Ancak ölüm çok nadiren görülür.Er vallen echter zelden doden.
Ama bunu nadiren yapar.Dat doen ze echter zelden.
Çok nadiren sudan sıçrama hareketi yaparlar.Ze springen slechts zelden op uit het water.
Dalışlar nadiren 2 dakikadan fazla sürer.Deze aanval duurt meestal minder dan 2 minuten.
Doktor, nadiren yalnız ve genelde bir veya daha fazla yol arkadaşıyla yolculuk yapmaktadır.Vrouwelijke ontdekkingsreizigers gingen meer dan eens alleen of met een heel klein gezelschap op pad.
Şehirlerde, taze meyveler çok pahalıydı ve nadiren tüketilirdi.In de stad waren verse groenten echter schaars en erg duur; men moest het vaak doen met gedroogde groenten.
Nadiren düya dışı görevlere çıkar.Zij gaat heel zelden mee op missie.
Kan transfüzyonlarına nadiren ihtiyaç duyulmaktadır.Bij miltsequestratie wordt veelvuldig gebruikgemaakt van bloedtransfusies.
Nadiren değişken olurlar.Ze werden zelden van plaats veranderd.
Düğünlerde artık nadiren Adige Dansları(Khafe,Şeşen) sergilenmektedir.De dans wordt vaak bij bruiloften gedanst.
Onun sihirbazlık yeteneği çok nadiren ortaya çıkan bir seviyede" demiştir.Het grafmonument is in hoge mate gaaf en beschikt over een zeer hoge mate van typologische zeldzaamheid."
İnsanlara az, bitkilere nadiren rastlanır.Ze klimmen zelden op planten.
Ergin dişiler yuvayı nadiren terk ederler.Miskito indianen verlaten hun gebied maar zelden.
Saldivar nadiren arkadaş edindi ve kendini sosyal etkinliklerden soyutladı.Duray was frezer en werd actief in socialistische organisaties.
Yunanistan'da Niks, nadiren bir kült sahibidir.In Vlaanderen is hij vrij zeldzaam tot zeldzaam.
Geçen yüzyılda nadiren okunmuş ve atıfta bulunulmuştur.In de 19e eeuw werd ze veelvuldig afgebeeld en beschreven.
Ağaç ya da çalı, nadiren de liana formunda bitkilerdir.Het zijn heesters of lianen, zelden kruidachtige planten.
Nadiren izlerini gizlerler.Er worden zelden vruchten gevormd.
Podocarpus'un 105 türü, 1–25 m yükseklikte (nadiren 40 m'e) daima yeşil fundalar veya ağaçlardır.De 105 soorten zijn groenblijvende struiken of bomen van 1-25 m hoog (zelden tot 40 m).
Nadiren de olsa bu taktik işe yaramaktadır.Reguliere legers gebruiken deze tactiek zelden.
Nadiren de olsa, ukiyo-e hareketinden önce var olan erotik boyalı el kitapları da bulunmaktadır.Alhoewel ze zeldzaam zijn, bestaan er geschilderde rollen van voor de Ukiyo-e-beweging.
Nadiren arıcılık da yapılır.Ze verliest ook zelden haar geduld.
O nadiren dışarı gider.Ze gaat zelden uit.
Nadiren kahvelerine şeker atarlar.Ze doen zelden suiker in hun koffie.
O nadiren dışarı çıkar.Ze gaat zelden uit.
Halk kütüphanelerinin aksine, milli kütüphaneler nadiren vatandaşların kitap borçlanmasına izin verir.W odróżnieniu od bibliotek publicznych, rzadko zezwalają na pożyczanie książek obywatelom kraju.
İki dozdan fazlası nadiren gerekli olur.Podanie większej liczby dawek rzadko jest konieczne.
Bunlar genel olarak güvenli olup, nadiren perianal sepsis gibi ciddi yan etkiler oluşabilir.Mimo że generalnie są one bezpieczne, mogą wystąpić rzadkie efekty uboczne takie jak sepsa.
Ama bunu nadiren yapar.Ale robią to rzadko.
Fazla hareket etmezler; hızlı koşar; nadiren uçarlar.Szybko biegają i rzadko latają.
