcıların daha hızlı çalışmasına olanak sağlamaktadır.Pro zkušené uživatele to znamená výrazné zrychlení práce.
Ayrılan kuyruk, hareket etmeye devam eder ve avcının dikkatini çekerek hayvanın kaçmasına olanak verir.Část, která se odlomí, se dále pohybuje, možná aby odvedla pozornost a umožnila ještěrce uniknout.
Kuzey ulaşım hatlarından ikisi olanaksızdır.Dvě nejjižnější stanice jsou přestupní.
Fakat emir nehri geçmeyi olanaksız buldu.Avšak vykonavatelé nemohli najít místo, odkud by dosáhli proudu řeky.
Ancak buna rağmen düzenli bir kilise örgütlenmesi yapılabilmesi olanaksızdı.Velmi nezvyklé je ovšem halové uspořádání kostela.
Aynı şekilde Dil felsefesi, bunun olanaksızlığına dil düzleminde açıklık getirmiştir.A lidskému jazyku je nemožné vylíčit tu strašnou věc.
Bu liberalleşme, kadınlara verilen olanakların, erkeklere göre daha fazla olmasına yol açmıştır.Tato neviditelnost se projevuje v nastavení služeb, které jsou určeny spíše pro muže než pro ženy.
Ölüm Defteri, Light'ın adını ve yüzünü bildiği kişileri öldürmesine olanak tanır.Majitel zápisníku je schopen zabít jakéhokoliv člověka na Zemi, pokud zná jeho jméno a tvář.
Bunları tanımlamak olanaksızdır.Nedokážu to moc popsat.
Göl çevresi yaz aylarında da kamp sporuna olanak sağlamaktadır.V letních měsících nabízí jezero možnost koupání a vodních sportů.
Bu halde olanaklı yöre boştur ve hiçbir çözüm bulunmadığı için en iyi optimal sonuç da yoktur.Pokud problému není zcela porozuměno, je pravděpodobně nejlepší neposkytovat žádné řešení.
Eğitim olanakları yüksek seviyededir.Bezpečnostní prvky jsou na velmi vysoké úrovni.
Bu ekonomik güç artışı, daha büyük askeri birlikler oluşturmaya olanak sağlamıştır.Existence této instituce měla umožnit výstavbu vojenských jednotek.
Bu daha fazla taşın merkeze rahatça açılmasına olanak sağlar.Umožnila snadnější přestup na Central Line.
Çünkü, kuyruk yapılarının dikeli oluşu saldırı aracı olarak kullanılmasına olanak tanır.Díky svému krumpáči se dají použít jako slabá útoční jednotka.
Yeni başlayanların kolaylıkla Android uygulama yapmasına olanak sağlar.Potřebují se ale dostat blíž, k čemuž využijí Andoriany.
Toprak donmuş olduğu için siper kazılamıyor, açıkta savunma yapmak ise olanaksız görünüyordu.Vyčkáváním na vrcholu by nikomu nepomohl a akorát by promrzl.
Bu olanak zenginliğinin iki temel nedeni bulunmaktadır.Ústřední postavení těchto rizik je dáno dvěma podmínkami.
Tabii ki yürüyüş yapmak ve bisiklet sürmek isteyenlere de güzel yerler ve olanaklar vardır.Pro skákavkovité, kteří mají dobrý zrak, jsou důležité různé posunky a tance.
Şu kadar ki, ikisinin birden doğru olması mantıksal açıdan olanaksızdır.Ihned tedy vidíme, že obě tvrzení jsou nesmysl.
Bu nadirdir, ama olanaksız değildir.Zăpada este rară, dar nu este imposibilă.
Belediye binasının her bir seviyesi şehirde daha fazla vatandaşın yaşamasına olanak sağlar.Fiecare extindere a primăriei mărește numărul de cetățeni din oraș.
Yıl boyu Bey Dağları'na gezi düzenlemek olanaklıdır.Din sat se pot face excursii pe munți în mai toate perioadele anului.
Kant'ın epistemolojik çalışması, deneyin olanaklılık koşullarının belirlenmesi üzerine kuruludur.Filozofia lui Kant este preocupată de însăși bazele experienței.
Bu buluş, tansiyonun kliniklerde ölçülebilmesine olanak sağlamıştır.Această invenție a permis ca tensiunea arterială să fie măsurată la clinică.
Bu halde, doğrusal programlama problemine olanaksız problem adı verilir.În cele ce urmează, se prezintă o soluție de programare dinamică pentru problema rucsacului nemărginită.
Bu iki buluş, tümüyle elektronik ilk televizyon sisteminin oluşturulmasını olanaklı kıldı.Cei doi au văzut această oportunitate ca să își pornească propria companie software.
Bu vergilendirme bütün yurttaşların olanaklarına göre eşit ölçüde bölünmelidir.Aceasta va fi raportată în mod echitabil fiecărui cetățean, în funcție de veniturile fiecăruia.
Bazı Katolik ülkelerde boşanma bugün bile olanaksızdır.Divorțul este în general mai puțin acceptat în țările catolice.
Semtte çeşitli ulaşım olanakları vardır.Sunt disponibile mai multe curse de transport în comun.
Orijinal dokümanı değiştirmeden, yeni bir doküman oluşturmaya olanak sağlar.Cere, înainte chiar de a o citi, schimbarea titlului.
Açık mantapa tapınağın en büyük bölümüdür ve çok sayıda insanın toplanmasına olanak sağlar.Proprietatea 1 spune că mulțimea vidă și spațiul însuși trebuie să fie mulțimi deschise.
Bu gözlük paralel evrenler arasındaki boşluktan geçenlerin de anlaşılmasına olanak sağlamaktadır.Acestea se explică tot prin universurile paralele.
Bu ekonomik güç artışı, daha büyük askeri birlikler oluşturmaya olanak sağlamıştır.Nu în ultimul rând, este necesară creșterea gradului de interoperabilitate a forțelor armate.
Omurgalılardaysa, gelişmiş gözler çok farklı koşullarda ayrıntılı biçimde görmelerine olanak sağlar.Adultul are ochi mari, care îi permit să vadă în aproape toate direcțiile.
Bu bilet iki kişinin girmesine olanak tanır.Acest bilet permite intrarea a două persoane.
Üniversitemiz mükemmel spor olanaklarına sahiptir.Universitatea dispune de facilități sportive excelente.
Okul olanaklarımız yabancı öğrenciler için yetersizdir.Facilitățile noastre școlare sunt inadecvate pentru studenții străini.
Bu programın hem indirme hem de yükleme olanakları vardır.Acest program are atât opțiuni de descărcare cât și de încărcare.
Olanaksız geliyor ama gerçek.Sună imposibil, dar e adevărat.