mutlak ile cümle

mutlak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Mutlak olandır.Es ist vollständig.
1966 Millî Meclis Seçiminde, ÖVP mutlak çoğunluk ulaştı.Am 6. März 1966 errang die ÖVP die absolute Mehrheit.
Yavuz Bingöl mutlaka yavrum ...Bischofsbad, ung.
Mutlaka ona da bahşiş verilir.Dazu gibt er ihr einen Freibrief.
Krallık mutlak veya anayasal olabilir.Die Herrschaftsausübung kann entweder autoritär oder totalitär sein.
Yemekler, mutlaka en az dört çeşitten oluşur.Solch eine Gruppe besteht in der Regel aus nicht mehr als vier Individuen.
Bu tip bir cehennemin, adil, ahlaklı ve mutlak iyilik sahibi bir tanrı fikriyle çeliştiği ileri sürülmektedir.Sie ist das auf allen Gebieten völlig zuverlässige, sachlich richtige, wahre, widerspruchsfreie Wort Gottes.
Mutlak bir sayı değildir.Sie ist keine Quadratzahl.
Sonuç ise Demosthenes'in mutlak zaferiydi.Das bedeutete den endgültigen Sieg für Ephialtes.
Lakin Liberal Demokratlarla birlikte Avam Kamarası'nda mutlak çoğunluk sağlanabilmiştir.Auch im Kongress konnten sich die Demokraten in beiden Kammern klare Mehrheiten sichern.
Mutlaka doktora danışmanız gerekir.Eine Rücksprache mit dem Arzt wird jedoch unbedingt empfohlen.
Mutlak üstünlüğü vardır.Mit allerhöchsten Privilegien.
Kongrenin üçüncü ve dördüncü oturumları Bolşeviklerin mutlak tahakkümüyle gerçekleşti.Im 3. und 4. Satz endet Richter bei Schuberts letzten Noten.
Mod mutlaka eşsiz tek olmayabilir.Ein DPSI kann nicht UNIQUE definiert werden.
Tüm temsiller mutlaka gece yarısından önce biter.Alle Athleten müssen bis spätestens Mitternacht den Marathon beendet haben.
Panendeizme göre tanrı, hem değişmeyen (mutlak), hem de değişendir (göreli).Gehörige Wechsel- und Widerworte Gottes und der Menschen.
Her odada ocak (şömine) mutlaka bulunur.In allen Kleidern haben sie einen deutlichen Überaugenstreif.
Tedavi için mutlaka doktora başvurmak gerekir.Vom Täter wird eine Therapie verlangt.
Örneğin, 3; hem 3'ün hem de -3'ün mutlak değeridir.Beispiel: Es sollen 3 und 4 addiert werden.
Mutlak ağırlık Şekil ’e yerleştirilir.Das Objekt wird mit Energie „besetzt“.
Benden gerçeği aramamı talep edebilirler ama onu mutlaka bulmamı isteyemezler.On doit exiger de moi que je cherche la vérité, mais non que je la trouve.
Çamaşırlar bugün mutlaka tamamen kuruyacaktır zira havalar yeniden çok güzel.La lessive va certainement bien sécher aujourd'hui car il y a de nouveau vraiment du beau temps.
O, mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir."Dhikrâ al-âqiI, Alger, Rahma.
O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.Allah est omnipotent et miséricordieux.
Allah'nın varlığı her zaman mutlak özü ile birlikte düşünülmelidir, ancak insan bunu gerçekleştiremez.Il était soumis à Allah, voué exclusivement à Lui et il n'était point du nombre des associateurs ».
Yani Allah varsa mutlak yokluk yoktur.2- If God is not willing to prevent evil, then he is not all-good.
Her yıl bir ayı mutlaka babasıyla ya İsviçre'de, ya da Rusya'da geçiriyordu.Chaque année, elle passe deux mois avec son père, soit en Russie, soit en Suisse.
İçinde bulunduğunuz sıkıntıları, mutlaka duymak isteyenler dışında kimseye açmayın.Ne vous penchez pas tout à fait vers l'une d'elles, au point de laisser l'autre comme en suspens.
Onlar, mutlaka boğulacaklardır.”Et bien, ils seront emmenées (au Châtiment).
Bazı ilaçlar mutlaka aç kullanılmalıdır.Certains médicaments sont à éviter.
Mutlak bir asgariye indirilmemişler, kendileri için şekillendirilmiş ve üretilmişlerdi.Rien ne leur fut rendu ; tout fut pillé et emporté.