Unvan, Paleologos Hanedanı'na kadar devam etti, ancak nadiren kullanıldı.Tytuł przetrwał do okresu Paleologów ale był już rzadko używany.
Nadiren arıcılık da yapılır.Rzadko również występuje nadciśnienie.
Yasal olarak cezalandırılabilmelerine rağmen (gerçekte) nadiren eziyet edilirdi.Jednak jedynie najniżsi rangą, spośród nich, zostali skazani i to za względnie niegroźne przestępstwa.
Ancak ölüm çok nadiren görülür.Jednakże ludzie tacy rzadko myślą o śmierci.
Fakat nadiren bu hayvanlar için zaman harcarlar.Zwierzęta te rzadko żyją dłużej niż rok.
Nadiren boyun veya karın bölgesinde fazla kaburga bulunabilir.Rzadko może być zajęta kufa albo nos.
Nadiren diğer oyuncular ön plana çıktı.Postać rzadko na pierwszym planie.
Bu tür Batı Avrupa'da nadiren görülür.Bardzo rzadko można go spotkać w Europie Zachodniej.
Katı halde olup nadiren sıvıdır.Miauczą rzadko i mało barwnie.
Nadiren viral veya fungal enfeksiyonlara bağlı olarak da ortaya çıkabilirler.Rzadko dochodzi do zakażenia wirusowego lub grzybicznego.
Türbinler daha çok Eksenel, nadiren de Radyal tip olarak yapılır.Na dębie występuje bardzo rzadko, ale w postaci teleomorfy.
Geyik avcısı olan insanlarda da nadiren görülebilmektedir.Rzadko można spotkać wilka.
Onu çok nadiren görüyorum.Bardzo rzadko go widuję.
Onu çok nadiren görüyorum.Bardzo rzadko go widzę.
İki dozdan fazlası nadiren gerekli olur.Fler än två doser krävs sällan.
Ciddi krupa nadiren rastlanmaktadır (< %1).Allvarlig krupp är sällsynt (<1 %).
Vakaların üçte ikisinde aile içinde migren vardır ve nadiren tek gen bozukluğuna bağlı olarak meydana gelir.Migrän är ärftligt i cirka två tredjedelar av fallen, och beror då sällan på en enda genetisk defekt.
Tom, nadiren Jerryi yemek için yakalamıştır, sadece ona zarar vermeye çalışır.Tom försöker oftast fånga Jerry för att äta upp honom.
Aura nadiren, nadiren ardışık baş ağrısı olmadan da meydana gelir; buna sessiz migren denir.En aura uppträder sällan utan efterföljande huvudvärk, men då det förekommer kallas det för en tyst migrän.
Viral menenjit ise kendiliğinden iyileşme eğilimindedir ve nadiren ölümcüldür.Viral meningit däremot, tenderar att läka ut spontant och är sällan dödligt.
Nadiren çizgiler arasında küçük siyah noktalar bulunuyordu.Ibland fanns det små svarta prickar mellan ränderna.
Sıcaklık nadiren 5 °C’nin altına düşer.Temperaturen faller inte ofta under 5 grader.
Nadiren izlerini gizlerler.De lämnar sällan sina bon.
Kar yağışı çok nadiren görülür veya hiç görülmez.Luktsinnet kommer då sällan eller aldrig tillbaka.
Kendi başlarına nadiren saldırıda bulunuyorlardı.En olycka kommer sällan ensam...
Kısa yaşamında verdiği az sayıda eser günümüze nadiren ulaşmıştır.Vad som händer på hans långa resor brukar sällan framgå.
Marge'ın babası Clancy, dizide nadiren yer almaktadır ve şu ana kadar sadece iki bölümde konuşurken göründü.Marges fader Clancy har inte medverkat i flera episoder och har bara haft en talroll i två episoder.
Ancak Maggie, Marge'a nadiren ihtiyaç duyacak kadar fazla bağımsızlaşır.Maggie blir så självständig att Marge saknar behovet att hjälpa Maggie.
Nadiren monoiktirler.De flyger sällan.
Nadiren hafifçe oval olurlar.Den hörs mycket sällan i Österrike av uppenbara skäl.