Bu tip bugün nadirdir.Сьогодні — це така рідкість.
Bu ana gerekçe Looney Tunesun bugün televizyonlarda nadiren görmemize neden oldu.Основну ж популярність Ловренсу принесла його участь в телевізійних шоу.
Herhangi bir ciddi alerjik reaksiyon nadir gelişir.Тяжкі шкірні реакції виникають надзвичайно рідко.
Fakat nadiren bu hayvanlar için zaman harcarlar.Мало що відомо про звички цих тварин.
Simen Dağları, Afrika'da kar yağışının gözlemlenebildiği nadir yerlerden biridir.Через значну висоту, Симєнські гори - одне з небагатьох місць в Африці, де сніг випадає регулярно.
Mental gerilik çok nadir gözlemlenir.Пневматурія спостерігається дуже рідко.
Ayrıca Türkiye'de nadir bulunan kırmızı benekli alabaklık çeşitleri mevcuttur.Існує також дуже популярний місцевий різновид пряників в Болгарії.
Artık 10 yaşın altındaki çocuk emeği nadir karşılaşılan bir durumdur.Початок у людей старше 30 років відбувається рідко.
Maske'nin gerçek kimliğini bilen nadir insanlardandır.Одна з небагатьох, хто знає справжню особу Лелуша.
Normalde yalnız ya da çift hâlinde dolaşırlar ama nadiren büyük gruplar halinde de dolaştıkları da görünür.Тримається зазвичай поодиноко або парами, вкрай рідко невеликими групами.
ElGamal imza algoritması pratikte nadir kullanılır.Цей алгоритм занадто повільний на практиці.
İnsanda oldukça nadir olarak rastlanır.Досить рідко зустрічається в природі.
Koalalar çok nadir de olsa su içerler.Воду п'ють доволі рідко.
Günümüzde ise bu kullanımın modası geçmiştir nadiren kullanılır.На сьогодні є морально застарілим, використовується вкрай мало.
Bir röportajında, arada sırada sigara içtiğini; nadiren de alkollü içki tükettiğini söylemiştir.У одному з інтерв'ю розповіла, що інколи курить «травку».
Nadir köpek ırkları (Kurtbasar)Про собачі звичаї (O psích zvycích).
Nadiren değişken olurlar.Часто міняє жінок.
Genelde asosyaldir ve çok nadir konuşur.Білий часто стоїчний і рідко говорить.
Ağrı çok nadir görülür.Захворювання трапляється рідко.
Köy nadiren gurbetçilikle geçinmektedir.Йорк рідко виступає як сольний виконавець.
Bu girişim diş eti çekilmesinin nadir görülen sebebidir.Такі діл потрібно спочатку спробувати розчесати гребінцем з рідкими зубами.
Nadir yazımlar vardır Zozca, Zosca, Zubra, ve Dhur.Серед рідкісних написань: Зозка, Зоска, Зубра і Дгур.
Büyükler arasında nadirdir.Сутички між особинами рідкісні.
Tom, nadiren Jerryi yemek için yakalamıştır, sadece ona zarar vermeye çalışır.Том намагається проявити увагу до кішечки, а Джеррі йому усіляко заважає.
Kar çok nadir köy merkezinde görülür.На території СНД зустрічається рідко.
Nadiren erkek çocuklarına da konulur.Зазвичай його надягали на маленьких хлопчиків.
O zamandan beri azaldı ve nadiren görüldü.Багато працює, тому рідко бачиться з нею.
Buna rağmen, üç parçalılık nadirdir.Однак бувають і рідкі сорбенти.
Tom randevulara nadiren geç kalır.Том рідко запізнюється на зустрічі.
Nancy nadiren gülümser.Ненсі рідко посміхається.
Babam nadiren sigara içer.Мій батько рідко палить.
Babam nadiren sigara içer.Тато нечасто палить.
O nadiren kiliseye gider.Він рідко ходить до церкви.
