Okyanusların sınırları, Dünya'da bulunan okyanus suların sınırlarıdır.Los límites de los océanos delimitan las aguas oceánicas de la Tierra.
Bu sırada, Atlantik Okyanusu’nda seyreden Sovyet gemileri Küba’ya yaklaşmaktaydı.Ese mismo día, los navíos mercantes soviéticos habían llegado al Caribe y trataban de atravesar el bloqueo.
Heard Adası ve McDonald Adaları, Güney Okyanusu'nda, Avustralya'ya bağlı Subantarktik adalar grubu.Islas Heard y McDonald, conjunto de islas pertenecientes a Australia.
Okyanuslarda yaşamaz.Viven en los océanos.
Ama Büyük Okyanus'u ikinci kez geçerken öldü.De todos modos tenía la oportunidad de cruzar el océano por primera vez.
Okyanusların tuzluluk oranı sabittir.La salinidad del océano permanece constante.
1928 - Havacı Amelia Earhart, bir uçak ile Atlantik Okyanusu'nu geçen ilk kadın oldu.1928: Amelia Earhart se convierte en la primera mujer que cruza el Océano Atlántico.
Deniz tanrıçası Tethys'in adı antik bir okyanus olan, Tetis Okyanusu'na verilmiştir.La parte este de Tetis es referida como océano Tetis Oriental.
Lavrasya'nın saat yönünde dönmesi sonradan Tetis Okyanusu'nun kapanmasına neden oldu.El movimiento Laurasia siguiendo las manecillas del reloj también condujo al cierre del océano Tetis.
Kermadec Adaları Pasifik Okyanusu'nun güneyinde bir takımadadır.Las islas Kermadec son un arco insular en el océano Pacífico Sur.
Çin'de okyanus ve tatlı su balıkçılığı ve su ürünleri yetiştiriciliği geleneği uzun bir geçmişe sahiptir.China tiene una larga tradición de pesca oceánica y fluvial y de acuicultura.
Daha sonra Afrika'nın güney ucunu dolaşarak, Hint Okyanusu'na yöneldi.El viaje lo llevó a lo largo y ancho del subcontinente indio.
Arafura Oyunları, ilki 1991'de düzenlenen oyunlarda yalnızca Okyanusya'daki ülkeler mücadele edebilmektedir.Juegos Arafura, organizados desde 1991 para los países de Oceanía.
Kızkardeşi Dynamene ile birlikte, büyük okyanus dalgalarının gücü ve kudreti ile bağlantılıdırlar.Ella, junto con su hermana, Dynamene, se asociaron para poder crear grandes olas en el océano.
Deniz alabalığı hayatının çoğunu okyanuslarda geçirir ve sadece yumurtlama için tatlı sulara geri döner.Especie anádroma que pasa la mayor parte de su vida en el mar pero se reproduce en las aguas dulces.
"Sallardan Okyanus Gemilere".«Distintos aparejos en buques de vela».
Bütün Okyanusya'nın koruyucu pîridir.Toda la fauna del barrio está protegida.
Pasifik Okyanusu'nda yaşar.Vive en el Océano Pacífico.
Böylece Bovling Toplarıyla Dolu Okyanus hiçbir zaman basılamadı.Con los Borbones, jamás.
Bunun ardından, Atlantik Okyanusu'nu geçip çeşitli Avrupa ülkelerine ziyaretlerde bulunmuşlardır.Durante la estancia aprovecharon la ocasión para visitar diversos lugares de Oceanía.
Bu arada İngilizlerin Hint Okyanusu ticaretine girmeye başlaması bir fırsattı.Mientras tanto, los británicos y los daneses habían comenzado a incursionar en el océano Índico.
Okyanusya Futbol Federasyonu FIFA'ya bağlı 6 kıta konfedersyonundan en küçüğüdür.A nivel internacional la OFC es la confederación más débil de las seis asociaciones miembros de la FIFA.
Bulut ve okyanusları yaratır.Fundación para los mares y océanos.
Şu anda, Hazar'ın ortalama tuzluluğu Dünya'nın okyanusların üçte birdir 1/3 kadardır.La gravedad en Marte es equivalente a un tercio de la terrestre.
Asya-Pasifik, Batı Pasifik Okyanusu'nda veya yakınını kapsayan bölgedir.Cualquier otra región o lugar relacionado al Océano Pacífico.
Umbanda dininde ise, okyanusların tanrıçasıydı.En la umbanda, es considerada la divinad del mar.
Güney Avustralya'nın güney kıyısı Güney Okyanusu'na dek uzanmaktadır.La costa de Australia Meridional está flanqueada por el Océano Índico.
Bunun haricinde ülkenin güneyinde Atlas Okyanusu yer almaktadır.Y surge, en ese contexto, el proyecto Parque Cielos del Sur.
Pasifik Kıyıları, Büyük Okyanus çevresinde bulunan kıyılar anlamına gelir.La cuenca del Pacífico comprende los territorios que están alrededor de la costa del océano Pacífico.
Atlantik Okyanusundaki bu adaların alınması süreci III. Enrique zamanına kadar uzanmaktadır.Se ha comenzado a darles el nombre de caporales en tiempo de Enrique II.
