Bu Hoy hanlığının nüfuzunu hayli artırdı.De macht van de familie Wang nam hierdoor aanzienlijk toe.
Bu gruplar Arafat'ın nüfuz alanı dışında hareket ediyor ve el-Fetih ile çekişme içine giriyordu.De Grenslandhallen werden uitgebreid met de Ethias Arena en Plopsa Indoor Hasselt.
Nüfuzu giderek arttı.Ludzi coraz więcej.
Aspasia'nın Perikles ile olan ilişkisi ve buna bağlı siyasal nüfuzu tepki uyandırmıştır.Związek Aspazji z Peryklesem i wynikające z tego jej wpływy polityczne, wywoływały sprzeciw.
Bir noktada Nikomedes, istediği nüfuza kavuşur.Podczas rzutu wypada liczba, której sobie życzył.
Sovyetlerin canını sıkan bir nokta da, Yugoslavya'nın Arnavutluk üzerindeki nüfuzuydu.Znaczenie Albanii w polityce radzieckiej było bardzo istotne, dopóki wrogie były stosunki ZSRR z Jugosławią.
Gerçi onlar dini tam olarak inkar etmemiş, sadece onun toplumdaki rolünün ve nüfuzunun azaltılmasını istedi.Uwierzyła im i poszła z nimi, ale oni ją napadli i obrabowali.
Bu frekans aralığı dünyaya nüfuz edebildiğinden madenlerde iletişim için de kullanılmaktadır. ^ "Rec.Detta band används för kommunikation i gruvor, eftersom det kan tränga in i jorden. ^ ”Rec.
Büyüleyici güzelliği ve parlak zekâsı sayesinde büyük bir nüfuz sahibi oldu.Hennes rykte och hennes uppenbara skönhet orsakade mycket uppmärksamhet.
Enerjinin tüm egzotik biçimleri boş alanı da içeren tüm uzaya nüfuz eder.Heltäckande eter: alla platser i rymden är fyllda med materia.
Yakalandığında, serbest bırakılması için kardeşinin nüfuzunu kullandı.Коли його ловили, він використовував вплив свого брата для уникнення покарання.
Japonlar, Hem Tayland hem de Çinhindi'de nüfuzlarını genişletebildiler.Вони змогли розширити свій вплив як в Таїланді, так і в Індокитаї.
Batı dünyasında, konusundaki yayımlanan en nüfuzlu kitap olduğu söylenebilir.Запевняю вас, любий друже, що в міркуванні складу це найкраща книга в світі.
Kendisi de bu zenginliğin ve nüfuzun varisi oldu.Stal se zakladatelem slávy a bohatství rodu.
Polonya üzerinde büyük nüfuzları mevcuttu.Naopak napjaté vztahy panovaly s Polskem.
Bu müftünün o havali Türkleri nezdinde pek büyük bir nüfuzu vardı”.Portul lor este absolut turcesc în această regiune”.
Zaman zaman zengin kesimin nüfuz göstergesi, yanında bulundurduğu köle sayısı olmaktaydı.Importanța unui boier creștea odată cu numărul de sclavi pe care îi deținea.
Likörler, aroma nüfuz edilmesi sonucu elde edilen, yüksek şeker katkılı içkilerdir.Gustul dulce, fructat ascunde conținutul extrem de ridicat de alcool.
Yerel Roma vatandaşı, belki de biraz nüfuzlu bir adam olan Julius Marinus'un oğludur.El era fiul lui Iulius Marinus, cetățean roman.
Nüfuzunu arkadaşlarına yardımcı olmak için kullanmıştır.Și-a folosit relațiile personale pentru ai ajuta pe alții.
Orta Doğu ve Kafkaslar’daki İngiliz-Rus nüfuz rekabeti, Mart 1921 yılında yapılan anlaşmayla sona ermiştir.Războiul civil rus dintre Albi și Roșii s-a purtat cu furie până în 1921.
İngilizler Irak'ta bir nüfuz alanı oluşturmuşlardı.A rómaiak kiterjedt úthálózatot hoztak létre Britanniában.
Nüfuz derinliği hal değişiminde mutlak hale gelir.A különbség a fejkendő változatosságában merült ki.
Derin çekme sonucunda duman akciğerde daha derine nüfuz eder.Érzéstelenítő hatású, azaz segít minél mélyebben letüdőzni a füstöt.
Bundan sonra nüfuzunu kuvvetlendiren Eretna bağımsızlığını ilan etti.A függetlenség kivívása után lakossága megnégyszereződött.
Trablusşam'da nüfuzlu bir Sünni ailedendir.Horvátországi, mégpedig turopoljei származású család.
Nüfuzunu Filistin ve Suriye’ye kadar genişletti.Uralmuk Palesztinára és Szíria nagy részére is kiterjedt.
Böylece Milano'daki Fransız nüfuzu sona ermiş oldu.Tárgyalások kezdődtek a franciákkal Milánó átadásáról.
Oğlu üzerinde büyük bir nüfuzu vardı.Hänellä oli suuri vaikutus poikaansa.
Ruslar Türkmenistan'a ilk bu şehirden nüfuz ettiler.Ensimmäiset eurooppalaiset tulivat alueelle Venäjältä.
Coureurs de bois olarak bilinen bu yerliler Fransız nüfuzunun güney ve batı yönünde genişlemesini sağladılar.Nämä coureurs de bois -nimellä tunnetut miehet levittivät Ranskan vaikutusta Suurten järvien ympäristössä.
