Aralarında ilişki kurmak olanaksız.Er is geen touw aan vast te knopen.
Aralarında bağlantı kurmak olanaksız.Er is geen touw aan vast te knopen.
Standart ölçüsü dünyanın her yerinde gösterilen filmler için olanaklı yapıldı.Standardowa szerokość umożliwiła prezentację filmów we wszystkich krajach świata...
Erkek ve kadınlara serbest ve eşit eğitim olanakları istiyoruz.Kobiety i mężczyźni mają równy dostęp do edukacji i opieki zdrowotnej.
ABD Hava Kuvvetleri tarafından yapılan çalışmalar sonucunda 2010 yılından itibaren buna olanak sağlanacaktır.Włączenie tych maszyn do indyjskich sił powietrznych może nastąpić około roku 2010.
Hızla ilerlemek, Leningrad Sovyet savunmasını neredeyse olanaksız hale getirecekti.Natychmiastowy marsz naprzód oznaczałby praktycznie brak możliwości obrony Leningradu przez Rosjan.
Ayrıca tüfek, tek tek mermi sürülmesine de olanak tanımaktadır.Załóżmy, że mamy wyciągnąć z urny jedną kulę.
Bu savaşın gidişatını değiştirecek bir olanaktır.Jego misja może zmienić losy wojny...
Fakat emir nehri geçmeyi olanaksız buldu.Miały zadanie nie dopuścić do przekroczenia rzeki.
Özgürlük ise olanaklı herhangi bir deneyde verilemeyecek bir idedir.A zatem wolność nie jest możliwa w żadnego rodzaju możliwym świecie.
Bu ekonomik güç artışı, daha büyük askeri birlikler oluşturmaya olanak sağlamıştır.Pomyślność ekonomiczna pozwalała na wynajmowanie oddziałów wojsk zaciężnych.
YouTube başarılı müzisyenlerin yetişmesine olanak vermiştir.Została założona w celu promowania utalentowanych młodych muzyków.
Bu nadirdir, ama olanaksız değildir.Jest to mało prawdopodobne, ale jednak możliwe.
Hava koşullarının kötü gidiyor olması, hava keşfi için olanak vermemişti.Z powodu złych warunków atmosferycznych nie potrafił podać jej pozycji.
Üst düzey olanaklarına karşın C ve C++ kadar hızlı çalışan programlar üretir.Rozszerzenia te istnieją w celu ułatwienia pisania programów C++.
Uzlaşma ve barış, sevgi ve yardımlaşma aracılığıyla olanaklı olabilir.Przyrzeknij być najlepszym przez miłość i jedność.
Bu da faz açısının ayarlanması için bize olanak sunar.Sprawdzamy czy wynik zgadza nam się z założeniem.
Bu olaylar ayrıca Suriye'de Hafız Esed'in başa geçmesine olanak sağladı.Wyraził również obawy, iż Syria może wpaść w ręce islamistów.
Bu kıyılardaki tatlı su kaynakları tarım yapılması için çok elverişli olanaklar sunmaktadır.Ławice ryb w tych warunkach znajdują korzystne warunki do rozwoju.
Sonuçların UCSC Genom tarayıcısı ile ilişkilendirilmesine olanak sağlamaktadır.Poniższy przykład pokazuje jak można symulować CPU poprzez interpreter.
Kulübün maddi sıkıntılarını gidererek amatör kulüpler liginde 3. lige çıkmak için yarışmasına olanak sağladı.Ze względów finansowo-organizacyjnych klub zrezygnował z występów w III lidze .
Yani dalganın sıklığını belli bir anda ölçmek olanaksızdır.Co ciekawe, nie da się jednoznacznie ocenić stopnia estetyki osiedla.
Sonsuz mutluluğa ulaşmak ancak Tanrı'nın lütfu ile olanaklıdır.Sam Bóg jest w stanie wiecznej szczęśliwości.
Havaalanı ve bağlı sanayiler Lod'da oturanlara iş olanakları sağlar.Pracownicy stoczni i portu zarabiają, jeśli statki przybiją do miejsc przy których stoją.
Tüm bu olanaklar kamu diplomasisi alanında olumlu katkılar sağlamaktadır.Z każdym z nich można przeprowadzać pewne akcje w oknie dyplomacji.
Ancak Spinozacı sistem böyle bir çıkarsamaya olanak vermez.System von Sodena nie przewiduje takich sytuacji.
Amerika Kıtası, insanlar için yeni olanaklar ve yeni bir hayat sağladı.Zła sytuacja Pan Am nadal stwarzała nowe możliwości dla United.
Semtte çeşitli ulaşım olanakları vardır.Mieszkańcy korzystają z kilku rodzajów transportu.
Hizmet, kullanıcılara çeşitli web sitelerindeki videoları aramasına ve görüntülemesine olanak tanır.Za jej pomocą użytkownicy mogą przeszukiwać pliki graficzne znajdujące się na stronach internetowych.
