O da elinde bir para kesesi tutar halde tasvir edilmiştir.Il estime également avoir un compte à régler avec lui.
Bu halde benekler zikzaklı olur.Les Acridiens (Acrididés) sont des broyeurs typiques.
1945 yılında İkinci Dünya Savaşı sonunda, Lettow-Vorbeck perişan haldeydi.En mai 1945, à la fin de la Seconde Guerre mondiale, l'usine de Wolfsburg est en partie détruite.
Her iki sur da harap haldeydi ve çarpışmalar sürüyordu.Les deux avaient bu, et la discussion avait dévié vers la politique.
Sıva haldeki ksenonun yoğunluğu 3.100 g/mL'ye kadar çıkabilir (maksimum yoğunluk üçlü noktada olur).À l'état liquide, sa masse volumique peut atteindre 3,100 g·cm-3, le maximum étant atteint au point triple.
Hiçbir zaman serbest halde bulunmaz.Il est de ne jamais être libéré.
O halde zihnin yetkinliği, bedenin yetkinliğinden geçecektir.Celui qui est doué à l'exercice de la pensée domine les forces du corps.
Bu yüzden bahçe, o zamanlar harap bir hâlde idi.À l'époque le jardin était archaïque.
Aksi halde polis ceza kesebilir.À défaut, cela pourrait conduire à la cassation de l'arrêt.
Melik Tutuş, yanında Artuk Bey olduğu halde, harekete geçti.Que la paix soit sur lui, celui qui suit le droit chemin.
İo hamile bir halde eski haline kavuşur.Elle est inefficace en cas de grossesse débutante.
Zerdüşt'ün resim ve heykellerde genelde beyazlar içinde sade bir halde tasvir edilir.La peinture et la sculpture colombiennes sont divisées en périodes.
Profesör Morgenstern'in ise başı fena halde derttedir.Le Dr Morgensten, enfin, est l'objet de toutes les plaisanteries.
Bundan sonra çözelti buharlaştırmaya tabi tutulur ve katı halde tanen (veya tannik asit) elde edilir.Puis elle est mûrie en fût de chêne, ce qui lui confère un goût boisé entre bière lambic et cidre.
Aksi halde sopayı yer.Sinon, c'est à Bûges.
Fotoğrafı bırakma sebebinin, stüdyoyu işler halde tutmanın zorlukları olduğunu açıkladı.S'ils disent non, c'est fini, car le studio détient les droits.
Steve de o halde devam et, çünkü ben senin her zaman yanındayım der.Il dit d'ailleurs souvent, à ce propos : « car moi je suis jamais là où on m'attend ».
Söylenenlere göre Octavian halâ Scribonia ile evli olduğu halde ona ilk görüşte aşık olmuştu.Sans doute avant qu'il ne devienne aveugle, Polyphème a été amoureux.
Şu halde, bir elemanın yerini tespit etmek mümkün değildir.Le retrait d'un élément n'est pas possible.
Ancak kötü huylu (malign) tümörler, sınırları belirsiz ve çevre dokuya sıkıca yapışık halde bulunurlar.Et les Dieux devinrent maléfiques, à l'exception de Gaea et d'Oshtur.
Gözle görülebildiği halde, kümenin daha önce keşfedilememiş olması ilginçtir.Par son antiquité elle serait sans nul doute intéressante à fouiller.
Aniden üs erken olduğu hâlde "gece" moduna geçer.Cependant, de temps en temps, la " mousson " arrive plus tôt que d'habitude.
1970'ler boyunca da harap bir hâlde olsa da bu işlevini sürdürmüştür.Malgré son abandon dans les années 1970, cette procédure évitera probablement sa démolition.
Heterozigot halde ise ileri yaşlarda ölüme neden olur.L'égalité entre héritiers se rétablit alors au décès.
Sürekli görünür halde olması ise bir sağlık sorunu olduğuna işarettir.Quand elle ne se referme pas complètement, c’est souvent le signe d’un problème de santé chez le chat.
Annem yeteri kadar masum bir halde "Biraz daha bira ister misin?" diye sordu.Mamá fue lo suficientemente inocente para preguntarle: ¿te gustaría un poco más de cerveza?
O, fena halde azarlanmış görünüyor.Parece ser que lo regañaron muy mal.
Okula gitmek için kalktığımda, ay gökte halâ görülebilir haldeydi.Cuando me levanté para ir a la escuela, la luna todavía era visible en el cielo.
O halde ne ima ediyorsun?¿Entonces qué implicas?
Şu halde Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.¡Sé bueno, como Alá lo es contigo!¡No busques corromper en la Tierra, que Alá no ama a los corruptores!
Ayrıca geçen yıl Alman doktorlar tarafından çok bitkin bir halde çarmıha gerildim.Además, el año pasado fui crucificado por los doctores alemanes de una manera muy drástica.
