Ana içeriğe geç
Sözlük

nüfuz ile cümle

nüfuz kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
11
ORT. KELİME
Kuvvetli nüfuz eder.影響巨大。
İran topraklarından Afganları çıkarınca, nüfuzu arttı.随着爱尔兰移民的大量到来,他们的人数增加。
Zaman zaman zengin kesimin nüfuz göstergesi, yanında bulundurduğu köle sayısı olmaktaydı.奴隶是贵重的财产,往往有以奴隶多寡来作为富裕程度的标准。
Ölümünden sonra bile, ülkesinin en nüfuzlu bilim adamlarından sayıldı.当他逝世的时候,他已经是欧洲最受赞誉的科学家之一。
Süperiletkenlerin çoğunda London nüfuz derinliği 100 nm’dir.대부분의 초전도체의 경우에 런던 투과 깊이는 100 nm 정도이다.
Bölgesel Güç: Bir bölgede güç ve nüfuz uygulayan ulusları tanımlamak için kullanılır.지역 강국(地域強國, Regional power) : 한정된 지역에서 영향력과 힘을 행사하는 나라를 설명하는 데에 쓰이는 용어이다.
Fakat nufûzlu emirler israr ettiler ve kendisine sadakatle hizmet edeceklerine dair yeminler ettiler.숙종때 충절사라 사액하였으며, 정조 때 충장(忠壯)이라는 시호를 내렸다.
Koku moleküllerinin suya daha yavaş nüfuz etmesi nedeniyle, koku alma duyusu da az etkindir.향수의 향기를 오래 지속시키는 효과가 있기 때문에 향수의 소재로 매우 중요하다.
İngiltere'de geniş bir nüfuza sahip oldu.또한 영국에 대규모 군대를 주둔하고 있다.
İspanya ve Portekiz 1496’da bir anlaşmayla Kuzey Afrika’daki nüfuz alanlarını belirlediler.포르투갈과 스페인은 1496년 협약을 이뤄 북아프리카 해안에서의 각자 영유권을 주장하기로 합의한다.
Büyük Britanya ve Fransa, 19. yüzyılda Mısır'daki nüfuzlarını arttırmak için çekişme halindeydiler.영국과 프랑스에서 태동한 이상적 사회주의 운동이 19세기에 들어온 사회주의 성향의 이주자들에 의해 발흥했다.
Aspasia'nın Perikles ile olan ilişkisi ve buna bağlı siyasal nüfuzu tepki uyandırmıştır.יחסיה של אספאסיה עם פריקלס והשפעתה הפוליטית עליו עוררו תגובות רבות.
Nüfuzun %49,1’i erkekler ve %50,9’u ise kadınlardır.49.1% מהאוכלוסייה הם גברים ו-50.9% הן נשים.
Bu üçlünün, kamu işleri üzerinde kontrolü sağlayabilmek için hem paraları hem de politik nüfuzları vardı.Заедно, тримата имат достатъчно паричен ресурс и политическо влияние, за да контролират обществената дейност.
Enerjinin tüm egzotik biçimleri boş alanı da içeren tüm uzaya nüfuz eder.Неизолираните обменят всякакъв вид енергия с околоната среда.
Ayrıca Bağdat bu dönemde Türk nüfuzu altına girmiş ve halifeleri ayakta tutan da buradaki Türklerdi.В същото време турски паша обикалял по тези земи и чул случилото се.
Büyüleyici güzelliği ve parlak zekâsı sayesinde büyük bir nüfuz sahibi oldu.Moguće je da je zbog svoje izvanredne ljepote i moći postala ponosna.
Bu arada İngilizler Irak'ta bir nüfuz alanı oluşturmuşlardı.Također, tijekom ovog razdoblja, Britanci su uspostavili bazu u regiji.
Batı dünyasında, konusundaki yayımlanan en nüfuzlu kitap olduğu söylenebilir.V západnom svete je to pravdepodobne najvýznamnejšia kniha o ekonómii, ktorú kedy vydali.
Kendisi de bu zenginliğin ve nüfuzun varisi oldu.Stal sa zakladateľom slávy a bohatstva rodu.