Bu Word 2003'ün Word 2007 ile yaratılan dosyaları okuyabilmesine olanak sağlar.Warto zwrócić na powyższą przypadłość szczególną uwagę w egzemplarzach wyprodukowanych przed 2003 rokiem.
Böylece, artık bu tarihten sonra başka hiçbir kimsenin "Dürzîlik" dinine girmesine olanak kalmamıştır.Kiedy pojawia się dowód nikt nie mówi już o "wierze".
Aynı zamanda birçok antibiyotiğin eldesine olanak sağlarlar.Można też stosować szereg innych antybiotyków.
Çoklu dizi hizalama görüntüleyicileri hizalamaların görsel şekilde kontrolüne olanak verir.Wystarczające naświetlanie powoduje, że można zobaczyć wypełniające je wnętrzności.
Tatoeba'nı yeni versiyonu, insanları eklemeye ve onlarda redaksiyon yapmaya olanak sağlayacak!Nowa wersja Tatoeba dostarcza możliwość dodawania osób i redagowania tekstu.
Ödül parası dünya gezisine gitmeme olanak sağladı.Pieniądze z nagrody umożliwiły mi podróż po świecie.
Okul olanaklarımız yabancı öğrenciler için yetersizdir.Możliwości naszej szkoły są niewystarczające dla zagranicznych studentów.
Bu programın hem indirme hem de yükleme olanakları vardır.Ten program dostarcza zarówno możliwość pobierania jak i ładowania danych.
İkili birbirine o kadar yakındır ki, herhangi bir teleskopla ayırt etmek olanaksızdır.Komponenterna ligger så tätt samman att de inte kan åtskiljas med teleskop.
Fotoğraflarını çekmesine olanak tanır.Han vill att vi ska se bilderna.
Yeni okullar açılarak eğitim olanakları yaygınlaştırıldı.Efter hand breddades utbildningsutbudet.
Erkek ve kadınlara serbest ve eşit eğitim olanakları istiyoruz.Säkra en och god och jämlik tillgång till infrastruktur och utbildning.
Bunlar, zamanında (JIT) üretime hassas izleme sayesinde olanak sağlamaktadır.Vid viloplatsen kan den tidvis falla i ett stelt tillstånd (torpor).
Spa ve açık hava banyosu olanaklarına sahiptir.Fisket är fritt och badmöjligheterna goda.
Hükümlüye insan onuruna yaraşır olanaklar sağlanmalıdır.Vem har längre råd med anständighet?
Tanrı'nın varlığının bir parça idrak edilmesine olanak sağlar.Kan man bevisa eller motbevisa Guds existens?
Ancak Spinozacı sistem böyle bir çıkarsamaya olanak vermez.Nozicks princip hindrar de inte från att göra så.
Refah ve barış ortamı konfora yönelik tüketim aracı olan otomobilin satınalınabilmesine olanak sağlamıştır.Det kan göra att säkerhet, miljövänlighet och bekvämlighet kan öka vid användningen av fordonet.
Bu nadirdir, ama olanaksız değildir.Det är fortfarande möjligt, men mycket ovanligt.
Bu da Ruslaştırma için bir olanak sağlıyordu.Vi var sålunda beredda på att få slita.
Her iki kuram çerçevesinde açıklanması olanaksızdır.Det är omstritt om båda ska godkännas.
Devletin gerektikçe vergileri arttırarak, az gelirli yurttaşlara daha geniş olanaklar sağlaması yanlısıdır.Det skulle innebära att staten genom ett majoritets stöd skulle kunna kränka vissa minoriteter.
Bu sayede Alman birlikleri yeniden düzenlenmek için olanak buldular.Detta gav tyskarna möjlighet att återuppbygga sina styrkor.
Çünkü burada deneysel olanaklar çok fazlaydı.I många fall torde dock bevissvårigheterna vara betydande.
Ancak buna rağmen düzenli bir kilise örgütlenmesi yapılabilmesi olanaksızdı.Önskan hade hela tiden funnits att få till en riktig kyrka.
Sert akıntıya bakılacak olursa, oraya kendiliğinden gelmesi olanaksızdı.Hade han vetat att Tor var så stark hade han aldrig blivit insläppt.
Artık yüzdürülmesi olanaksızdı.Nu kunde de inte längre navigera.
Ama şimdi uzun süre Mısır’da kalınması olanaksız hale gelmişti.Проте надовго в Україні не затримався.
Artık yüzdürülmesi olanaksızdı.Пробудити її вже неможливо.
QGIS haritaları raster veya vektör katmanlarının oluşmasına olanak verir.У системі QGIS карти можуть складатися з растрових або векторних шарів.
1999 yılı "Cox Raporu", Çin'de nötron bombası üretiminin olanaklılığından söz etmektedir.Згідно зі «звітом Кокса» 1999 року нейтронну зброю здатен виробляти Китай.