Ana içeriğe geç
Sözlük

nüfuz ile cümle

nüfuz kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
10
ORT. KELİME
Bu da Kuzey Suriye’de Hitit nüfuzunun bu dönemde oldukça arttığını ifade eder.Dies wird mit der Zunahme des Schweinebestandes in Schlesien in diese Zeit in Zusammenhang gebracht.
Kuşkusuz bu şartlarda devlet ricali arasında bir nüfuz mücadelesi olması kaçınılmazdır.Innerhalb der Art besteht nur während der Ranz zwischen den Rüden ein verstärkter Konkurrenzkampf.
Ancak özellikle 17. yüzyılda nüfuzları çok arttı.Hier ist die Population allerdings vor allem in den 1970er-Jahren stark zurückgegangen.
Kral, nüfuzunu kötüye kullandı.Le roi a abusé de son pouvoir.
Yakalandığında, serbest bırakılması için kardeşinin nüfuzunu kullandı.Lorsque qu'il fut lui-même arrêté pour ces agissements, il utilisa la notoriété de son frère pour être libéré.
Nüfuzunu arkadaşlarına yardımcı olmak için kullanmıştır.Elle s'en servira pour aider ses amies.
Ayrıca, onun yerine hâcib olarak yine onun bir gulâmı getirilmesiyle saraydaki nüfuzunu devam ettirdi.Elle aime d'ailleurs tellement son pays qu'elle a reproduit une forêt équatoriale dans sa chambre.
Gondor'un düşmanı olan bu topluluk, I. Hyarmendacil tarafından İ.Ç. 1050'de nüfuz altına alındı.Hostiles au Gondor, ils ont été soumis par Hyarmendacil Ier, en 1050 T. Â.
Su aynı zamanda zemine nüfuz ederek, yer altına doğru iner.C'est pour cela qu'elles plongent elles aussi vers le sol.
Rothschild ailesi son 200 yıldır, dünyanın en zengin ve nüfuzlu ailesidir.Depuis plus de 200 ans, la banque Rothschild est au cœur des marchés financiers mondiaux.
Bu hadise Arslan'ın ve ona bağlı Türkmenler'in nüfuz ve itibarını daha da arttırdı.Ceci a contribué à retarder l'essor touristique et économique de Debrecen.
Zengin ve nüfuz sahibi Britanya Yahudisi bir ailenin parçasıydı.Sa famille, riche et instruite, faisait partie de l'aristocratie juive.
Devlet içindeki itibar ve nüfuzu daha da arttı.Sa population et son pouvoir ont grandi considérablement.
Kilise; devlet, siyaset ve toplum hayatında gerektiğinde kullandığı ciddi bir nüfuza sahiptir.Le clergé a d’ailleurs une grande influence sur la vie sociale et politique du pays.
Ancak bu esnekliklerine rağmen tanrıların yetenekleri ve nüfuz alanları sınırlıydı.Sin embargo, a pesar de su flexibilidad, los dioses tenían habilidades y esferas de influencia limitadas.
Bu mimarların nüfuzları Hoysalalar tarafından inşa edilen diğer tapınaklarda görülmüştür.Sus influencias pueden observarse en otros templos construidos por los hoysala.
Padişah hazretlerinden kendilerini daha nüfuzlu kabul eylemek, ne curettir.Si sus transgresiones se toleran, seguirán otras peores.
Yüklendiğinde, elektrik yükü elektrot arasındaki dielektrik nüfuz statik elektrik alanda depolanır.Al depositar una carga eléctrica en ellos, la electrización se mantiene localmente.
Bu tarikattan olan rahipler, imparatorlar ve krallar üzerinde nüfuz kazandılar.En el extenso listado, se pueden visualizar triunfos de algunos reyes y emperadores.
Su aynı zamanda zemine nüfuz ederek, yer altına doğru iner.Durante el avance el agua infiltra en el suelo.
Yüzey kurudukça kireç, pigmentin sıvaya nüfuz etmesini sağlar.Es un medio que permite al pigmento adherirse a las superficies.
Mary'nin senin nüfuzun altında olduğunu başından beri biliyordum.Sapevo fin dall'inizio che Mary era sotto la tua influenza.
Yakalandığında, serbest bırakılması için kardeşinin nüfuzunu kullandı.Quando veniva arrestato usava l'influenza di suo fratello per essere rilasciato.
Süperiletkenlerin çoğunda London nüfuz derinliği 100 nm’dir.Per la maggior parte dei superconduttori la lunghezza di penetrazione è dell'ordine di 100 nm.
Bu müftünün o havali Türkleri nezdinde pek büyük bir nüfuzu vardı”.Centro di accoglienza di quelle dimensioni in un territorio così piccolo ..."
Asitlern direk deriye nufuz etmesini engeller.La torcia non si può accendere manualmente.
Bu frekans aralığı dünyaya nüfuz edebildiğinden madenlerde iletişim için de kullanılmaktadır. ^ "Rec.Potendo attraversare la terra, queste frequenze vengono utilizzate per le comunicazioni in miniera.
Orada Kamlar büyük bir nüfuz sahibiydiler.А их было огромное большинство.
Yugoslavya ve Macaristan % 50 Britanya , % 50 Rus nüfuzu altına terkedildi.Было решено лишь, что США и Великобритания отдадут Москве 50 процентов всех репараций.
Ölümünden sonra ailesi de bu nüfuzu kullandı ve Çobanoğulları Beyliği ortaya çıktı.После гибели мужа и обоих сыновей канула в безвестность.
Polonya üzerinde büyük nüfuzları mevcuttu.Ныне имеет большую популярность в Польше.