O halde, Allah ile birlikte bir başkasına yakarmayan / Allah'ın yanında bir başkası için çağrıda bulunmayın”.No hagáis, pues, amigos entre ellos hasta que hayan emigrado por Dios.
O halde Vantablack, daha yüksek sıcaklıklara dayanamayan malzemeler üzerinde büyütülebilir.Vantablack puede aplicarse sobre materiales que no soportan temperaturas más altas.
O halde Allah'a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız."(Al-i İmran 123) "Ey iman edenler!Oh creyentes, temed a Dios; y renunciar a la usura (riba) que es sobresaliente, si sois creyentes.
Jase çıplak bir halde evden kaçarken, Quentin telefonuyla onun fotoğrafını çeker.Jase desnudo intenta escapar de la casa pero Quentin le saca una foto con su teléfono.
Peristerona Medresesi de harap haldedir.Sí, es quien te odia el privado de posteridad.
Halder Müttefik esir savaş kampında iki yıl geçirdi.Franz Halder pasó dos años como prisionero de guerra bajo custodia aliada.
Bir hırsızı durdurabileceği halde durdurmaz ve o hırsız Peter'ın amcası Ben'i öldürür.Una vez, ella no puede detener a cierto ladrón , quien posteriormente asesina al tío de Peter, Ben..
Katı halde kristal SnCl2, gösterildiği gibi formları zincirleri klorür köprüleri ile zincirler oluşturur.En estado sólido, el cristal SnCl2 forma cadenas conectadas mediante puentes cloruro tal como se muestra.
Zehir hemen ölümcül etkisini gösterdi ve Britannicus ağzından köpükler çıktığı halde yere düştü.El veneno fue fatal y Británico cayó al suelo soltando espuma por la boca.
TARDIS, Londra'ya cisimlenir ancak Londra harap içinde yıkılmış bir haldedir.La TARDIS se materializa en lo que parece ser Londres, pero todo está devastado y en ruinas.
Yaş haddini doldurduğu halde Meclis-i Vükelâ kararıyla vazifeye devamı sağlandı.En ella Azabache cuenta su vida desde que es un potrillo hasta su vejez.
Bu zamana kadar akçelerin ayarı 90 olduğu hâlde, onun zamanında 85 ayara düşürüldü.Cuando me levanté por la mañana ya eran 58.000.
Bu sırada Anya uyanır ve baygın haldeki Giles'ı bulur.Anya encuentra a Giles, que aún respira.
Fakat siz (ey insanlar!) ahiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını tercih ediyorsunuz.Un esclavo creyente es mejor que un asociador, aunque este os guste más.
Bazıları ise nem miktarı arttığı halde fazla segatife ihtiyaç göstermezler.Otros, consideran que no cuentan con el tiempo suficiente para participar de forma más activa.
O halde, bir teorinin bilimsel olabilmesi için yanlışlanabilir olması gereklidir.Para que una teoría deba ser considerada científica, debe ser falsable.
Galyum metali doğada saf halde bulunmaz.El metal puro no se encuentra en la naturaleza.
Sersemlemiş durumdaki Barton, elinde hâlâ paket olduğu halde plaja gider.Aturdido, Barton deambula por una playa, cargando todavía con la caja.
1945 yılında İkinci Dünya Savaşı sonunda, Lettow-Vorbeck perişan haldeydi.A finales de la Segunda Guerra Mundial, en 1945, el Lustgarten era un terreno vacío.
Başlangıçta, ayakkabılar birer halde elle imal edilmekteydi.Al principio las figuras no llevaban armas.
"İnsan namazda kıyamda iken dikey, rükûda yatay bir halde bulunur.Uniéndose a la oración, el pueblo hace suya la plegaria mediante la aclamación: «Amén».
Tek bir malzemenin ayrı fazlar oluşturabilen çeşitli farklı katı halde olabilir.Un mismo material puede tener varios estados sólidos distintos capaces de formar fases separadas.
Renksiz kristal haldedir.Sujetan el cristalino.
Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.Llevaréis al lugar elegido por el Señor, vuestro Dios para morada de su nombre todo lo que yo os prescribo".
1932 yılında siyah beyaz halde albüm olarak basılmıştır.En el año 1962 la pintó de color negro.
Aksi halde dökülecek Müslüman kanından sizler sorumlu olursunuz, karılarınız ve çocuklarınız esir edilirler".Casad a aquéllos de vosotros que no estén casados y a vuestros esclavos y esclavas honestos.
Ertesi sabah iki işçi yazarın cesedini sahile vurmuş halde buldu.A la mañana siguiente encontraron su cadáver con dos tiros en la cabeza.
İo hamile bir halde eski haline kavuşur.Terminación prematura del embarazo.
Locke onu yaralı halde bulur ve Eko ona bir şeyler söyler.Mientras tanto, Locke dice algunas palabras por Eko y lo entierra.