Tanrı mutlak iyidir.Dieu est un être parfait.
Bu dönemde padişahlık kurumu, halk üzerinde mutlak bir egemenlik sürdürmüştür.Jusqu'à cette date les habitants étaient encore mainmortables vis-à-vis de leur seigneur.
Mutlaka manevi güç de bulunmalıydı.Mais ils pouvaient acquérir un pouvoir spirituel.
(ÖVP) 1966 Millî Meclis Seçiminde, ÖVP mutlak çoğunluğu alıp, II. Klaus Hükümetinde görev aldı.Lors de ce scrutin, l'ÖVP remporte une majorité absolue et forme le gouvernement Klaus II.
Pastafaryan inanç sistemine göre, korsanlar "mutlak kutsallıktaki varlıklar"dır ve gerçek Pastafaryanlardır.Selon le pastafarisme, les pirates sont les premiers pastafariens, des « êtres absolument divins ».
Bu yeni sonuçlar, mutlak yorumlanması dışında Afrika'dan çıkış modeli ile de çelişmemektedir.Ce qui constituerait une preuve que le modèle unique de remplacement à partir de l'Afrique serait erroné.
Mutlak çoğunluğu almak çok zordur.Seule la majorité absolue est suffisante.
Fakat o kadar çok email aldım ki, insanlar benden mutlaka bir şeyler bekliyorlar.Depuis l'arrivée, j'ai reçu de nombreux messages de gens qui ne m'en envoient jamais habituellement.
İsrailoğullarının "kurtarma" anlayışı, "Kudreti Mutlak"ın doğasıyla örtüşmektedir.Et les enfants d’Israël eurent une grande frayeur, et crièrent à l’Éternel.
Burada efektif talebi mutlak talebten ayırmak gerekmektedir.En ce sens la théorie demande de concéder l’existence d’absolues.
Örneğin; bir reel sayının mutlak değeri, hiçbir zaman negatif değildir.Or, dans l'ensemble des réels, le carré d'un nombre n'est jamais strictement négatif.
Zemin rengi mutlaka yeşil olmalıdır.Les terrains artificiels doivent être de couleur verte.
İkinci turda mutlak çoğunluk aranmaz.Le SPÖ obtient la majorité absolue.
Öyle ki her evin önü mutlaka güllerle bezelidir.Chaque famille a son rouet.
Evet, mutlaka bir tane yapacağım.J’en voudrais avoir un.
Böylelikle, Mutlak Tin haline gelir.Fin. devient obligatoire.
Lepromlar iyileşecek olurlarsa mutlaka yerlerinde iz bırakırlar.S'ils picorent à tort, la récompense leur est interdite.
Zorda kalmadikca savasmaz savasirsa da mutlaka kazanir.La guerre étant inévitable, il convient de la gagner.
Bu cümle her Yıldız Savaşları filminde mutlaka en az on kere söylenmiştir.Cette phrase a été dite par au moins un personnage dans chacun des films des deux premières trilogies.
Mutlak bir sayı değildir.Ce n'est pas un SIG complet.
Mutlaka tedavi edilmesi gerekir.Il faudra alors le soigner.
Mutlaka doktora danışmanız gerekir.Consulter son médecin est bien évidemment conseillé.
Mutlaka bir şeyler yapmalıyız.Quelque chose doit être fait.
Film mutlak bir başarı kazanmış ve devrinin en etkili filmlerinden biri olmuştu.Le lancement du film est un véritable succès et est une des sorties de film les plus réussies.
Lakin Liberal Demokratlarla birlikte Avam Kamarası'nda mutlak çoğunluk sağlanabilmiştir.Au contraire, les libéraux exigeaient une majorité dans les trois régions du pays.
Abhazya mutlak suretle Bağımsızlığını ilan etti.L’ABAKO demandait au contraire l’accession immédiate à l’indépendance.
Ama bütün toplumların yapılarında, kendi aralarında çatışan çelişkiler mutlaka vardır.Les fuyards peuvent, alors, se disputer, entre eux, la victoire d'étape.
Juliet, kız kardeşiyle vedalaşır ve doğumdan önce mutlaka geri dönüp yanında olacağını söyler.Elle lui dit au revoir en promettant de revenir avant de s'enfuir.
Mod mutlaka eşsiz tek olmayabilir.La solution n'est pas nécessairement unique.

İlgili Sayfalar