GLP-1'in metabolik olarak aktif formları, endojen GLP-1- (7-36) NH2 ve daha nadir olan GLP-1- (7-37) 'dir.V krevním oběhu se vyskytuje ve dvou stejně aktivních formách GLP-1-(7-37) a GLP-1-(7-36)-amid.
Bu da neden çok nadir bulunduklarının nedenini olabilir.Což je důvod, proč jsou stále vzácné.
Fakat halen nadiren de olsa bazı zorunlu durumlarda kullanılabilmektedir.Téměř vždy je však nutné mít alespoň nějaké prostředí.
Evliliklerde boşanmalara, çok nadir rastlanmaktadır.Tito lidé zřídka uzavírají manželství.
Nadiren de olsa, bu kristaller insanın dikkatini çekmek için yeterlidir.Vzácné krystaly trvale vzbuzují pozornost sběratelů.
Nadiren de olsa bu taktik işe yaramaktadır.Tuto taktiku však používají jen zřídka.
Kış aylarında bile sıcaklık çok nadiren sıfırın altına düşer ve kar yağışı çok nadir görülmüştür.V zimě teplota málokdy klesá pod nulu a sníh je velice řídkým jevem.
Unvan, Paleologos Hanedanı'na kadar devam etti, ancak nadiren kullanıldı.Zdědil Château de Clagny, ale jen zřídka ho využíval.
Açlık nadir değildi.Lidské oběti nebyly zřídkavé.
Nadiren apneustik tir.Méně často antuka.
Oldukça nadir görülür.Vyskytuje se poměrně zřídka.
Avlanması ve satılması serbesttir fakat nadir olarak yakalanabilmektedir.Její lov i obchod je sice zakázán, ale stěží lze jeho dodržování kontrolovat a vymáhat.
Fransiyum, kararsızlığı ve nadir bulunuşu nedeniyle ticari amaçlı kullanılmaz.V současnosti se pro malou četnost a vzácnost komerčně nevyžívá.
Sağlığını düzeltmek için egzersiz yapmayı reddetti, komiserlik binasını veya dairesini nadiren terk etti.Poté se zcela stáhl z veřejného života a svůj byt opouštěl jen zřídkakdy.
Nadir bulunan bir tür olan Mısır Maularından 2007 yılında 200'den az sayıda kedi yavrusu tespit edilmiştir.Až do roku 2001 byl považován za velký rod s téměř 200 druhy.
Nadir restoranlarda da karşılaşılabilir.Malé kropenky se někdy nacházejí také v soukromých domech.
Bazen yetişkinlerde de görülebilmekle birlikte,50 yaşın üzerinde ALL son derece nadirdir.Ve velmi vzácných případech může postihnout i dospělé až do 40 let.
Bu tip bugün nadirdir.Takové použití je však dnes vzácností.
Bu buzullarda aşınma bölgesi ile nadiren karşılaşılır.Na Zemi se s těmito minerály setkáváme zřídka.
Avrupa'da çok nadir görülen bir türdür.V Evropě patří k velmi raritním druhům.
Yazları sıcak geçer ve nadiren yağış alır.Jen málo dnů je oblačných a málokdy přinesou déšť.
Kış aylarında sıcaklıklar nadiren 5 °C'nin altına düşer.V zimě teploty málokdy klesnou pod 5 °C.
Katı halde olup nadiren sıvıdır.Je tichý, málokdy štěká.
Tom, nadiren Jerryi yemek için yakalamıştır, sadece ona zarar vermeye çalışır.Neustále Erica provokovala a snažila se manipulovat s rodiči, aby nikdy vina nepadla na ni.
Birlikte divettikülitis hali nadirdir.Odchov kasuárů je velkou vzácností.
Simen Dağları, Afrika'da kar yağışının gözlemlenebildiği nadir yerlerden biridir.Jde o jedno z mála míst v Africe, kde pravidelně sněží.
Batı Avrupa'da nadir görülürler.Extrémně vzácně se vyskytují i v západní Evropě.
Nadir görülen bir tip olup, daha çok sigara içmeyenler ve kadınlarda görülür.Častěji nastává u nikdy nekouřících osob, žen a Asiatů.
Orta ve Güney Avrupa'da daha çok görülür, fakat neredeyse her yerde nadir görülen bir böcektir.Vyskytují se nejvíce v Evropě a Středomoří, obdobné stavby lze ovšem nalézt po celé planetě.
Normalde yalnız ya da çift hâlinde dolaşırlar ama nadiren büyük gruplar halinde de dolaştıkları da görünür.Žijí obyčejně v párech nebo v malých skupinách, samostatně jen velice zřídka.
Nadir olarak patates ekimi yapılır.V nejvyšší míře se pěstují brambory.
Primer vajinismustan daha nadir görülür.Výskyt jaspisu je vzácnější.
Kar yağışı ise Lizbon'da çok nadir görünen bir yağış şeklidir.Sníh je v Irsku velmi neobvyklý.
Fakat cezalandırıcı oluşu nadiren gösterilen bir özelliğiydi.Tato inkarnace bývá zobrazována jen vzácně.
Nadir durumlarda, 3 aylık ve 15 yaşındaki çocukların bu krupa yakalandığı gözlemlenmiştir.Ve vzácných případech krupem onemocní i děti ve věku 3 měsíců nebo 15 let.
Nadir toprak elementleri nabit halde bulunmazlar.Hlavní části arény zůstaly s podivem neporušené.
Avşar hükümdarı Nadir Şahın öldümünden sonraki zaman sürecinde olmuştur.V následujícím období docházelo často k výměnám vladaře, kdy málokterý zemřel přirozenou smrtí.
Nadiren boyları 20 m'ye kadar ulaşabilir.Jen zřídka dosahuje 20 metrové výšky.
Fakat gösterilerde nadiren sesini duymak mümkündür.V divadle je možné ji vidět už jen zřídka.
Sırasında ağır snowfalls nadirdir Kar her yıl ortalama 16 gün boyunca, düşüyor.Led a sníh se vyskytují jen vzácně, v průměru méně než 20 dní za rok.
Kan transfüzyonlarına nadiren ihtiyaç duyulmaktadır.Transfuziile de sânge sunt rareori necesare.
Bu bakteriler yiyeceklerde yaşayabilirler ama bu duruma oldukça nadir rastlanır.Aceste bacterii pot trăi în alimente, dar această situație este foarte neobișnuită.
İki dozdan fazlası nadiren gerekli olur.Rar se întâmplă să fie nevoie de mai mult de două doze.
Bazen bir çakal başlı olan bir kadın olarak tasvir edildi, ama bu çok nadirdir.Ea a fost uneori descrisă și ca o femeie cu cap de șacal, dar acest lucru este foarte rar.
Ciddi dövüşler nadir görülür.Luptele serioase sunt rare.
Bu nadirdir, ama olanaksız değildir.Zăpada este rară, dar nu este imposibilă.
Tanklar güçlü savaş makineleri olsalar da, nadiren tek başlarına hareket ederler.Deși tancurile sunt mașini de atac puternice, ele rareori operează independent în acțiuni de atac.
Sebep olan gerçek viral ajanın izolasyonu nadiren gerçekleştirilir.Izolarea agentului viral implicat propriu-zis este rar efectuată.
Açlık nadir değildi.Foametea era inevitabilă.
Migrene yol açan tek gen bozukluğu nadiren görülür.Tulburările cauzate de o singură genă ce provoacă migrene sunt rare.
Bu ilaçlar büyük oranda nadir komplikasyonları azaltmakta kullanılır.Medicamentele sunt utilizate în principal în încercarea de a reduce complicațiile rare.
Evrim, bu yollarla oluşan değişimlerin popülasyon genelinde daha sık veya daha nadir hale gelmesiyle işler.Evoluția se produce când aceste diferențe ereditare devin tot mai comune sau tot mai rare într-o populație.
Nadir durumlarda enfeksiyon, tedaviye gerek kalmadan temizlenir.În cazuri rare, infecția se poate vindeca fără tratament.
Bu hastalığın ölüme yol açması çok nadirdir.Este foarte neobișnuit ca boala să determine moartea.
Bunlar genel olarak güvenli olup, nadiren perianal sepsis gibi ciddi yan etkiler oluşabilir.Deși în general sunt sigure, pot apărea efecte secundare rare și grave, cum ar fi septicemia perianală.
Ağrı çok nadir görülür.Durerea este rareori prezentă.
Yıllar geçtikçe, Freddie Mercury'nin nadir bulunan solo albümleri daha da değer kazanmıştır.Peste mai mulți ani, unele albume ale lui Mercury au crescut mult în valoare.
Nadiren 3 cm'yi aşar.Măsoară rareori mai mult de 2 cm.
Yüksek ekonomik değere sahip nadir rastlanan metalik kimyasal elementlere kıymetli metal adı verilir.Un metal prețios este un element chimic metalic rar de mare valoare economică.
Ama bunu nadiren yapar.Rar se întâmpla să nu o facă.