Ben nadiren süt ürünleri tüketirim.Я рідко їм молочні продукти.
Ben nadiren süt ürünleri tüketirim.Я рідко споживаю молочні продукти.
O nadiren evdedir.Він рідко буває вдома.
Ben nadiren hatalar yaparım.Я рідко помиляюся.
Bu nadir bir hastalık.Це рідкісне захворювання.
Tom nadiren iyi bir ruh halindedir.Том рідко у доброму гуморі.
Okula nadiren geç kalırım.Я рідко запізнююся до школи.
Ben nadiren hata yaparım.Я рідко помиляюся.
Satrançta nadiren kaybederim.Я рідко програю у шахи.
Kan transfüzyonlarına nadiren ihtiyaç duyulmaktadır.Krevní transfúze jsou nutné jen vzácně.
Bu bakteriler yiyeceklerde yaşayabilirler ama bu duruma oldukça nadir rastlanır.Tyto bakterie mohou přežívat i v jídle – k tomu však dochází velice zřídka.
Kar yağışı ise yüksek dağ yamaçlarında görülmekle beraber, kıyı kesimlere çok nadiren düşer.Loví i nad stupněm lesa v horách a za soumraku (např. netopýry). „Nelétající kořist loví ostříž jen zřídka...
Kilin ve karbonatın genellikle oluşabilmesi için suya ihtiyaç vardır ve sodyumsa uzayda nadirdir.Jíly a uhličitany obvykle ke svému vzniku potřebují tekutou vodu a sodík je ve vesmíru vzácný.
Piyelonefrit ise 20 ila 30 kat daha nadir görülür.Pyelonefritida je přibližně 20–30krát vzácnější.
Oldukça nadir olarak bulunur. ^ "Archived copy".Dostupné online. (česky) Archived copy . .
Çoğunlukla çok yıllık nadiren bir yıllık veya iki yıllık otsu bitkilerdir.Jedná se zpravidla o jednoleté, vzácně dvouleté byliny.
Bayanlarla çok nadiren çıkan, flört eden kişidir.Něco je vždy špatné s dívkami, se kterými se setkává.
Bu yüzden Avustralya dışında nadiren yetiştirilirler.V současnosti vzácně vyrůstá pouze v Rakousku.
Sektörel Heterokromi insanlarda son derece nadir görülür, nüfusun yaklaşık 1%'inde bulunmaktadır..Heterochromie duhovky je velmi vzácná, vyskytuje se asi u 2% populace.
Tanklar güçlü savaş makineleri olsalar da, nadiren tek başlarına hareket ederler.Přestože jsou váleční fotografové blízko k akci, velmi zřídka sami bojují.
Afganistan’da yanıkları TVYA’nın %60’ını geçen hastalar nadiren hayatta kalabilmektedir.V Afghánistánu osoby, které utrpěly popáleniny na více než 60 % těla, přežívají jen výjimečně.
Artık 10 yaşın altındaki çocuk emeği nadir karşılaşılan bir durumdur.Případy dětské práce u dětí mladších 10 let je vzácná.
Fakat bu metot filmin sonlarına kadar nadiren devam eder.Veverky se tak krátce objeví jen na konci filmu.
Nadiren, dang vücudun diğer sistemlerini etkileyebilir.Virus dengue může někdy zasáhnout i další tělesné systémy.
Resimlerini çok nadir olarak sergiledi.Všechny jeho fotografie jsou velkou vzácností.
Aura nadiren, nadiren ardışık baş ağrısı olmadan da meydana gelir; buna sessiz migren denir.K auře bez následné bolesti hlavy dochází pouze vzácně; tento jev je známý jako aura bez migrény.
Nadir bir hastalıkta bekleneceği üzere, aHÜS görülme sıklığına ilişkin veriler sınırlıdır.Jak lze u vzácného onemocnění očekávat, údaje o incidenci aHUS jsou omezené.