O halde varlığın zaman olduğunu düşünebiliriz.Tijd lijkt niet te bestaan.
Ama bu halde değişken verileri için boyut veya birim bulunmamaktadır.Hierdoor heeft hij of zij vrijwel geen tijd voor correcties.
Tüm geceyi son derece gergin bir halde geçirdiler.De hele week werd geplaagd door hevige regenval.
Genç olduğu halde üst kesim tarafından Şeyh olarak seçilmişti.Hij werd daar ook als jonge god met jeugdige lokken voorgesteld.
1986 yılında kurulan grup yirmi yıldan fazla süre içinde aktif halde olmuştur.Het bureau was meer dan twintig jaar lang actief.
Bu sonuncu halde iken Allah'a âzamî derecede yaklaşır.Later is zij gelijkgesteld met de god Wantsh.
Halay, toplu halde yan yana dizilerek bir çember oluşturmak suretiyle oynanır.Hij speelde gebruikelijk simpel de snare op elke tel, met een stevige (enkele) bassdrum eronder.
Sıvı halde satılırlar.Zij zijn uitgerust met luchtvering.
Düşen uçaktan Steve'i baygın halde sudan çıkarır.In de kerker ontdekt ze Steve.
O halde, konuşmak meydana getirmektir.Het zet de mensen aan tot praten.
Öyle ki paralı olduğu halde dahi halk bu okulların açılması için baskı uygulayacaktı.Ondanks dit en de vele bezettingen blijft de school open.
O halde, en iyi cümle nedir?Wat zijn de beste regels hiervoor?"
Aksi halde kalbe yüklenen iş daha da artacağı için durumu daha da kötüye götürür.Indien het probleem van fysieke aard is, maakt u het hierdoor alleen maar erger.
Kraliçe yaklaşık on dakika boyunca, üzerine silahlar doğrulmuş bir hâlde balkonda tek başına bekledi.De gijzelnemers legden hun wapens, op twee revolvers na, op het platform.
Yollar tamam haldedir ve sorunsuzdur.De weg is en blijft goed.
Aksi halde, turşu ya yenemeyecek kadar tuzlu ya da az tuzlu olur.Daarom mogen sommige mensen geen of weinig zout gebruiken.
O, fena halde azarlanmış görünüyor.Het ziet er naar uit dat hij hard berispt was.
Ben ona bir şey yapmadığım halde, bana kızgın.Hij is kwaad op mij, terwijl ik hem toch niets aangedaan heb.
Bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler.Sprawy, w których u Boga kłamstwo jest niemożliwe (ang.)
O halde, Allah ile birlikte bir başkasına yakarmayan / Allah'ın yanında bir başkası için çağrıda bulunmayın”.Przeto nie bierzcie sobie opiekunów spośród nich, dopóki oni nie wywędrują razem na drodze Boga.
Kerberos sunucuları çalışmaz halde olduğunda, yeni kullanıcılar giriş yapamaz.Gdy Kerberos będzie nieaktywny, nowi użytkownicy nie będą mieli możliwości logowania.
O halde tarih nasıl yazılır?Jak powstaje historia?.
Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.Twoimi byli i Ty Mi ich dałeś, a oni zachowali słowo Twoje”.
Büyücülerse iki gruba ayrılmış halde.Oboje pobrali się i zamieszkali w zamku czarownicy.
Örneğin kitapta yer yer: Yeniçeri ağası gece gündüz sarhoş bir hâldeydi.Na zachodniej połówce przedstawiona jest Księga Nut, a na wschodniej Księga Nocy.
Aksi halde çok yanlış sonuçlar çıkabilir.Może to prowadzić do zupełnie błędnych wniosków.
Hareketler güçsüzleşir ve kollar titrek bir halde olabilir.Ruchy stają się słabe, natomiast ręce mogą zacząć wykazywać drżączki.
Hiçbir zaman serbest halde bulunmaz.Nigdy nie mógłbym zrezygnować z własnej wolności!
O halde, en iyi cümle nedir?Jakie sezamki są najlepsze?.
Oyun ertelendiğinde, Lujin gerçeklikten tamamen kopmuş halde kendini şehre atar.Po przerwanej partii Łużyn chodzi bez celu po mieście w stanie całkowitego oderwania od rzeczywistości.