Kooperatif şu ana kadar kahve kalitesini arttırmış ve özel markete nüfuz etmeyi başarmıştır.Сотрудничество улучшило качество кофе и позволило ему стать участником мирового рынка кофе.
Özel olarak yapılan macunlara rağmen çocuğu olmamaktadır ve bir oğlu olmamasının nüfuzunu etkilediğine inanır.Он остается у разбитого корыта, не зная, что где-то растёт сын.
Daha sonra bu ruhban sınıfı Roma İmparatorluğuna yayılmış ve Roma dinine nüfuz etmiştir.За это время его мать стала верным союзником Римской республики, и отдала им Великую Фригию.
Bu nedenle Nusaybin'in eski çağlarda nüfuz ve önemi büyüktür.Вот почему контекст и нюанс так важны.
Khand, Mordor'un nüfuz bölgesiydi ve Gondor tarihinde iki kez geçmektedir.Кудо трижды попадал в розыгрыш лиги Мэйдзин и дважды в лигу Хонъимбо.
Yirmi üç yaşında resmi metres olarak oldukça güçlü ve nüfuzluydu.В течение как минимум 40 лет бренд был достаточно распространен и популярен.
20. yüzyılın başında büyük gazeteler önemli bir üne ve nüfuza sahipti.وفي بداية القرن ال20 كانت الصحف الكبرى صاحبة شهرة ونفوذ كبير.
Tanrıların yeryüzündeki nüfuz alanları şehirler ve onları çevreleyen bölgelerle belirlenmişti.وتركزت دوائر نفوذ الآلهة على الأرض حول المدن والمناطق المطلة عليها.
Von Strempel'e göre Birleşik Krallık ile olan nüfuz yarışını Almanlar kazanmıştı.وبالنسبة لفون استرمبل قد كسب الألمان سباق الهيمنة مع إنجلترا.
Fakat nufûzlu emirler israr ettiler ve kendisine sadakatle hizmet edeceklerine dair yeminler ettiler.وذلك بأن يجعلوا ما على أيمانهم على شمائلهم، ويستقبلوا القبلة، ويدعو الله رافعي الأيدي، مبالغين في ذلك.
Nüfuzunu arkadaşlarına yardımcı olmak için kullanmıştır.لحسن الحظ سيبذل كل شيء تقريباً لمساعدة أصدقائه.
Deneyimsiz bu sultanların döneminde devlet ileri gelenlerinin nüfuzu giderek artmıştır.مع تزايد التهديدات الخارجية، تزداد قدرات الدولة الاستخراجية.
Ancak bu esnekliklerine rağmen tanrıların yetenekleri ve nüfuz alanları sınırlıydı.Apesar dessa flexibilidade, os deuses tinham habilidades e esferas de influência limitadas.
Bölgesel Güç: Bir bölgede güç ve nüfuz uygulayan ulusları tanımlamak için kullanılır.Potência regional: Usado para descrever um país que exerce influência e poder dentro de sua região.
Yerel Roma vatandaşı, belki de biraz nüfuzlu bir adam olan Julius Marinus'un oğludur.Era filho de Júlio Marino, um cidadão romano local, possivelmente de alguma importância.
Böylece Milano'daki Fransız nüfuzu sona ermiş oldu.Por fim ingressou no serviço público de Milão.
NATO ve Varşova Paktı gibi askeri ittifaklar ise nüfuz gösterilmesine vasıta olan diğer alanlardan biridir.As alianças militares como a OTAN e o Pacto de Varsóvia são fóruns através do qual a influência é exercida.
Bu üçlünün, kamu işleri üzerinde kontrolü sağlayabilmek için hem paraları hem de politik nüfuzları vardı.Os três tinham dinheiro e influência política suficiente para controlar a vida pública da nação.
Zaman zaman zengin kesimin nüfuz göstergesi, yanında bulundurduğu köle sayısı olmaktaydı.O status social de um homem era medido em função do número de escravos que possuía.
Nüfuzunu arkadaşlarına yardımcı olmak için kullanmıştır.Porém ele foi ajudado por seus amigos.
Tanrıların yeryüzündeki nüfuz alanları şehirler ve onları çevreleyen bölgelerle belirlenmişti.As esferas de influência das divindades na Terra centraram-se nas cidades e regiões que presidiram.
Böylece Milano'daki Fransız nüfuzu sona ermiş oldu.Einde van de Franse bezetting van Minorca.
Aspasia'nın Perikles ile olan ilişkisi ve buna bağlı siyasal nüfuzu tepki uyandırmıştır.Haar relatie met Perikles en haar latere politieke invloed veroorzaakte nogal wat reactie.
Ancak Çinlilerin bölge üzerindeki nüfuzu bunu engellemekteydi.Gebrek aan controle over de Chinese bewoners dreef hen daartoe.
Bu alternatif zamanda, nüfuzlu ve ahlaksız Biff Tannen’ın etkisi ile kumar 1979’da yasal hale getirilmiştir.Dit kwam door de invloed van de machtige en corrupte Biff Tannen, die legaal gokten in 1979.
Theodoros, bu dönemde oldukça nüfuz edinerek savaş ve barış kararlarına dahi karar verir duruma gelmiştir.Tot op hoge leeftijd bleef Pauling zich bezighouden met vraagstukken op het gebied van oorlog en vrede.
Nüfuzu giderek arttı.Hun aantal neemt toe.
Nüfuz sahibi başka tapınaklarda da bu eğilim göze çarpar.Daardoor zijn er nog meer tempels aan haar toegewijd.
Orada Kamlar büyük bir nüfuz sahibiydiler.Tussen de wijken waren uitgestrekte weilanden gelegen.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod