Bu kuralın bağlayıcı niteliği, iyi niyet ilkesine dayanmaktadır.Este tipo de dever é resultado do princípio da Boa-fé.
Kötü niyetle yapılırsa, günah olur.Isso é um pecado, sabemos com clareza.
Onları bırakmak gibi bir niyetimiz de yok zaten...Mesmo que não parece haver nenhum pedido para ele...
Ama Ordu onu bırakma niyetinde değildir.Seu desejo é que o oficial a esqueça.
Yazarının ve şerh edenlerin ard niyetliliği öne sürülmektedir.Uma cartar de agradecimento do imperador e outra do autor ainda existem.
Liderleri, onları kendi cesur niyeti ile bir uyumlu bedende birleştirdi.O líder deles inspirava-lhes com sua própria determinação e os juntou num corpo coerente.
Ayrıca, YouTube'da Bülent Şakrak'la Art Niyet isimli program yapmaktadır.Há também no YouTube, um episódio produzido através de Animação em Flash.
İago Cassio'yu sarhoş yapıp bir kavga etmeye neden olma niyetlidir.Yago inicia um brinde e trata de embebedar Cassio, incitando-o para uma luta.
Ve niyetini öğrenir.A Vontade de Saber.
Belirli bir niyetleri var gibiydi.""Parecia que algo grande estava para acontecer".
Kötü niyetli, dedikoducu, ikiyüzlü biri.Vocês são mentirosos, açougueiros e hipócritas.
2012 yılında, The New York Times ona "Çin'in ilk iyi niyetli süpermodeli" demiştir.O New York Times chamou este evento como o "Grande Travamento de Tráfego Chinês de 2010."
Fakat Napolyon’un niyeti hiç de böyle değildi.Mas esse não era o caso de Athena.
Aynı zamanda UNICEF Türkiye İyi Niyet Elçisi'dir.Ela é também uma embaixadora grega da boa vontade da UNICEF.
İstifa etme niyetim var.Eu tenho a intenção de renunciar.
Tercüme yapan cahiller veya kötü niyetlilerin uydurmasıdır.Fallible (Feilbaar) - In staat om een fout te maken of zich te vergissen.
Martin, Ethan'ın Debbie'yi öldürmesine engel olmak niyetindedir.Martin moet er vervolgens voor zorgen dat Ethan haar niet vermoordt.
Kimileri ise yaşlılıklarını İsveç'te geçirme niyetiyle geri dönmüşlerdir.Sommigen ondernamen de reis met de bedoeling hun oude dag door te brengen in Zweden.
Bolesław, şehri teslim etmeye niyetli değildi.Bolesław moest zich overgeven.
Bense futbolcu olmak niyetindeydim.Daarop besloot hij voetballer te worden.
Bu indirgemeci tez, bilinç ve yönelmişlikle (niyet) birlikte değerlendirilmiştir.Dit is de versnelling corresponderend met het ervaren (en door een weegschaal aangegeven) gewicht.
1.↑ Türkçe: Cehenneme giden yol iyi niyetlerle döşelidir.De weg naar de hel is geplaveid met goede voornemens.
En başta Batman'in kötü niyetli olduğunu varsaysa da, sonradan onunla işbirliğine gider.Maar als Batman zich ermee bemoeit is hij het volgende doel.
Ancak Philippe'in bu rahat ve sorumsuz yaşantıyı bırakıp ülkesine dönmeye hiç niyeti yoktur.Roger lijkt in elk geval totaal geen haast en/of zin te hebben om terug te keren naar zijn thuisplaneet.
Bu nedenle yabancı misafirlerini ağırlayacağı gösterişli bir otel yaptırmak niyetindeydi.Hier werd ook een hotel gesticht, dat diende om de buitenlandse gasten van het bedrijf in onder te brengen.
Örnek "Niyet ettim sabah namazını kılmaya" diye.Akşener wordt omschreven als een vrome moslima, die regelmatig haar gebeden doet.
İlk başlarda Leone filmin sadece prodüktörlüğünü yapmaya niyetliydi.Aanvankelijk zou Eagle-Lion de film produceren.
2000 ve 2001 yılında da UNESCO'un iyi niyet elçisi olarak görev yaptı.Van 1992 tot 1999 maakte hij zich voor de UNESCO dienstbaar als Goodwill Ambassador.
UNICEF'in İyi Niyet Elçisi.Hij is ambassadeur voor Unicef.
Bu durum art niyetli bazı kişiler tarafından suistimal edilmekte ve haksız kazanç elde edilmektedir.Anderzijds kan een ware uitspraak worden ingezet om iemand te bedriegen of oneerlijk voordeel te verwerven.
"Kime niyet kime kısmet".Wie zit er eigenlijk achter wie aan.
Ayrıca eve gelen beklenmedik Stephen Farr da özel bir niyet peşindedir.Er blijkt ook een onverwachte gast te zijn: Stephen Farr.
İmzada kimlik ve niyet kanıtı vardır.Een bewijs van goedkeuring en tevredenheid.
Sonra vitir namazının bir rekatına niyet edilir ve sonunda selam verilir.Hij beslist of hij de vereiste inzet (de big blind) inlegt (call) en gaat spelen.
Fakat Ebû Hanîfe, bu makamın ne niyetle verildiğini sezmiş ve bu görevi kabul etmemiştir.Van daaruit trachtte hij de stad te heroveren, hetgeen niet lukte.
Meğerse bu iyi niyetli değilmiş.Dat was niet zonder reden.
Aslında bu gece buraya gelirken kalmaya niyetliydim.Haar plan was eigenlijk om daar te gaan wonen.
2010'da Birleşmiş Milletler Çevre Programı'na iyi niyet elçisi olarak atanmıştır.Sinds 2011 is zij goodwill ambassadeur van die ziektes namens de Wereldgezondheidsorganisatie.
Lindoro Elvira ile evlenme niyetinde olmadığını açıklar.Ze zegt tegen Lucas dat hij niet met Lindsey moet gaan trouwen.
Başkalarına karşı iyi niyetlidir.Geven graag uiting aan positieve gevoelens ten opzichte van anderen.
Mektuplarda yazması telkin edilir, ama o niyetlense de bir türlü başlayamaz.Zij schrijft hem diverse brieven, maar hij wil deze in eerste instantie niet lezen.
Böyle bir savda bulunmak bu kitabın niyetini yanlış anlamak demektir.Het bewijst dat de strekking van het boek juist is.
Ben bencil olmak niyetinde değilim.Het is niet mijn bedoeling om zelfzuchtig te zijn.
Yeni bir araba satın alma niyetindeyim.Ik ben van plan om een nieuwe auto te kopen.
Ne yapmaya niyet ediyorsun?Wat ben je van plan om te doen?
Ozon tabakasına zarar veren kimyasal maddeleri yasaklama niyetinde değilmisiniz?Bent u niet van plan de chemische middelen die de ozonlaag aantasten te verbieden?
Tam olarak ne yapma niyetindesin?Wat ben je precies van plan te doen?
Boston'a gitme niyetinde olduğunu neden bana anlatmadın?Waarom heb je me niet verteld dat je van plan was naar Boston te gaan?
Allah'tır; Samed'dir/tüm ihtiyaçların, niyetlerin, övgülerin, yakarışların yöneldiği tek kuvvettir!Albowiem Bóg jest tylko możną wolą, dzięki swemu natężeniu przenikającą wszechrzeczy.
UNICEF'in İyi Niyet Elçisi.Ambasador dobrej woli UNICEF.
Aslında Marcello'nun gerçek niyetini anlamıştır.Jako pierwszy poznał prawdziwe intencje Markusa.
Başkalarına karşı iyi niyetlidir.Jest uprzejmy wobec innych.
Nitekim John bu anlaşmaya uymak niyetinde değildi.John nie miał wyboru.
Welch, yanıldığını ve niyetinin emeğe saygı olduğunu söyleyerek durumu kabul etti.Welch zgodziła się, że popełniła błąd i stwierdziła, że jej zamiarem było oddać hołd.
Ancak, geçerli dosyanın yerine kötü niyetli yazılımlar konabilir.Gorzej mogło być co najwyżej z dokumentacją pisemną.
Ayrıca da orada uzun zaman kalmaya niyeti yoktu.Jednak i tam nie zagościła na długo.
Ama Ali öcünü almadan gitmek niyetinde değildir.Alicja nie chce odejść bez swojego pluszaka.
Bence, bunun yapılması tartışmaya açık bir şekilde kötü niyetli bir harekettir.Uważają konflikt za sam w sobie za coś złego.
Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün.Przytupują i klaszczą w dłonie.
Hitler, Polonya sorununu halletmişti ve şimdi Fransa’nın üzerine yürümek niyetindedir.My dalej walczyć będziemy za Polskę, wy walczycie za Ukrainę.