Bir noktada Nikomedes, istediği nüfuza kavuşur.Nelososassa kullakin tasolla saa viipyä haluamansa ajan.
Zaman zaman zengin kesimin nüfuz göstergesi, yanında bulundurduğu köle sayısı olmaktaydı.Perheen varallisuutta osoitti sen omistamien orjien määrä.
Ölümünden sonra bile, ülkesinin en nüfuzlu bilim adamlarından sayıldı.Hän oli myös tieteiden suosija ja kuolemaansa asti hallituksen vaikuttavin mies.
Ancak bu esnekliklerine rağmen tanrıların yetenekleri ve nüfuz alanları sınırlıydı.Παρά την ευελιξία αυτή, οι θεοί είχαν περιορισμένες δυνατότητες και σφαίρες επιρροής.
Yakalandığında, serbest bırakılması için kardeşinin nüfuzunu kullandı.Da han ble tatt, brukte han brorens innflytelse for å bli løslatt.
Fakat nufûzlu emirler israr ettiler ve kendisine sadakatle hizmet edeceklerine dair yeminler ettiler.Og de tok barna med dem, og lærte dem deres tale, og de ble døpt.
Kuvvetli nüfuz eder.Fikk stor innflytelse.
Bu nüfuz zorlayıcı veya rekabetçi olabilir, işbirliğine dayanabilir.Dette kan være en fordel eller svakhet mellom konkurrenter.
Bu üçlünün, kamu işleri üzerinde kontrolü sağlayabilmek için hem paraları hem de politik nüfuzları vardı.Mellom de tre var det nok penger og politisk innflytelse til å kontrollere offentligheten.
Nüfuzunu arkadaşlarına yardımcı olmak için kullanmıştır.Den fikk han kjøpt ved hjelp av venner.
İngilizler Irak'ta bir nüfuz alanı oluşturmuşlardı.Britene organiserte et inspeksjonsystem.
Birçok radyo frekansları atmosferimize oldukça iyi nüfuz eder.De fleste av disse gassene forekommer naturlig i atmosfæren.
Aspasia'nın Perikles ile olan ilişkisi ve buna bağlı siyasal nüfuzu tepki uyandırmıştır.Hennes forhold til Perikles og hennes underliggende politiske innflytelse skapte mange reaksjoner.
Yerel Roma vatandaşı, belki de biraz nüfuzlu bir adam olan Julius Marinus'un oğludur.Ia adalah anak dari Julius Marinus, seorang warganegara Romawi setempat, kemungkinan dengan jabatan tertentu.
Prens Ui'nin nüfuzu annesi ve Leydi Jang yüzünden tahta sahip olmak için güçlü değildi.Pengaruh Pangeran Yi Kang terhadap takhta tidak kuat karena ibunya sendiri, Nyonya Jang, sudah meninggal.
NATO ve Varşova Paktı gibi askeri ittifaklar ise nüfuz gösterilmesine vasıta olan diğer alanlardan biridir.Aliansi militer semacam NATO dan Pakta Warsawa adalah forum lain yang menjadi sumber pengaruh.
Bu nüfuz zorlayıcı veya rekabetçi olabilir, işbirliğine dayanabilir.Pengaruh ini bisa bersifat koersif, atraktif, kooperatif, atau kompetitif.
Nüfuzu giderek arttı.Populasinya mulai meningkat.
Britanny ve Katalonya'da ise kralın nüfuzu yok denecek kadar azdı.Di Bretagne dan Katalonia, kekuasaan raja Francia Barat sama sekali tidak dirasakan.
Bathypelagic bölgede okyanusun %90’ını kapsar ve bu bölgeye hiçbir ışık nüfuz etmez.90% không gian của đại dương nằm trong khu vực bathypelagic (aphotic), nơi mà không có ánh sáng xuyên qua.
Köyün 8000 nüfuzu vardır.Thị trấn có 8000 dân cư.
Yerel Roma vatandaşı, belki de biraz nüfuzlu bir adam olan Julius Marinus'un oğludur.Philippus là con trai của một Marinus Julius, một công dân La Mã địa phương, có thể có vai trò quan trọng.
NATO ve Varşova Paktı gibi askeri ittifaklar ise nüfuz gösterilmesine vasıta olan diğer alanlardan biridir.Các liên minh quân sự như NATO và Hiệp ước Warsaw là một cách khác thông qua đó ảnh hưởng được thực hiện.
Ancak Çinlilerin bölge üzerindeki nüfuzu bunu engellemekteydi.中国人はこの地域を避けるようになっていた。
Bu durum, Bizans İmparatorluğu’nun Abhazya Krallığı’nda nüfuzunu büyük ölçüde korumasına yardım etti.その見返りに、彼はブラウンシュヴァイク市の問題について皇帝の全面的な支援を受ける事ができた。
Toprağın içine nüfuz ettikten sonra patlama gerçekleşir.地面に着弾すると爆発する。
Fakat nufûzlu emirler israr ettiler ve kendisine sadakatle hizmet edeceklerine dair yeminler ettiler.但他們皆因曾受維摩詰居士指正,而婉拒佛的差遣。
Koku moleküllerinin suya daha yavaş nüfuz etmesi nedeniyle, koku alma duyusu da az etkindir.因此濕性耳垢體質的人比較容易有狐臭。
Ölümünden sonra ailesi de bu nüfuzu kullandı ve Çobanoğulları Beyliği ortaya çıktı.在他死後,其妻兒則在荃灣狐狸峽(今和宜合)落籍,後在當地建立大圍村。