Başlangıçta, ayakkabılar birer halde elle imal edilmekteydi.SarniZleb: Na początku rysowałem buty.
O halde insan hem canlıdır hem de canlı değildir.Cierpienie jest wprawdzie istotą życia, lecz wcale nie jest wzniosłe i uszlachetniające.
Saf metal haldeyken yumuşaktır ve jilet ile kolayca kesilebilir.Lit metaliczny jest tak miękki, że można go ciąć nożem.
"Kızgın, halde akan'" anlamına gelir.Znaczy dosłownie "ryczący, wyjący".
Bu olay hala çözülmemiş haldedir.Sprawa jest nadal nierozwiązana.
O'nun bir eşi olmadığı halde nasıl bir çocuğu olabilir?Czyż wy będziecie mieć synów, a Allah córki? 22.
Ulaşım yolları tümüyle bozuk bir haldeydi.Transport w Łodzi był jednak nadal całkowicie zdezorganizowany.
Bu sonuncu halde iken Allah'a âzamî derecede yaklaşır.To w ten sposób człowiek maksymalnie zbliża się do Boga.
Erişilmez olmadığı halde, hiç kimse oraya varamamıştır.W kur nie mieli oni nawet swego gidim (duch zmarłych).
O halde varlığın zaman olduğunu düşünebiliriz.Uważa, że czas to realność.
Ancak, kâğıtların çoğu okunamaz halde olup sadece iki blok metin bugüne kadar hayatta kalmayı başarmıştır.Ostatecznie nie udało się uratować wszystkich drzew, ale dwie topole żyją do dziś.
Ateşin kendisinden meydana gelen şey değiştiği halde, ateşin kendisi değişmez.Wycofali się więc, i wdali w wymianę ognia.
Şarkı ücretsiz indirilmeye açık halde sunuldu.Jego muzyka była oferowana do pobrania za darmo.
Uzayda hidrojen nötral atomik halde bulunur.Wodór atomowy powszechnie występuje w przestrzeni międzygwiazdowej.
Verilere göre gezegen geçmişte günümüzdeki haline kıyasla daha yaşanabilir haldeydi.W związku z tym jego wpływ na naszą planetę był silniejszy niż obecnie.
Yanar haldeki bir Hanukiya hareket ettirilmez.Nie umiem ogniem palić się słomianym...
Yüz profilden çizildiği halde gözün tamamı çizilirdi.W widoku bocznym zarys oczu był półkulisty.
Doğru polarmalı halde normal bir diyot gibi çalışır.W normalnej postaci wygląda jak Mantykora.
Yetişkin halde kimi türlerin boyu 56 santime ulaşabilir.Hodować możemy 65 całkiem nowych postaci.
O halde besa yapalım.Następnie na pocz.
Heykel MÖ 225 veya 226'daki bir depremde yıkılmış, birkaç asır yan yatmış halde kalmıştır.Posąg został zniszczony w 227/226 pp. n.e., w wyniku trzęsienia ziemi.
Dökülmüş halde sert ve kırılgandır.Po wysuszeniu staje się twardy i kruchy.
İşler umduğu gibi gitmeyince fena halde dayak yer.Może czuć się przytłoczona kiedy rzeczy nie idą dobrze jak planowała.
Tuğtekin'in bu haldeyken obada işler daha karmaşıktır.W korbach na wielowpust sprawa jest jeszcze bardziej złożona.
Erişkin hâlde kahverengi renktedir.Animit stąd ma kolor brązowy.
Aksi halde dünyamız yok olacaktır.Inaczej cała Ziemia zostanie bez wody.
Bu halde çatıyı ahşap tahtalarla kaplamaya gerek yoktur.Dzięki temu montaż stropu nie wymaga żadnego deskowania.
Tür olarak; içeri çekilebilir kafalarının üzerinde ikiye ayrılmış halde, gelişmiş taçlar bulunmaktadır.Pochwa rogowa (ramfoteka) jest rozdwojona, do tego posiada ząbkowanie podobne do blanek.
Şu halde bu eser müslümanların orijinal bir çalışmasıdır..."Niech dzień ten stanie się dniem wstydu dla chińskich oprawców”.
Ancak bunların çoğu Kızılbaşlığı kabul ettikleri halde önemli statüler elde edememişlerdir.Wielu mieszkańców wyspy nie było jednak zadowolonych z uzyskania jedynie statusu dominium.