Bu şekilde toksinler okyanustaki besin zinciri boyunca yukarıya doğru konsantrasyonları artarak ilerler.De esta manera, las toxinas se concentran hacia arriba dentro de las cadenas alimentarias marinas.
Okyanusya'da toplam 500.000 Müslümanın yaşadığı sanılmaktadır.Se estima que en el mundo entero viven alrededor de 850 000 sículos.
Ülkesine dönmek için uzun yolu seçerek bir yelkenliyle Büyük Okyanus'a açıldı, Tahiti'de birkaç ay geçirdi.Realizó un viaje a lo largo del océano Pacífico y se quedó algunos meses en Asia.
Atlas Okyanusu Amerika'yı Avrupa'dan ayırır.L'oceano Atlantico separa l'America dall'Europa.
Sadece Pasifik Okyanusu tarafından ayrılıyoruz.Solo l'Oceano Pacifico ci separa.
Gülümsemeni tekrar görebilmek için, okyanusları aşardım.Attraverserei l'oceano per poter rivedere il tuo sorriso.
24 Mayıs 2016'da Gomez Okyanusya'da ilk defa tur yapacağını duyurdu.Il 24 maggio 2016, Selena Gomez ha annunciato che si sarebbe esibita in tour in Oceania per la prima volta.
Okyanus akıntıları genel olarak musonlar tarafınndan kontrol edilir.Le correnti oceaniche sono controllate principalmente dai monsoni.
Uzun süre var olacak okyanusların oluşması imkansız olur.In tutti questi casi l'esistenza di oceani è impossibile.
Büyük Okyanus'ta, bilinen doğal yaşam alanları Japon kıyıları ve Britanya Kolumbiyasıdır.Nel Pacifico l'areale conosciuto comprende le coste giapponesi e la Columbia Britannica.
Terim adını iki kıtayı ayıran Atlantik Okyanusu'ndan almaktadır.Deve il nome al Mar di Tasman che divide i due paesi.
Tetis Okyanusu kapanarak Atlantik ve Hint Okyanusları genişlemeyi sürdürdü.L'oceano Indiano e l'Atlantico proseguirono la loro espansione chiudendo l'oceano Tetide.
Ayrıca aralarında bugünkü Atlantik Okyanusu görülmeye başlamıştır.Si formò in questo periodo il margine continentale Atlantico presente ancora oggi.
Nauru ise Britanya ile Büyük Okyanus'taki iki dominyonun ortak mandası yapıldı.Nauru fu di fatto controllata da un mandato combinato dalla Gran Bretagna e dai due Domini del Pacifico.
Bu kuşlar, olağanüstü dalgıçlardır, yüksek hızda okyanusa dalarlar.È un gigantesco uccello che caccia nei mari a grande velocità.
Ülkesine dönmek için uzun yolu seçerek bir yelkenliyle Büyük Okyanus'a açıldı, Tahiti'de birkaç ay geçirdi.Scelsero di ritornare in Italia via mare ed impiegarono solamente quattro mesi.
Pasifik Okyanusu'nda Townsville açıklarında 200 kadar birey bulunmuştur.Nell'oceano Pacifico al largo di Townsville, è stata individuata una popolazione di circa 200 esemplari.
Şehir Hint Okyanusu kıyısında, Kenya yakınlarında bulunur.Si affaccia sull'Oceano Indiano, nei pressi dei confini con il Kenya.
Antarktika OkyanusuClima antartico
Kıtasal çatlaklar (rift) yeni okyanus havzası oluşturur.Il rifting continentale crea nuovi bacini oceanici.
Okyanusa bırakılmış bir şişe içindeki su gibiyiz.Come una goccia nell'oceano.
Orta ve güney Almanya ise farklı olarak karasal ve okyanusal iklim arasında bir geçiş bölgesidir.La Germania centrale è una regione di transizione tra clima oceanico e continentale.
Ama bir ankete göre Büyük Okyanusun doğusunda 11,000 civarında bir nüfus bulunmaktadır.Un sopralluogo ha stimato che nel Pacifico orientale ne vivano circa 11.000.
Hint Okyanusu'nda Réunion adasında yaşamıştır.La residenza prefettizia era nell'isola di Riunione, nell'Oceano Indiano.
Atlantik Okyanusu kıtalar arasında sıkışarak bir iç denize dönüşecek.Così si rifugeranno in una fortezza tra l'oceano.
Mart 1942'de, Japon uçak gemileri Hint Okyanusu'na baskın yürüttü.All'inizio di aprile due forze navali giapponesi iniziarono una incursione nell'Oceano Indiano.
Güney Okyanusunda Antarktika krili (Euphausia superba) benzer roldedir.Nell'Oceano antartico il krill antartico compie un ruolo simile.
Tüm dünyada, bütün okyanuslarda yayılış gösterirler.Sono diffusi in tutti gli oceani.
Asya ve Okyanusya (AFC-OFC): 18 takımdan sadece 1 takım finallere çıktı.Asia (AFC) e Oceania (OFC): 1 posto, conteso da 18 squadre.
Okyanus sağkalımı ve gelgit ısısı bu nedenle yakından bağlantılıdır.La temperatura del suolo e quella dell'aria nella sua prossimità sono dunque strettamente legate.