1530'larda Hristiyan ritüeller, yerel adet ve geleneklerin içine nufuz etmeye başladı.1215) však bolo dohodnuté, že východní kresťania môžu zachovávať svoje obradové zvyky.
Kendisi de bu zenginliğin ve nüfuzun varisi oldu.Postal je tudi lastnik te družbe in obogatel.
Polonya üzerinde büyük nüfuzları mevcuttu.Dovolj težev je imel že s Poljsko.
1558 yılında I. Mary ölünce İngiltere üzerindeki nüfuzunu kaybetti.Leta 1558 je umrla Marija I. Angleška.
Yerel Roma vatandaşı, belki de biraz nüfuzlu bir adam olan Julius Marinus'un oğludur.Bil je sin Julija Marina, lokalnega rimskega državljana, ki je bil verjetno vplivna osebnost.
Mikro emülsiyonlar, küçük partiküllerin fiberlere nüfuz etme yeteneklerinin artmasını sağlar.Prednost mikroemulzije je povečana sposobnost manjših delcev, da prodrejo v vlakna.
Tarikatın nüfuzu, Prusya, Livonya, Semigalya ve Estonya’ya değin genişlemişti.Njihovo ozemlje je zdaj obsegalo Prusijo, Livonijo, Semigalijo in Estonijo.
Karl Haushofer'ın nüfuzuyla ilk antlaşma Almanya-Japonya arasında imzalandı.To ozemlje je bilo pridobljeno s pogodbo Heligoland-Zanzibar med Britanijo in Nemčijo.
Oğlu üzerinde büyük bir nüfuzu vardı.Sūnus gaudavo tik nedidelę dalį.
Nüfuzu giderek arttı.Ir gyventojų ėmė daugėti.
Nüfuzu giderek arttı.Elanikkond kasvas järjest.
Aynı zamanda SSCB'nin Basra Körfezi'nde nüfuz tesis etme gayretlarine karşı yapılan bir meydan okumaydı.Samuti käsitles Weiss baltisakslaste ümberasumise problemaatikat.
Oğlu üzerinde büyük bir nüfuzu vardı.Tal oli oma pojale selle nooruses suur mõju.
Bu görevin ortaya çıkmasıyla vezirin nüfuzu kayboldu.Pärast seda ekspeditsiooni liikmed kadusid.
2,5 zira solunum sistemine derinlemesine penetre olur (nüfuz eder) ve kan dolaşımına sızar.2,5 tunkeutua syvälle hengityselimiin ja imeytyä verenkiertoon.
2,5 zira solunum sistemine derinlemesine penetre olur (nüfuz eder) ve kan dolaşımına sızar.2,5 zdravia, pretože môžu preniknúť hlboko do dýchacích ciest a odtiaľ
2,5 zira solunum sistemine derinlemesine penetre olur (nüfuz eder) ve kan dolaşımına sızar.Das dar, weil diese Partikel tief in die Atemwege eindringen und in den Blutkreislauf übergehen.
2,5 zira solunum sistemine derinlemesine penetre olur (nüfuz eder) ve kan dolaşımına sızar.F) innebär betydande hälsoproblem
2,5 zira solunum sistemine derinlemesine penetre olur (nüfuz eder) ve kan dolaşımına sızar.) reste un problème de santé majeur liée à l'environnement, qui se
Ancak bu çok güvenilecek bir özellik değildir. Zira birkaç nüfuzun ardından Garaja dönmek zorunda kalırsınız.하지만 몇 번 관통되면 바로 차고행이므로 그것만 믿고 있을 순 없습니다
Ancak bu çok güvenilecek bir özellik değildir. Zira birkaç nüfuzun ardından Garaja dönmek zorunda kalırsınız.Není to ale vlastnost, na kterou by bylo možné spoléhat: stačí pár průstřelů - a jsme zpátky v garáži.
Ancak bu çok güvenilecek bir özellik değildir. Zira birkaç nüfuzun ardından Garaja dönmek zorunda kalırsınız.Niemniej jednak nie jest to element, na którym można polegać - po kilku penetracjach wylądujemy w garażu.
Bir şey yapardınız, çünkü birinin fiziksel alanına nüfuz etmek ve hiçbir tepki almamak gerçekten de imkansız.Fariam alguma coisa pois é literalmente impossível invadir o espaço físico de alguém sem obter uma reação.
Bir şey yapardınız, çünkü birinin fiziksel alanına nüfuz etmek ve hiçbir tepki almamak gerçekten de imkansız.Harían algo, porque es literalmente imposible invadir el espacio físico de alguien y no tener una reacción.
Bir şey yapardınız, çünkü birinin fiziksel alanına nüfuz etmek ve hiçbir tepki almamak gerçekten de imkansız.아마 뭐든 했을 겁니다. 왜냐하면 어떤 이의 신체적 공간을 침범했을 때 반응이 나타나지 않는 것은 말 그대로 불가능해요.
Bir şey yapardınız, çünkü birinin fiziksel alanına nüfuz etmek ve hiçbir tepki almamak gerçekten de imkansız.Zrobilibyście coś, bo jest dosłownie niemożliwym wejść w cudzą przestrzeń fizyczną i nie uzyskać reakcji.
Bir şey yapardınız, çünkü birinin fiziksel alanına nüfuz etmek ve hiçbir tepki almamak gerçekten de imkansız.הייתם נרתעים, וקוראים למשטרה. [צחוק] הייתם עושים משהו, כי זה ממש בלתי-אפשרי
Bir şey yapardınız, çünkü birinin fiziksel alanına nüfuz etmek ve hiçbir tepki almamak gerçekten de imkansız.ستقوم بقعل شيء ما, لأنه من المستحيل حرفيا اختراق الفضاء المادي لشخص ما بدون الحصول على ردة فعل.
Bir şey yapardınız, çünkü birinin fiziksel alanına nüfuz etmek ve hiçbir tepki almamak gerçekten de imkansız.領域を侵されると 人は 必ず反応するのです 本能的に 自然に そうするのです
Bu acı sayesinde, Hofstadter ne kadar derinden birbirimize nüfuz ettiğimizi anladı.A szenvedésén keresztül Hofstadter megértette, mennyire mélyen egymásba vagyunk fonódva.
Bu acı sayesinde, Hofstadter ne kadar derinden birbirimize nüfuz ettiğimizi anladı.Através deste sofrimento, Hofstadter compreendeu quão profundamente fundidos estamos.
Bu acı sayesinde, Hofstadter ne kadar derinden birbirimize nüfuz ettiğimizi anladı.A través de su sufrimiento Hofstadter entendió lo profundamente compenetrados que estamos.
Bu acı sayesinde, Hofstadter ne kadar derinden birbirimize nüfuz ettiğimizi anladı.Attraverso la sua sofferenza, Hofstadter ha capito quanto siamo profondamente legati l'un l'altro.
Bu acı sayesinde, Hofstadter ne kadar derinden birbirimize nüfuz ettiğimizi anladı.Díky svému utrpení Hofstadter pochopil, jak moc jsme navzájem propojeni.
Bu acı sayesinde, Hofstadter ne kadar derinden birbirimize nüfuz ettiğimizi anladı.Door zijn lijden begreep Hofstadter hoe diep verbonden wij zijn.
Bu acı sayesinde, Hofstadter ne kadar derinden birbirimize nüfuz ettiğimizi anladı.Durch dieses Leiden verstand Hofstadter, wie tief wir in einander eindringen.
Bu acı sayesinde, Hofstadter ne kadar derinden birbirimize nüfuz ettiğimizi anladı.고통을 통해 호프스태터는 우리가 얼마나 깊히 상호작용을 하는지를 깨달았습니다.
Bu acı sayesinde, Hofstadter ne kadar derinden birbirimize nüfuz ettiğimizi anladı.Melalui penderitaannya, Hofstadter memahami seberapa dalam kita saling meresapi.
Bu acı sayesinde, Hofstadter ne kadar derinden birbirimize nüfuz ettiğimizi anladı.Par sa souffrance, Hofstadter a compris la profondeur de notre interpénétration.
Bu acı sayesinde, Hofstadter ne kadar derinden birbirimize nüfuz ettiğimizi anladı.Poprzez swoje cierpienie Hofstadter zrozumiał jak dogłębnie przeniknięci jesteśmy.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod